İlk Türk Devletlerinde Eğitim

İlk Türk Devletlerinde Eğitim

Eğitim Anlayışı
Yukarıdaki metinlerden anlaşıldığı gibi ilk Türk devletlerinde bilgiye ve bilgili insana önem verilmiştir. Bilgili olmak sadece yöneticilerin sahip olması gereken bir özellik olarak görülmemiş; bilgelik, toplumun diğer fertlerinde de aranarak “alp insan” anlayışı ortaya çıkmıştır. Alp insan, cesur ve bilgili olarak nitelendirilmiştir.
MÖ V. yüzyıla ait Esik Kurganı’nda bulunan yarısı kırık bir kabın üzerindeki 11 harflik iki satır yazı; Türklerde yazının çok eskiden beri kullanıldığını göster-miştir. Yine Hunlara ait ev araç gereçleri, süs eşyaları, silahlar, at koşum takımları vb. kalıntıların üzerinde de yazılara rastlanmıştır. “Baba gören ok yontar, ana gören elbise biçer.” atasözünden de anlaşılacağı üzere Türklerde eğitimin toplumsal bir görev kabul edildiği söylenebilir. Atlı göçebe kültürünü benimseyen Türkler genellikle bilgi ve tecrübelerini sonraki kuşaklara ailede ve sosyal yaşam içinde aktarmışlardır. Sosyal hayatta aileden başlayıp millete kadar uzanan belirli bir nizam ve kaideye sahip Türklerin yazılı olmayan töre kurallarını nesiller boyu aktarmaları onların eğitim konusuna önem verdiklerini göstermektedir. Bu doğrultuda töre, eğitimin yeni kuşaklara aktarılmasında da önemli bir yere sahiptir. Eğitimde ailenin önemli rol oynadığı, erkek ve kızlar arasında bir ayrım yapılmadığı da bilinmektedir. Yaşam tarzı olarak da diğer Türk devletlerinden ayrılan Uygurlar ilk kez örgün eğitim kurumlarını oluştur-muşlar; bilim, sanat, eğitim ve öğretimde öncülük yapmışlardır. Uygurların, bilgi ve kültür düzeylerindeki gelişmişlik; onların yüzyıllarca çeşitli Türk ve yabancı devletlerin saraylarında kâtiplik, bürokratlık, danışmanlık, tercüman-lık, öğretmenlik ve kültür elçiliği görevlerini yapmalarını sağlamıştır. Dönem-lerine ait çeşitli alanlarda bir çok yazılı belge bırakan Uygurların kâğıdı ve matbaayı Avrupalılardan önce kullandıkları, kendilerine ait mabetlerde dinî nitelikli eserlerin yer aldığı ve kütüphanelere sahip oldukları bilinmektedir.

Askeri Eğitim
Atlı göçebe hayat tarzını benimseyen Türkler, sürekli savaş tehlikeleri ile karşı karşıya oldukları için her an hazırlıklı olmak durumundaydı. Toplumun her ferdi gerektiğinde nerede ve nasıl hareket edeceğini önceden bilmeliydi. Bu yüzden Türklerde askerî eğitim zorunluluk hâlini almıştı. Türklerin çocukluk çağlarında oynadıkları oyunlar askerî eğitimlerinin başlangıcını oluştururdu. Hiçbir ayrım yapılmaksızın her çocuk, ata binmeyi ve at üzerinde ok atmayı öğrenirdi. Böylece gençlik çağına gelip Türk ordularına katıldıklarında çok iyi ata binerek ok ve yay başta olmak üzere at sırtında her türlü silahı rahatlıkla kullanabilirdi. Özellikle ordunun eğitimine de önem verilirdi. Barış zamanında yapılan sürek avları bir nevi askerî tatbikat niteliğindeydi.

Mesleki Eğitim
Genel anlamda hayvancılık ve tarımla uğraşan Türkler, savaşçı bir karaktere sahip olduklarından bu yaşantıya uygun gerekli araç ve gereç yapımına önem vermişlerdir. Böylece çadır, kürk, halı, kilim, madenî eşya ve silah yapımında ileri gitmişlerdir. Bu mesleki eğitim, usta-çırak ilişkisi içinde becerilerin aktarıl-ması şeklinde gerçekleştirilmiştir. Araç gereçlerin yapımında farklı madenlerin kullanılması Türklerde madenciliğin (altın, demir, bakır vb.) gelişmesini sağla-mıştır. Tahta oymacılığını da bilen Türkler Uygurlar Döneminde bunu geliştirerek matbaacılığa zemin hazırlamıştır.

