Tanzımat’tan Sonra Osmanlı Toplum Yapısındaki Değişim

Tanzımat’tan Sonra Osmanlı Toplum Yapısındaki Değişim

II. Mahmut’un Osmanlı toplumunu oluşturan bütün unsurları tebaa olarak kabul etmesiyle toplum yapısında yeni bir dönem başladı. Tanzimat Fermanı’nda “Yüce devletimizin tebaası Müslümanlarla öbür milletler fermanın belirttiği bütün haklardan yararlanacaklardır.” hükmünün yer alması önemli bir yenilikti. Böylece devlet-toplum ilişkilerine yeni bir dönem başlamaktaydı. Halkın tabii hakları ve devlete karşı vazifelerinin tespit edildiği bu ferman ile halkın hak ve vazifeler yönünden eşitliği kabul ediliyordu. Padişah, devlet erkânı ve bütün memurlar, halk huzurunda Tanzimat esaslarına riayet edeceklerine dair söz vermişlerdi. Tanzimat prensipleri ile tezat teşkil edecek hususları ihtiva eden kanun ve uygulamalar da yasaklanmıştı. Yapılan bu yeniliklerle “reaya” yerine “tebaa” kelimesi kullanılarak -başlangıçta tüm yönetilen halk için kullanılan reaya kelimesi sonraları sadece gayrimüslimler için kullanılmıştır- kanun önünde eşit vatandaşlık oluşturulmuştur.
1856 Islahat Fermanı bu prensipleri genişleterek açıklığa kavuşturdu, özellikle uygulamaya yönelik somut reformları sıraladı. Islahat Fermanı’nda bütün yurttaşlara memuriyet hakkının tanınması ile toplumsal yapıda yeni bir dönem başlıyordu. Yapılan bu çalışmalar ile Osmanlı tebaasının din ve ırk ayırımı gözetilmeksizin kaynaştırılması ve devletin geleceği ile ilgili bir Osmanlı toplumu hedeflenmişti.
Bu düzenlemelerden sonra açılan yeni okullarda yenilikçi anlayışa sahip insanlar yetişti. Bunun yanında Osmanlı geleneği ve eski eğitim kurumları da devam ediyordu. Bu durum Osmanlı Devleti yıkılıncaya kadar toplumda Osmanlıcı, Türkçü, İslamcı ve Batıcı fikir akımlarını ortaya çıkardı.

