Musul Meselesi Ve Ravandiz Harekatı

Musul Meselesi Ve Ravandiz Harekatı

Güney NUR

ÖZET

     Ortadoğu’da önemli bir mevkide yer alan Musul-Kerkük bölgesi stratejik ve iktisadi konumu ile ve ayrıca ilkçağlardan beri çeşitli kültür ve medeniyetlerinin birleşip kaynaştığı önemli bir coğrafya olmuştur. Bu coğrafya 1516’daki Mercidabık zaferi ile Osmanlı topraklarına katılmıştır. Ancak bölge bu öneminden dolayı her zaman dış güçlerin ilgi odağı olmuş ve burayı ele geçirmek için büyük devletler arasında çetin mücadeleler yaşanmıştır. Nitekim İngilizler Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı’nda yenilmesini fırsat bilerek 30 Ekim 1918 tarihli Mondros Mütarekesi’nin 7. maddesi gereğince Musul ve çevresini işgal etmişlerdir. Bu işgal hareketi bölge halkı üzerinde derin bir etki bırakmış ve özellikle başta Revandiz olmak üzere Süleymaniye sancağı ile Zibar ve Akra bölgeleri halkı İngilizlere karşı mücadele ederek buralarda çeşitli ayaklanmalar çıkarmışlardı. Bu bölgelerde İngilizlere karşı başlatılan bu hareket TBMM Hükümeti tarafından ilgiyle izleniyor ve bölgenin İngiliz işgalinden kurtarılması amacıyla takviyesi üzerinde duruluyordu. Nitekim bu hedefi gerçekleştirmek üzere 1 Şubat 1922’de Mustafa Kemal Paşa’nın emri üzerine El-Cezire Cephesi Komutanlığı tarafından Özdemir Bey’in komutası altında 100 kişilik bir müfreze kurularak Revandiz’e gönderilmiştir. Özdemir Bey Revandiz’e geldikten sonra emrindeki kuvvetlerle İngilizlere ağır darbeler indirerek bu mıntıkalarda İngilizlerin Kürt Devleti kurma girişimlerini sonuçsuz bırakmıştır.
Anahtar Kelimeler : İngilizler, Kerkük, Musul, Revandiz, Özdemir Bey

