Selimhan Yandarbiyev

Selimhan Yandarbiyev

     Çeçenistan cihadının önemli isimlerinden ve Cevher Dudayev′den sonraki ikinci cumhurbaşkanı Selimhan Yandarbiyev, Katar′ın başkenti ed-Devha (Doha)′da Rusya tarafından planlandığı tahmin edilen bir bombalı suikast neticesinde şehit edildi. Onun şehit edilmesiyle birlikte Çeçenistan cihadı bir kez daha dünya gündemine oturduğu gibi bazı önemli sorular da yeniden zihinleri meşgul etmeye başladı. Biz de bu haftaki yazımızda Yandarbiyev′in şahsından, şehadetinden, Çeçenistan′daki cihadın durumundan ve uluslararası terörün “devlet” boyutundan söz etmek istiyoruz.

Yandarbiyev Kimdir?
Selimhan Yandarbiyev, aile fertlerinin sürgüne gönderilmiş olması sebebiyle 1952′de Kazakistan′da sürgünde dünyaya geldi. Ailesi daha sonra 1958′de vatanına geri dönme fırsatı buldu. Yandarbiyev de Grozni′deki Çeçen – İnguş Devlet Üniversitesi′nin Rus ve Çeçen Edebiyatı bölümünü bitirdi. Sonra Moskova′daki Gorki Enstitüsü′nün Edebiyat bölümünden mezun oldu. 1977′de siyasi faaliyetlere başladı. 1989′da da Çeçenistan′ın bağımsızlığını savunan Vaynah Demokratik Partisi′nin kurucuları arasında yer aldı. Cevher Dudayev′in bu partinin başkanlığına geçirilmesinde onun rolü oldu. Aynı dönemde kurulan Kafkas Halkları Konfederasyonu′nun da kurucuları arasında yer aldı. 1991′de Çeçen-İçkerya Cumhuriyeti′nin bağımsızlığını ilan etmesinin ardından gerçekleştirilen ilk seçimlerde bu ülkenin parlamentosuna girdi. 1993′te de ülkenin cumhurbaşkanı yardımcılığı görevine getirildi. 22 Nisan 1996′da Çeçen – İçkerya Cumhuriyeti′nin ilk cumhurbaşkanı Cevher Dudayev′in şehit edilmesinin ardından bu devletin cumhurbaşkanlığına seçildi. Şubat 1997′de Aslan Maşadov′un ülkeye cumhurbaşkanı seçilmesine kadar da bu görevi sürdürdü. Rusya′nın 1999′da Çeçenistan′ı ikinci kez işgal etmesinden sonra başlatılan cihadda önemli rol oynadığı gibi bu cihada dışarıdan destek bulabilmek için de diplomatik faaliyetler yürüttü. Bir dönem Afganistan′da Çeçenistan büyükelçisi olarak görev yaptı. İslami Uyanış ve Kalkınma Teşkilatı′nın da başkanlığını yapan Yandarbiyev, Çeçen direnişi hakkında İslam ülkelerini ve Müslüman halkları bilgilendirmek amacıyla muhtelif etkinliklerde bulundu, konferanslar verdi. Yürüttüğü diplomatik faaliyetler ve etkinliklerde 1999-2003 arasında Çeçenistan cumhurbaşkanı Aslan Maşadov′un resmi temsilcisi sıfatıyla hareket ediyordu.

     Yandarbiyev, edebiyat alanında yüksek tahsil yaptığından bu alanda başarılı çalışmalar ortaya koymuş biriydi. Bu çerçevede muhtelif eserleri ve şiirleri yayınlandı.
     Yandarbiyev, Moskova yönetimiyle masa başında pazarlık yapılmasına karşı çıkıyor ve Çeçenistan′ın bağımsızlığı için silahlı direnişin kararlılıkla sürdürülmesi gerektiği görüşünü savunuyordu. O, Çeçenistan′da sürdürülen cihadın başarısının aynı zamanda Moskova yönetiminin tahakkümü ve sultası altında yaşamaya mahkum edilen diğer Kafkas halkları açısından da örnek teşkil edeceğini ve onların da bağımsızlık davalarını açığa vurmalarına vesile olacağını dile getiriyordu.
     Selimhan Yandarbiyev, 2002′den buyana Katar′ın başkenti Devha′da sürgün hayatı yaşıyordu.

Yandarbiyev′in Şehadeti
Çeçenistan′ın bağımsızlık davasında ve Rus işgaline karşı sürdürdüğü cihadında önemli yeri olan Yandarbiyev 13 Şubat 2004′te, Katar′ın başkenti Devha′da arabasına konan bir bombanın hedefi oldu. Bu bombanın patlatılması olayında ağır bir şekilde yaralanan Yandarbiyev, Hamd hastanesine kaldırıldı. Ancak hastaneye kaldırılmasından kısa bir süre sonra hayatını kaybetti. Olayda iki yardımcısı da şehit oldu. Beraberinde bulunan 13 yaşındaki oğlu Davud ise ağır yaralandı. Oğlunun tedavi edildiği hastaneden yapılan açıklamada durumunun iyiye gittiği bildirildi.