Türklerde Bilim
İlk Türklerin yaşadıkları bölgelerde yapılan arkeolojik kazılarda çıkarılan çeşitli kaplar, giysi, takı ve hayvan kalıntıları eski dönemlerden itibaren onların bazı basit tekniklerle kimya, ilaç yapımı, veterinerlik ve tıp ile ilgili bilgilere sahip olduğunu göstermiştir.
Türklerin bilimsel çalışmaları geliştirmesinde belirleyici unsur diğer alanlarda olduğu gibi yaşam tarzıdır. Konargöçer bir hayat sürdüren Türkler yer değiştirmek, yerleşik hayata geçtiklerinde de tarımsal faaliyetlerini gerçek-leştirmek için astronomi bilimine ilgi duymuşlardır. Güneş ve Ay’ın hareket-lerini izlemişler, Venüs ve Merkür gezegenlerinin varlığını tespit ederek onları sabah yıldızı ve akşam yıldızı olarak adlandırmışlar ve yıldızlara bakarak yön tayin etmeye çalışmışlardır. Bugün “Nevruz Bayramı” olarak kutlanan gün, Dünya’nın kendi ve Güneş etrafındaki hareketlerinin gözlen-mesiyle tespit edilmiştir. Orta Asya’da yaygın olarak kullanılan “On İki Hayvanlı Türk Takvimi”ni ilk kez Türkler düzenlemiştir. İpek Yolu güzergâ-hındaki bölgelerde yerleşmiş olan Türklerin önemli geçim kaynaklarından biri de ticaret olmuştur. Bu yüzden Türkler matematikle ilgilenmişlerdir. Erken tarihlerden itibaren on tabanlı (desimal) sistemi kullanmış, bu sistemle çeşitli matematik işlemlerini de yapmışlardır. Genel olarak Türklerdeki matematik bilgisi günlük hayatta kullanılan dört işlemden ibaretti. Türkler ağırlık ve uzunluk ölçüleriyle ilgilenmiş olup takas alış verişine uygun belli birim ölçülerini kullanılmışlardır. Zaman içinde bazı ağırlık ve uzunluk ölçüleri ile para birimlerinin kullanıldığı hukuk metinlerinden anlaşıl-maktadır. Türkler madenleri bıçak, kama, kap kacak, süs vb. eşya yapımında kullanmışlardır. Türklerin kullandıkları ilk maden olan bakırın alaşımlarından tunç ya da bronz elde etmişlerdir. Kök Türkler Dönemine yönelik yapılan araştırmalar neticesinde demirin eritilmesinin bilindiği, aynı zamanda çelikten çeşitli silahlar yapıldığı anlaşılmıştır. Çin kaynakların-dan Uygurların maden kömürü kullandıkları tespit edilmiştir. Ayrıca Uygurların, nişadır ticareti yaptıkları, boraks elde ettikleri bakırcılık ve kuyumculukta bir hayli ileri olduk-ları çeşitli kaynaklarda yer almıştır.
Türkler tıp alanında çalışmalar yapmışlardır. Genel olarak erken dönemlerde basit yara, kırık, çıkık vb. tedavisi şeklinde görülen tıp bilgisi, zaman içinde çok hızlı olmasa da belli bir çizgide gelişim göstermiştir. “Otacı” adı verilen şifacılar halkın tedavisinde görev almıştır.
Uygurlar tıp alanında, diğer Türklerden daha ileriye gitmişlerdir. Hint ve Çin uygarlıklarına ait tıp bilgisinden de çeviriler yapmışlar, cerrahi müdahale yerine ilaçla tedaviyi tercih etmişlerdir. Bu yüzden eczacılıkta gelişen Uygurlar, çeşitli bitkisel ve hayvansal ürünlerden ilaçlar yapmışlardır. Onlardan günümüze kadar gelen bir tıp kitabında; baş ağrısı, göz, kulak, burun ve zihin hastalıkları gibi birçok hastalık hakkında bilgi bulun-maktadır. Ayrıca Uygurlar, Çinlilerde görülen akupunktur benzeri bir tedaviyi de uygula-mışlardır.

tarihtendersler.com