GİRİŞ   

     Musul-Kerkük ve Süleymaniye’yi içine alan coğrafya, ilkçağlardan beri dünyanın en önemli medeniyetlerinin doğup geliştiği ve sahip olduğu yeraltı kaynaklarının zenginliği ile çeşitli toplumların mücadelelerinin yaşandığı önemli bir bölge olmuştur. Bu coğrafyanın Osmanlı hakimiyetine girişi Yavuz Sultan Selim’in 1516’daki Mercidabık Zaferi’ne kadar gitmektedir. 1517’den 1586 yılına kadar sancak statüsü ile idare edilen Musul, bu tarihten itibaren eyalete tahvil edilmiş ve bu statüsü 1918 yılında Osmanlı idaresinden çıkıncaya kadar devam etmiştir.1
     Osmanlı hâkimiyetinin son yüz yılında Musul Vilâyeti, 91.000 km2 arazi üzerinde 350.000 kadar nüfus barındıran bir yöreydi. İdari taksimata göre Musul, Kerkük, Süleymaniye ve Musul sancaklarına ayrılmaktaydı. 1914 yılı Salnâmesine göre Musul sancâğı; Musul, Akra, Duhok, İmâdiye, Zaho ve Sincar, Kerkük sancâğı; Kerkük, Revandiz, Kuşnuk, Raniye, Selâhiye ve Erbil, Süleymaniye sancâğı ise; merkez ile birlikte Kalambriya, Şehrizor, Muhammerah ve Bazyan kazalarını ihtiva ediyordu.2 Aynı coğrafyada yer alan Revandiz kazası da Osmanlı Devleti döneminde Musul ilinin Şehrizor (Kerkük) sancâğına bağlı bir ilçe merkeziydi. İlçe arazisi, bugünkü Türkiye ile İran ve Irak sınırlarının birleştiği bir yerde ve Irak’ın kuzeydoğu bölgesinde bulunmaktadır. Revandiz ilçesinin kuzeyinde Şemdinli, batısında Zibar ve Akra, güneyinde Erbil, Köysancak ve Ranya ilçeleri ile İran sınırındaki Gelişin ve Kanşim geçitleri bulunmaktadır. Bölge yeryüzüşekilleri bakımından dağlık bir yapı arz etmektedir. Özellikle bölgenin doğu kesiminin dağlık ve engebeli olması dolayısıyla ulaşım bu yönden zorlukla yapılmaktadır. Bölgenin en önemli akarsuyu Revandiz çayıdır. Revandiz Çayı Irak sınırı dağlarından çıkarak batıya doğru akıp Büyük Zap suyuna dökülür ve bölgeyi kuzey ve güney olmak üzere ikiye ayırır. Bölgenin Türkiye ile olan bağlantısı sarp dağlar arasından akan suların açtığı dar boğazlar vasıtasıyla sağlanır. Revandiz bölgesi ile Türkiye toprakları arasında iki önemli yol vardır. Bunlardan biri Revandiz-Şemdinli-Hakkari yolu ile İmadiye-Hakkari istikametindeki yoldur. Revandiz bölgesinin Musul, Kerkük, Süleymaniye ve Savuçbulak gibi önemli ticaret merkezileri ile bağlantısı vardır. Ayrıca bölgenin hemen güneyinde zengin petrol yatakları bulunmaktadır.3 Bölge üzerinde bulunduğu coğrafi, stratejik ve iktisadi durumu ile XIX. yüzyıldan itibaren  büyük güçlerin dikkatini çekmeye başlamış ve Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra mutlaka ele geçirilmesi gereken bir bölge haline gelmiştir. Nitekim bu yolda faaliyete geçen İngiltere, Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı’nda yenilmesini fırsat bilerek, Musul-Kerkük bölgesinde hakimiyetini tesis etmek için her türlü yolu denemekten kaçınmamıştır. 