TOPLUMSAL DEĞİŞİM
Osmanlı Devleti’nde XVIII. yüzyılın sonlarından itibaren nüfus yapısında değişiklikler oldu. Savaşlara bağlı olarak Kırım ve Kafkasya’dan Anadolu’ya göçler yoğunlaştı. 1860’ta “Muhacirin Komisyonu” kurularak göçmenlerin nakli, iskânı ve yer-yurt sahibi olmaları sağlandı. Bu dönemde meydana gelen göç olayları 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı’nda da devam etti. Bu durum Osmanlı nüfus yapısında değişikliklere neden oldu. Bir taraftan Osmanlı genel nüfusu toprak kayıpları ile azalırken diğer taraftan daralan Osmanlı sınırları içindeki nüfus gitgide arttı. Buna bağlı olarak Osmanlı sınırları içinde yaşayan Müslüman halkın nüfusu gayrimüslimlere oranla daha da arttı.
XIX. yüzyılda bayram günleri dışında eğlence yerleri olan mesireler önceki dönemde olduğu gibi önemini korudu. Göksu, Kâğıthane, Beykoz, Çamlıca ve Kavacık gibi mesire yerlerinde beyler ve hanımlar ayrı ayrı kayıklar ya da arabalarla gezmeye çıkarlardı.
Büyük pazarlarda sportif yarışmalar, çeşitli oyunlar ve farklı kültürel etkinliklerin gerçekleştirildiği panayırlar düzenlenirdi. Ayrıca büyük şehirlerde Ramazan aylarında akşamları karagöz, orta oyunu ve meddah eğlenceleri düzenlenirdi.
Batı’da başlayan kadın-erkek eşitliği tartışmaları Osmanlı toplumunu kademeli olarak etkilemiştir. Ahmet Cevdet Paşa’nın kızı Fatma Aliye Hanım yaptığı çalışmalarla Osmanlı toplumunda ilk kadın hakları savunucusu olmuştur. Kadının sosyal hayatta etkili rol alması gerektiğini vurgulayan çalışmalarda bulunan yazar, sonraki dönemlerde kadınlar ile ilgili birçok eserin ortaya çıkmasında öncü olmuştur. Yine bu dönemde sayıları sınırlı da olsa kadınlar bazı iş kollarında çalışma hayatında yer almaya başlamışlardır. Tanzimat Dönemi reformları Osmanlı aile yapısını da etkiledi. Şehirlerde modern aileler oluşmaya başlarken kasaba ve köylerde geleneksel aile yapısı devam etti. Ancak 1858’de çıkartılan Arazi Kanunnamesi geniş ailenin ortadan kalkmasına zemin hazırladı.
Osmanlı Devleti’nde toplumsal değişim orduyla başlamıştı. Askerî kıyafetlerde görülen Batı tarzı giyim toplumun diğer kesimlerinde de kullanıldı. Devlet memurları ve Istanbul halkı, baştaki sarığı bırakıp fes, cübbe; şalvar yerine setre ve pantolon giymeye başladı. Kadın giyiminde ferace ve yaşmak tarihe karışırken şık çarşaflar, maşlah (süslü başörtüsü) ve yeldirme (hafif manto) kullanılmaya başlandı. Önceki dönemlerde siyah olan çarşaf artık renkli olarak kullanıldı.
Batılılaşma her alanda olduğu gibi yeme içme alanında da yeni alışkanlıklar ortaya çıkardı. En başta yeme biçimi değişti. Taşınabilir sini yerine yemek masası, sandalye kullanılırken çatal ve bıçakla yemek yeme alışkanlık hâline geldi.
Toplumda yeni kurumların oluşmasına bağlı olarak bir memur sınıfı oluştu. Geleneksel kesimlerden ayrılan bu sınıf, sosyal hayatta modern hayat tarzının öncüsü oldu. Ulaşım teknolojisinin gelişmesi ve dış pazarlarla ilişkiler kurulması, bazı şehirlerin nüfusunun artmasına sebep oldu. İstanbul’un nüfusu XIX. Yüzyılın sonunda bir milyonu aşmıştı. Nüfus bakımından gelişen diğer şehirler arasında Selanik ve İzmir de bulunmaktaydı.
XIX. yüzyılda köylerde önemli değişiklikler ve gelişmeler yaşandı. Sayıları çok az olan ova köyleri XVII ve XVIII. yüzyıllardaki karışıklıklar nedeniyle oldukça azalmış ve köy yerleşmeleri yamaç ve dağlara çekilmişti.
XIX. yüzyılda dışarıdan gelen göçmenler, tarımı geliştirmek için Konya, Adana ve kıyı ovalarına yerleştirildi. Çünkü dışarıya satılan tarım ürünleri limanlardan ihraç ediliyordu. Diğer taraftan, merkezî idareyi güçlendirmek için denetim altına alınmak istenen göçebeler de bu ovalara yerleştirilmekteydi. Yapılan bu iskân, ovaların nüfusunu ve buralardaki köy sayısını artırdı. XIX. yüzyılda şehirlerin yapısında da değişmeler gözlendi. Ulaşımın buharlı gemiler ve demir yolları ile yapılmaya başlanması, istasyon, rıhtım, depo ve otellerin yapılmasına yol açtı. Şehirlerde bankaların çevrelerinde iş hanlarının inşa edilmesi bedestenlerin önemini kaybettirdi. kumpanyalar”, Yönetim işleri için oluşturulan devlet daireleri şehrin merkezi hâline geldi.
Bu dönemde zenginler Boğaziçi gibi farklı mekânlara yerleşirken diğerleri bitişik düzen evlerde oturmaya başladı. Göçmenler ve köyden gelenler ise şehrin kenar bölgelerine yerleşti. İstanbul’da ulaşım hizmetine giren otomobil, tramvay ve vapur ile hayat hızlandı. II. Meşrutiyet sonrasında telgraf ve telefon da gündelik hayatın önemli unsurları hâline geldi. Tanzimat Dönemi değişimleri toplumun eğlence kültürünü de etkiledi. Önceki dönemlerin dinlenme ve gezme mekânları olan mesire yerlerinin yanında parklar da açıldı. İstanbul ve bazı büyük şehirlerde birkaç aile bir araya gelerek akşamları müzikli eğlenceler tertip ediyordu. Dönemin bir diğer eğlencesi olan tiyatro o zamanki adıyla “ şehir şehir dolaşılarak tanıtılıyordu. Böylece toplumda tiyatro kültürü oluşmaya başladı. İstanbul’daki bu değişmelere karşılık taşrada hareketsizlik hâkimdi. Buralarda gündelik hayat, yine eski mahalle düzeni ve gelenekler çerçevesinde sürmekteydi. Halk eski meslekler ve geleneksel usullerle mal üretmeye devam ederek hayatını devam ettirmekteydi.

SOSYAL YARDIMLAŞMA
Osmanlı Devleti kadın, çocuk ve yaşlıların korunması ve özürlülerin bakımına yönelik kurumlar oluşturmuştu. 1895’te bu kurumların başında Darülaceze (yoksullar evi) gelirken Anadolu’nun çeşitli vilayetlerinde kurulan “gureba” hastaneleri de önemli yer tutmaktaydı. Bir başka kurum ise çocuk hastanesi olan Hamidiye Etfal Hastanesiydi. Dönemin bir diğer sosyal etkinliği toplu sünnet törenleriydi. 1899’da şehzadelerden birinin sünnet töreninin ardından iki bin yoksul çocuk padişah tarafından sünnet ettirildi. Daha sonraki dönemlerde toplu sünnet hizmetleri bir gelenek hâlini aldı.
XX. yüzyıl başlarında sosyal yardımlaşmada fakir sever cemiyetler öne çıktı. Dönemin önemli sosyal yardım kurumlarından biri Hilal-i Ahmer Cemiyeti (Kızılay) diğeri de Donanma Cemiyetiydi.
I. Dünya Savaşı sırasında yetim kalan binlerce çocuk, İstanbul’a ve işgale uğramayan diğer vilayetlerimize getirildi. Bu çocuklar mevcut okullara, yurtlara yerleştirildiler. Bu okullara “yetimler yurdu” manasına gelen “darüleytam” adı verilerek yetim çocukların eğitimi sağlandı.

tarihtendersler.com