     Katar, bu tür cinayetlere pek sahne olmayan bir ülke olarak bilinir. Bu yüzden Yandarbiyev′e yönelik suikast ülkede ciddi bir sarsıntıya yol açtı. Ülke medyası olaya ağırlıklı yer vererek bu cinayetin arkasında duranların, ülkelerinin güven ve istikrarını bozmayı hedeflediklerini ancak bunda başarılı olamayacaklarını dile getirdi.

 Uluslararası Kuruluşların İkiyüzlü Tutumu
Çeçenistan′da gayri meşru işgali sürdürmeye çalışan Moskova yönetimi Yandarbiyev′in Interpol tarafından arananlar listesine alınmasını sağlamıştı. Bu yüzden üç yıldan beridir Interpol listesinde bulunuyordu. Bu durum ise uluslararası emperyalizmin kendi iç dayanışmasını ve güvenlik konusundaki tutumunda hakkaniyete değil emperyalist çıkarlara hizmet etmesini gözler önüne sermektedir. Çünkü Çeçen-İçkerya Cumhuriyeti′nin cumhurbaşkanlığını yapmış, uzun süre de bu cumhuriyetin üçüncü cumhurbaşkanı Aslan Maşadov′un temsilciliğini sürdürmüş Yandarbiyev′in devletler arası ilişkilerde bir saygınlığının olması gerekir. Onun arananlar listesine alınmasını gerektirecek herhangi bir suçu da olmadı. Yaptığı sadece Çeçenistan′daki gayri meşru işgale karşı verilen meşru mücadeleye destek aramaktı. Bunun için diplomatik faaliyetler yürütüyordu. Rusya′nın Çeçenistan işgalinin meşru olmadığını en basitinden daha önce Moskova ile Çeçen-İçkerya Cumhuriyeti arasında imzalanan anlaşmaya riayet edilmemesinden anlamak mümkündür. Bizzat kendisinin imzaladığı anlaşmaya riayet etmeyerek insanlık dışı işgali gerçekleştiren Moskova yönetimine karşı en başta kendilerini “dünya barışı”nı korumaktan sorumlu gören uluslararası kurumların tavır koymaları gerekir. Bu olayda eğer birilerinin “arananlar” listesine alınması gerekiyorsa öncelikle Çeçenistan topraklarını işgal ederek, bu ülkenin halkının büyük bir çoğunluğunu yurdunu terk etmeye zorlayan, büyük bir katliam ve tehcir işlemi gerçekleştiren Moskova yönetimindeki yetkililerin alınması gerekir. Ama bu konuda adalet ve hakkaniyetin değil gücün geçerli olduğunu, güç sahiplerinin sözlerini yürüttüklerini görüyoruz.

