Cumhuriyet Dönemi Türk Sanatı

Cumhuriyet Dönemi Türk Sanatı

Atatürk, çağdaş dünyada sanatı medeni milletler içinde yer almanın vazgeçilmez şartı olarak kabul etmiş sanatçıların yetişmesine büyük önem vermiştir. Bunun sonucu olarak cumhuriyetin ilk yıllarında yetenekli gençler resim, müzik, heykel ve edebiyat öğrenimi için Avrupa başkentlerine gönderilmiştir.

Mimari
Osmanlı Devleti’nin son zamanlarında Batı’yla siyasi ve ekonomik ilişkilerini geliştirmesi, kültürel alanda da etkileşimi beraberinde getirmiştir. Bu etkileşimin bir sonucu olarak mimari alanda yabancı akımlar etkili olmaya başlamıştır. II. Meşrutiyet’in ilanından sonra kendini hissettirmeye başlayan milliyetçilik akımı, Osmanlı mimarlarını da etkilemiştir. Osmanlı mimarisini Batı etkilerinden kurtarmak isteyen mimarlar, “I. Ulusal Mimarlık Akımı” etrafında toplanmıştır. Bu akıma göre Selçuklu ve Osmanlıdan gelen mimari ögeler Batı tarzlarıyla birleştirilmelidir.
Ulusal Mimarlık Akımı 1930 yılına kadar etkisini sürdürmüştür. Bu dönemde yapılan eserlerde Klasik Osmanlı Döneminde görülen sütun ve kemerler yeniden kullanılmıştır. Yapıların cephe, giriş ve köşeleri kubbelerle hareketlendirilerek, yapı planları Batı’dan alınırken süslemede Türk çinileri kullanılmıştır. Ali Talat Bey, Mimar Kemalettin Bey, Vedat Tek dönemin ünlü mimarları arasındadır.
1940-1950 yılları arası gelişen “II. Ulusal Mimarlık Akımı” Selçuklu ve Osmanlı geleneğini devam ettirmiştir. Bu dönemdeki sivil mimarlık özellikle Türk evinin etkisinde kalmıştır. Akımın temsilcisi sanatçılar anıtsal boyutlu simetrik eserlerinde kesme taş kullanmışlardır. Dönemin önemli eserlerinden biri olan Anıtkabir, Emin Onat ve Orhan Arda tarafından yapılmıştır.

Müzik
Cumhuriyet Döneminde inkılapların da etkisiyle müzikte daha çok Klasik Batı müziğine önem verildi. 1924 yılında ortaöğretime müzik öğretmeni yetiştirmek amacıyla Millî Eğitim Bakanlığına bağlı olarak Musiki Muallim Mektebi kuruldu. Sanatçı yetiştirme işlevini de üstlenen kurum, zamanla Ankara Devlet Konservatuvarına dönüştü. Diğer taraftan yetenekli gençler müzik eğitimi için Avrupa ülkelerine gönderildi. Batı’da çok sesli sanat müziğinde sesini ilk duyuran Türk sanatçı Cemal Reşit Rey oldu. Öğrenimlerini devlet adına yurtdışında yapan Ulvi Cemal Erkin, Hasan Ferit Alnar, Ahmet Adnan Saygun, Necil Kazım Akses dönüşlerinde Ankara Musiki Muallim Mektebinin öğretmen kadrosuna katıldılar. Bu sanatçılar Türk sanat tarihinde Türk Beşleri olarak anıldılar. Eserlerinde genellikle Batı müziği ilkelerini halk müziğinden gelen ögelerle birleştirdiler. Bu müzisyenler görüşleriyle Cumhuriyet Dönemi müzik eğitim sisteminin oluşumunda önemli rol oynadılar.