İngilizlerin bölgedeki çıkarları ve yöreyi ele geçirme çabaları 

     Bölgenin stratejik ve iktisadi  konumu, sanayi inkılabını gerçekleştirerek hammadde kaynağı arama kaygısına düşen Avrupa devletlerinin bu coğrafyaya göz dikmelerine neden olan yeni gelişmelere zemin hazırlamıştır.4 Nitekim İngiltere XIX. yüzyıl başlarından itibaren bölgeyle ilgilenmeye başlamıştı. Bunun başlıca sebebi Irak’ın İngiltere’yi Hindistan sömürgesine bağlayan yol üzerinde bulunmasıydı.5 Zira İngiltere’nin bu dönemdeki en büyük politikası hem doğal kaynaklarıyla ekonomik, hem de doğuyla ulaşım bağlantısı yönünden stratejik önem taşıyan sömürgesi Hindistan’ı güvenlik içinde tutmak6 ve bu hedefi gerçekleştirmek üzere Musul-Kerkük bölgesini bir üs olarak kullanmaktı. 
     Diğer yandan bölgenin bu stratejik önemini perçinleyen diğer bir husus da bölgede zengin petrol yataklarının bulunmasıydı. Böyle büyük öneme sahip bir bölgenin ele geçirilmesi noktasında büyük devletler arasında büyük mücadeleler yaşanmış ve 19. yüzyılın son çeyreğinde bu mücadeleye Almanya da katılmıştı. İngiltere’nin 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı’ndan sonra Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğü koruma politikasından vazgeçmesi üzerine II.Abdülhamit döneminde başlayan ve gittikçe ilerleyen Osmanlı-Alman yakınlaşması sonucunda uygulamaya koyulan Berlin-Bağdat Demiryolu projesi de hep bu zengin kaynakları işletme ve pazarlama düşüncesinden hareketle gündeme gelmişti. Mezopotamya coğrafyası içinde yer alan Musul-Kerkük bölgesi de sanayi inkılabını gerçekleştirerek sömürgecilik hareketlerine girişen Avrupa devletlerinin Ortadoğu’da petrol arama ve işletme imtiyazları için birbirleri ile yarıştıkları önemli bir bölge idi. Nitekim Osmanlı Devleti tarafından 1908 yılından itibaren bölgede pek çok yabancı petrol şirketine çeşitli hisseler verilmişti.7 Bölgenin bu stratejik ve iktisadi konumunun dışında Musul-Kerkük bölgesinin içinde bulunduğu Mezopotamya’nın ilkçağlardan beri çeşitli kültür ve medeniyetlerinin birleştiği bir merkez olması da bölgenin önemini bir kat daha arttırmıştır.8
     Diğer yandan İngiliz hükümetinin bu hedefleri karşısında Türk hükümeti de burayla ilgilenmekten geri durmuyordu. Zira böyle büyük bir öneme sahip bir bölgenin Türk milli sınırları dışında kalması ileride Türkiye açısından bir güvenlik sorunu yaratma endişesi bulunmaktaydı. Bunun yanında Osmanlı Devleti’nin yüzyıllar boyu bu bölgeyi yönetmiş olmasının getirdiği tarihi sorumluluk ve Türkiye sınırları dışında kalan Türk unsurunun varlığı hükümetin buraya özel önem vermesinde etkili olmuştur. Kaldı ki, Musul-Kerkük bölgesi “Misak-ı Milli” sınırları içindeydi. Milli mücadelenin esasını teşkil eden bu belgenin birinci maddesi Türk topraklarının sınırlarını çiziyordu ve buralar işgalden kurtarılması gereken vatan toprakları arasındaydı. Nitekim Mustafa Kemal Paşa tarafından 1 Mayıs 1920 tarihinde yapılan tarihi konuşmada “Hep kabul ettiğimiz esaslardan birisi belki birincisi olan hudut meselesi tayin ve tespit edilirken hududu millimiz İskenderun cenubundan geçer, şarka doğru uzanarak Musul’u, Süleymaniye’yi ve Kerkük’ü ihtiva eder. İşte hududu millimiz budur” diyerek Türk nüfuzunun çoğunlukta olduğu yerlerin vatanın ayrılmaz bir parçası olduğunu dile getirmiştir.9
     Musul ve civarındaki Osmanlı egemenliği Birinci Dünya Savaşı’na kadar sürmüştür. Birinci Dünya Savaşı ile birlikte İngilizlerin Musul üzerindeki siyasi ve iktisadi emelleri Irak Cephesi’nin açılmasına neden olmuş ve savaşla birlikte Hindistan’dan gönderilen İngiliz kuvvetleri Basra Körfezi’ne asker çıkararak kısa sürede Bağdat’a kadar ilerlemişlerdir. İngilizler bu ilerlemelerine devam ederek savaşı sona erdiren Mondros Mütarekesi’nin hükümlerine ve uluslar arası savaş kurallarına aykırı olarak işgallerini kökleştirmeye çalışmışlardır.10 Bu mütarekenin imzası sırasında Irak bölgesini 6. Ordu komutanı Ali İhsan Paşa (Sabis) savunuyordu. Esasen Irak’a yapılan tüm İngiliz faaliyetlerinin tek bir amacı vardı. O da daha önce İngiltere ve Fransa arasında imzalanmış olan “Sykes-Picot Anlaşması”nın ağırlık merkezini oluşturan petrol sahası ile Musul ve çevresinin İngilizler tarafından işgali idi.11 Nitekim İngilizler 1 Kasım 1918 günü mütareke hattını geçerek Hamamali’yi işgal etmişlerdi. 8 Kasım 1918 sabahı bir İngiliz müfrezesi Musul hükümet konağındaki Osmanlı bayrağını indirerek yerine İngiliz bayrağı çekmişti. İngilizlerin bu tutumları karşısında 6. Ordu birlikleri geri çekilmeye başlamış ve Aralık 1918’de şehir tamamiyle boşaltarak Diyarbakır sınırları içine çekilmiştir.12  