     Moskova yönetimi aynı zamanda Yandarbiyev′in Taliban′la ve el-Kaide örgütüyle ilişkili kişiler listesine alınması için uğraştı. Ne yazık ki BM, Rusya′nın bu konudaki iddialarını da ciddiye alarak Yandarbiyev′i el-Kaide′yle bağlantılı olmasından şüphe edilen kişiler listesine aldı.
    Moskova yönetimi ayrıca Yandarbiyev′in 1999′da Çeçen mücahitlerin Dağıstan′a girmelerinden ve Moskova′da bir tiyatroda 130 kişinin rehin alınması olayından sorumlu kişiler arasında yer aldığını ileri sürüyordu.
    Moskova yönetimi zikrettiğimiz iddialarından yola çıkarak Katar yönetiminden, onun kendisine teslim edilmesini istedi. Ancak bu isteği Katar yönetimi tarafından kabul edilmedi.
     Uluslararası Terörün “Devlet” Boyutu Yandarbiyev′in şehit edilmesinden sonra doğal olarak bütün şüpheler Moskova yönetimi üzerinde yoğunlaştı. Çünkü böyle bir cinayetten Moskova yönetimi dışında hiç kimsenin istifade etmesi söz konusu değildi. Ayrıca Moskova′nın uzun süreden beridir onun peşinde olduğu bilinmektedir. Üstelik bu cinayetin, Rusya FSB başkanı Ceslav Uşakov′un 9 Şubat 2004′te yaptığı bir tehdit açıklamasının hemen ardından gerçekleştirilmesi Moskova üzerindeki şüphelerin iyice artmasına sebep oldu. Çünkü Ruslan Uşakov söz konusu açıklamasında Ahmet Zakayev, Movlodi Udugov ve Selimhan Yandarbiyev′i dünyanın her tarafında takip edeceklerini söylemişti.
     Yandarbiyev cinayetinin ardından Rusya′nın dış istihbarat servisi sözcüsü Boris Laposof açıklama yaparak kendilerinin bu olayla bir ilişkilerinin olmadığını iddia etti. Ancak bu açıklama inandırıcı olmaktan uzaktı. Çünkü yukarıda zikrettiğimiz sebepler bu cinayetin arkasında Moskova yönetimi dışında birilerinin olmasının son derece zayıf bir ihtimal olduğunu hatta tamamen ihtimal dışı olduğunu göstermektedir.
     Bu olay uluslararası terörün devlet boyutunu bir kez daha gündeme getirmiştir. Ne kadar ilginçtir ki uluslararası emperyalizm son dönemde saldırganlığına, gayri meşru uygulamalarına, hukuksuzluğu yaygınlaştırma çabalarına sürekli “terör”ü gerekçe olarak kullanırken bu vakıanın devlet boyutu hep göz ardı edilmektedir. Oysa uluslararası terörün devlet boyutu çok daha büyük bir tehlike arz etmektedir. Çünkü devlet sıfatıyla terör icra edenler daha geniş imkanlara sahiptirler. Terörü meşru bir yol olarak görenlerden kaynaklanan tehlike ve tehdit ise onların sahip oldukları imkanlarla eş orantılıdır. Ne var ki çağdaş emperyalizmin değişik kanatlarının tümü terörün devlet boyutunda yer aldıklarından birbirlerinin ayaklarına basmamaya özen göstermektedirler.
     Rusya′nın devlet terörü bundan önce de değişik cinayetlerle kendisini gösterdi. En başta Çeçen-İçkerya Cumhuriyeti′nin ilk cumhurbaşkanı Cevher Dudayev bu terörün kurbanları arasında yer almıştır. Ama dediğimiz sebepten dolayı kimse Moskova yönetiminin terörünü tartışma konusu yapmaya bile teşebbüs etmedi.

Çeçenistan Cihadı Ne Durumda?
“Çeçenistan cihadı ne durumda?” sorusu en sık karşılaştığımız sorulardan biridir. Daha önce değişik vesilelerle gündeme getirdiğimiz rutinleşme sorunu Çeçenistan cihadı açısından da geçerli olan bir sorundur. Bir olay gündelik hale geldiği zaman artık medya tarafından rutin olarak algılanıyor ve çok fazla haber ya da yorum konusu yapılmıyor. Bu yüzden kamuoyu o olayla ilgili gelişmelerin ayrıntılarına çok fazla muttali olamıyor. Ayrıca muttali olsa bile çok yeni bir şeylerle karşılaşmıyor. Çünkü örneğin her gün bazı çatışmaların olduğunu bu çatışmalarda taraflardan yaralananların ve ölenlerin olduğunu duyuyor. Ama bunlar, hedefe ne kadar yaklaşıldığı, yurtlarından çıkarılan insanların geriye dönebilmeleri için şartların oluşup oluşmadığı hakkında kanaat belirlemeye yarayacak bilgiler olmuyor. Bu bilgiler belki genel bir kanaat belirlemeye yarayabiliyor. Biz de gelişmelerin ışığında şekillenen genel kanaatimizi burada ifade etmek istiyoruz: Çeçenistan′da Rus işgal güçleri sürekli kayıp vermektedirler. İlerleyen zaman hem işgalci askerlerde hem de onların yakınlarında bıkkınlığa ve tepkiye yol açmıştır. Cihadın uzamasının mücahitlerde bıkkınlığa sebep olacağını sanmıyoruz. Çünkü zaman içinde bu onlar için bir hayat tarzı olmaya başlıyor ve kutsal bir hedef için bu hayata katlanmanın kendilerine zor gelmediğini görüyorlar. Ama işgalciler kendi tercihleriyle değil birilerinin zorlamasıyla bu hayata katlanmak zorunda kaldıklarından kendilerini adeta açık hava zindanında gibi hissediyorlar. Üstelik bu hayata kutsal sayabilecekleri bir gaye için katlandıklarını da düşünmüyorlar. Dolayısıyla belli bir süreden sonra onlar için kendilerini bu hayata sürükleyenlerin isteklerini yerine getirmek değil hayatlarını korumak ve o bulundukları ortamdan kurtulmak için fırsat kollamak en önemli gaye hale haline geliyor. İşte bu durumdaki savaşçılar savaş güçlerini kaybetmişler demektir. Dolayısıyla Rusya Çeçenistan′da askeri gücüyle değil teknolojik imkanlarıyla ve kullanabileceği asker sayısının çok olması sebebiyle işgalini sürdürebilmektedir. Bu konuda ısrarlı davranmasının sebebi de Çeçenistan′da ikinci kez yenilgiyi kabul etmesinin kendisine biraz pahalıya mal olacağını, çünkü bağımsızlık ateşinin bölgedeki diğer federal bölgelere de sıçrayacağını düşünmesidir. Dolayısıyla Çeçenistan′ın bağımsızlığını kabullenmesi durumunda tüm Kafkasya bölgesini elinden kaçırabileceği endişesini taşımaktadır. Ayrıca Çeçenistan′daki cihadın İslami bir ruh ve renk taşıması sebebiyle uluslararası emperyalizm de bu cihadın başarıya ulaşmasını istemiyor. Bu yüzden Rusya′nın meşru olmayan işgaline destek veriyor, bu işgalini sürdürmesi için ona yardımcı oluyorlar. Aslında ABD′nin Rusya′yı yıpratmak için Çeçenistan′daki işgali önemli bir fırsat olarak değerlendirmesi mümkündür. Ama dikkat edilirse Rusya′nın Çeçenistan′da gerçekleştirdiği insanlık dışı katliamlara, vahşi saldırılara, tehcir hareketlerine ses çıkarmadığı gibi zaman zaman Çeçen cihadını yıpratma amaçlı adımlar da atmaktadır. Yukarıda zikrettiğimiz üzere Yandarbiyev′in Interpol′ün arananlar listesine ve el-Kaide′yle ilişkili olmalarından şüphelenilen kişiler listesine alınması buna örnektir. Bunun dışında da Çeçen cihadını yıpratma amaçlı adımları ve tavırları oldu. Uluslararası emperyalizmin ve onun güdümündeki kuruluşların bu tutumları Rusya′ya cesaret vermekte ve o da bu cesaretten aldığı güçle işgalini sürdürebilmektedir.