Güzel Sanatlar
Türkiye’de heykel sanatı ile ilgili çalışmalar 1883’te kurulan Sanayii Nefise Mektebinde başlamıştır. Cumhuriyetle birlikte heykel sanatında önemli gelişmeler yaşanmıştır. Ülkemizde heykel sanatçısının az olması nedeniyle öğrenciler Avrupa’ya eğitime gönderilmiş, yurt dışından da heykeltıraşlar getirtilmiştir. Ülkemizin değerlerinin gün ışığına çıkarılması için arkeolojik kazılara başlanmıştır. Ayrıca heykel ve kabartmalarda Kurtuluş Savaşı ve inkılaplar konu alınmıştır. Bu dönemin ilk heykeltıraşları çok sayıda Atatürk büstü yapmışlardır. Sanatçılar heykellerde taş, mermer, bronz, ahşap, alçı gibi malzemeler kullanmışlardır Dönemin ünlü heykeltraşları arasında yabancılardan Heinrich Krippel (Henri Krippel), Pietro Canonica (Pietro Kanonika) yerli sanatçılardan Ratip Aşir Acudoğlu, Ali Hadi Bara, Zühtü Müridoğlu vb. gösterilebilir.
Türk sanatında Uygurlarla başlayan minyatür, XVIII. yüzyılda giderek etkinliğini yitirmiş, yerini resim sanatına bırakmıştır. Sultan Abdülaziz Döneminde Avrupa’ya gönderilen ilk resim sanatçıları Türkiye’de resim sanatının gelişmesinde etkili olmuştur. Şeker Ahmet Paşa, Osman Hamdi Bey, Süleyman Seyyid Bey ve Hüseyin Zekai Paşa bu dönemde yetişen ünlü ressamlardır.
1883’te kurulan Sanayii Nefise Mektebi resim sanatını yönlendiren en önemli eğitim kurumu olmuştur. Bu kurum 1928 yılında Güzel Sanatlar Akademisi 1982’de Mimar Sinan Üniversitesi adını almıştır. Bu okuldan mezun olan İbrahim Çallı, Hüseyin Avni Lifij, Namık İsmail vb. Türkiye’de resim sanatının gelişmesinde önemli rol oynamışlardır. “1914 Kuşağı” adıyla da anılan bu sanatçılar etkinliklerini Osmanlı Ressamlar Cemiyeti aracılığıyla çıkardıkları dergilerdeki yazılarla ve açtıkları sergilerle sürdürmüşlerdir. 1929’da Bağımsız Ressamlar ve Heykeltıraşlar Birliği kurulmuştur. Türk öğretmenlerinin yetiştirdiği ilk kuşak olan bu ressamlar Türk resim sanatında yeni bir dönemin öncüsü olmuş ve resim sanatının benimsenmesi için büyük çaba harcamışlardır. Bu sanatçılar Osmanlı Devleti, Kurtuluş Savaşı, cumhuriyetin ilk yılları ve Atatürk’ün başlattığı yeniliklerle ilgili resimler yapmışlardır. 1933’te bazı ressamlar Türk resminde modern bir atılımı gerçekleştirmek amacıyla bir araya gelip “D Grubu”nu kurmuşlardır. Bu ressamlar Türk resim sanatının Avrupa sanat akımları doğrultusunda gelişmesi gerektiğini savunmuşlardır. Eserlerinde kübist anlayışın etkisinde kalmışlardır. 1947’den sonra bu grup dağılmış, sanatçıların her biri kendi resim anlayışında çalışmalarına devam etmiştir.

Edebiyat
Cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte, her alanda olduğu gibi edebiyat ve sanatta da yeni bir dönem başlamıştır. Cumhuriyet’in ilk yıllarında, daha önce Millî Edebiyat akımı etkisinde şiirler yazan Beş Hececiler, hece ölçüsüyle şiir yazmayı sürdürmüştür. Bu dönemde Beş Hececilerden ayrı olarak Yahya Kemal Beyatlı, Ahmet Haşim, Ahmet Hamdi Tanpınar, Ahmet Kutsi Tecer, Ahmet Muhip Dıranas gibi şairler de önemli eserler vermişlerdir. 1928’de Yedi Meşaleciler olarak bilinen topluluk ortaya çıkmıştır. Yine bu yıllarda Cahit Sıtkı Tarancı ile Fazıl Hüsnü Dağlarca dönemin diğer önemli şairleridir. Hikâye ve romanda; Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Reşat Nuri Güntekin, Sait Faik Abasıyanık, Memduh Şevket Esendal ve Peyami Safa dönemin öne çıkan en önemli yazarlarıdır. Bu dönemde dilde sadeleşme çalışmaları hızlanmış; sürüp gelen dil tartışmaları, Türk Dil Kurumunun kurulmasıyla bilimsel bir zemine oturtulmuştur. Eserlerde Kurtuluş Savaşı, millî sorunlar ve Anadolu halkının yaşam biçimi işlenmiştir. Sanatçılar, yapılan inkılapları benimsetmeyi, halkı aydınlatmayı görev saymışlardır.
Böylece öykü ve romanda toplumsal gerçekçilik olarak adlandırılabilecek bir anlayış ortaya çıkmaya başlamıştır. İstanbul dışından da konuların seçilmesine paralel olarak
taşrada da pek çok edebiyatçı yetişmiştir. Şiirde ise aruz vezninin yerini hece ölçüsü alırken biçim serbestliği sağlanmıştır.

tarihtendersler.com