Revandiz bölgesindeki hareketler  
     Asırlarca süren Türk hakimiyetinden sonra Türk ordularının Musul’dan çekilmesi mahalli halkı Türk olan ve Türk taraftarı aşiretler üzerinde derin bir etki bırakmıştır. Nitekim Osmanlı Devleti’nin tarafını tutan ve Osmanlı idaresini isteyen bir kısım bölge halkı özellikle Süleymaniye sancağı ile Revandiz, Zibar ve Akra bölgeleri halkı ile Kerkük sancağında bulunan Türkler bu işgalden memnun kalmamışlardı. Bu bölgelerde ve özellikle Revandiz bölgesinde İngilizlere karşı yer yer ayaklanmalar baş göstermişti. Bölgede İngiliz işgali altında bulunan Musul’un bazı kaza ve köyleri Zeyan aşiretinin tazyikiyle İngiliz nüfuzundan arındırılmıştı.13 Ayrıca bölgedeki aşiret reislerinden olan Şeyh Mazhar 400 kişilik kuvvetiyle Revandiz civarında İngilizlere karşı başarılı savaşlar vererek onlara 70 kadar telefat verdirtmişti.14 İngilizler bu manialara engel olmak maksadıyla bölgenin etnik ve dini yapısını kullanarak halk ile Osmanlı Devleti’nin arasını açmaya çalışıyor ve bunun için bazı aşiret reislerini kullanıyordu. İngilizler bu amaçla Seyyid Taha’yı devreye sokarak Cezire ve Rumiye arasındaki toprakları kendisine vermek vaadiyle kandırmaya ve ona silah vererek Osmanlı Devleti’ne karşı kışkırtmaya ve bu suretle onu Osmanlı topraklarına saldırmaya teşvik ediyorlardı.15 Bu arada Seyyid Taha’da Revandiz bölgesinde İngilizlerin tahriklerine kapılıyordu.16
     Diğer yandan İngilizlerin baskısı altında ezilen Musul, Kerkük ve Süleymaniye’deki aşiret reisleri 1920 yılı ortalarında bu mıntıkalarda İngilizlere karşı esaslı bir ayaklanma başlatmışlar ve bu ayaklanmaya destek olmak üzere TBMM hükümetinden yardım istemişlerdi.17 Revandiz ileri gelenlerinin bu istekleri üzerine El-Cezire Cephesi Kumandanlığı tarafından oluşturulan ve Binbaşı Şevki Bey komutasındaki bir piyade bölüğü (3 Subay ve 100 er) bölgeye gönderilmiştir. Ancak bu kuvvetin sayıca azlığı ve cephane ikmalinin güçlüğü yüzünden zorda kalmadıkça İngilizlerle çatışmaktan kaçınması emri de verilmişti.18 
Öte taraftan 1922 yılı Ocak ayında İngilizler tarafından Erbil ve Revandiz arasında bulunan ve Türkleri destekleyen Sürücü aşiretine yapılan saldırılar üzerine Mustafa Kemal Paşa, 1 Şubat 1922’de Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Riyaseti’ne gönderdiği telgrafta, belirtilen bölgeye bir milis birliği gönderilmesi emr ediliyordu.19  Görüldüğü üzere Revandiz bölgesinde İngilizlere karşı başlayan bu mücadele TBMM Hükümeti tarafından ilgiyle izleniyor ve bölgenin takviyesi üzerinde duruluyordu. Neticede Antakya ve Kuseyr havalisindeki mücadeleyi örgütleyen ve ayrıca Antep’te Kuva-yı Milliye Komutanlığı yapan milis yarbayı Özdemir Bey’in bu göreve atanması uygun görülmüştür.20