Rusya Kaybedecek
Rusya her ne kadar askeri teknolojisinin üstünlüğünden, asker sayısının çokluğundan ve çağdaş emperyalizmin verdiği destekten güç alarak Çeçenistan′daki işgalini sürdürebiliyorsa da sonunda kaybeden taraf olacaktır. Çünkü Çeçenistan′ın bağımsızlığı için savaşanların kaybedecekleri bir şeyleri kalmamıştır ve onlar için uğrunda cihad ettikleri gaye dünya hayatlarından daha önemli ve kutsaldır. Bu sebeple hayatlarını kurtarabilmek için gayelerinden taviz vereceklerini sanmıyoruz. Rus işgalcilerin asker sayıları her ne kadar çok olsa da sürekli devam eden kan kaybı hepsinde bir ölüm endişesine yol açmaktadır. Bu endişe Çeçenistan dışında görev yapan askerlerin de gözlerini korkutmaktadır, çünkü onlar da orada ölenlerin yerine kendilerinin gönderileceğinden endişe etmektedirler. Bu da onların moral kayıplarının artmasına yol açmaktadır. Biz inanıyoruz ki Allah′ın izniyle Çeçenistan cihadı kazanacaktır. Ancak burada şunu özellikle vurgulamalıyız ki böyle bir başarıda ümmet bilincinin önemli rolü olacaktır. Çeçenistan cihadı Filistin′de ve Irak′ta sürdürülen mücadelenin bir parçasıdır. Bu cephelerin başarıları da birbirleriyle bağlantılıdır. Dolayısıyla bunları birbirinden ayrı görmek hatalıdır. Bir gün inşallah sömürgeci ve saldırgan güçler kaybedecek, hakkı ve adaleti savunanlar kazanacaklardır.

    
1996′da başlayan savaşı kazanan Çeçen direnişçiler Kremlin sarayında masa başında da zafer kazanmışlar.
Çeçenistan ile Rusya arasında başlayan savaşın 1996 yılında Çeçen direnişçiler tarafından kazanılması sonucu direnişçiler Kremlin sarayında Boris Yeltsin ile anlaşma yaptılar.

      Görüntülerde anlaşma yapmak için Boris Yeltsin ile görüşen Çeçenistan Devlet Başkanı Zelimhan Yandarbiyev masanın baş köşesine oturan Rus devlet başkanına “Eşit konumdayız ve karşılıklı oturmalıyız” diyor. Ancak Yeltsin bu talebi kabul etmiyor ve karşılıklı oturmayacağız diyor. Bunun üzerine Zelimhan Yandarbiyev anlaşma yapmayacaklarını belirterek salonu terk ediyor. Durumu yatıştırmaya çalışan Yeltsin ise “Tamam. Savaştınız bitti” diyor. ve yerini değiştirmek durumunda kalıyor.
11.10.2015

https://www.tarihtendersler.com