Özdemir Bey Müfrezesi’nin Kurulması 

     Mustafa Kemal Paşa 1 Şubat 1922’de Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Riyaseti’ne gönderdiği telgrafta; “Faysal’ın Irak’ta bir Arap Devleti kurma ve İngilizlerin Musul ilini hakimiyetleri altında bulundurma isteklerinin siyasi faaliyetlerinden anlaşıldığını, bu sebeple Misak-ı Milli sınırları dahilinde bulunan Revandiz bölgesine bir kısım kuvvet gönderilmesini” istiyordu.21
Bu çerçevede Ankara Hükümeti’nin Revandiz bölgesindeki bu hareketleri neden desteklediğini ve buraya Özdemir Bey komutasında bir müfrezeyi niçin gönderdiğini siyasi ve tarihi ve olayların ışığı altında şöyle özetleyebiliriz22:
a)       Musul ve havalisi bir defa Misak-ı Milli sınırları içerisindeydi. Bu hudutların ihtiva ettiği araziyi Türkiye sınırları içine katmak milli bir gaye idi.
b)       Bölgedeki Arap lideri Faysal Suriye’de tutunamadığı için Irak’a gelmiş, burada Kuzey Irak halkını tahrik ve teşvik ederek bir Kürdistan İmparatorluğu kurmak maksadıyla Türkiye aleyhine faaliyete geçmişti. Faysal’ın bu faaliyetlerine engel olmak siyasi bir zaruret idi.
c)       İngilizlerin bölgeyi işgalleri ile birlikte bölgede bir idari boşluk doğmuştu. Yüzyıllar boyu hiçbir problemle karşılaşmadan Osmanlı hakimiyetinde yaşayan bölge halkının böyle bir idari boşlukta İngilizlere karşı olumsuz bir tavır takınmasına yol açmış ve bu durum halkın Ankara Hükümeti’ne olan bağlılığını arttırmıştı. Bölgedeki aşiretlerin İngilizlere yönelik bu hareketlerini desteklemek ve onların Türkiye’ye olan bağlılıklarını devam ettirmek ve bu hedef doğrultusunda onları desteklemek siyasi bir zaruret idi.
d)      Musul-Kerkük bölgesi, bütün Avrupa’nın petrol ihtiyacını karşılayacak kadar verimli bir saha idi. İngilizlerin en büyük maksatları bu kıymetli araziyi kendi ellerinde bulundurmaktı. Irak’ta ve özellikle Revandiz bölgesinde oluşan milli hareket İngilizlerin bu hayati menfaatini baltaladığı ve tehlikede bıraktığı sürece Türkiye bu hareketi desteklemek mecbruyetinde idi.
e)       Irak’ın Hindistan yolu üzerinde bulunması ve Mısır’a da yakınlığı dolayısıyla İngiltere bu sahaya göz dikmişti. İngilizlerin ve Türklerin son 4 yıl içinde bu saha uğrunda kaybettikleri insan sayısı gözönüne alınırsa bölgenin stratejik konumu daha iyi anlaşılır. Bu bağlamda bunca insan hep karşılıklı maksatlar ve menfaatler için ölmüştür. Sonuçta bu kadar insanın kanı henüz kurumamış ve maksatlar değişmemiş olduğuna göre Türkiye’nin yukarıda saydığımız hedeflerinin gerçekleşmesi noktasında bölge halkını İngilizlere karşı desteklemesi gerekiyordu. 
     İşte bütün bu sebepler ve bölge halkının ısrarlı istekleri üzerine Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Riyaseti tarafından yeni bir müfrezenin kurulması çalışmaları başlatıldı. Müfrezenin teşkilat ve organizasyonu El-Cezire Cephesi kumandanı General Cevat (Çobanlı) Bey23 tarafından yapılacak ve müfrezenin mevcudu 100 kişiden ibaret olacaktı. Bu müfrezeye bir binbaşı, altı yüzbaşı, altı üsteğmen, dokuz teğmen, altı asteğmen, bir subay yardımcısı ve bir hesap memuru dahil edildi. Bu kadronun er ihtiyacı da Aneze ve diğer aşiretlerden gerekli savaşçılarla birlikte daha önce Fransız ordusundan kaçarak Türklere sığınan Tunuslu ve Cezayirli askerlerden sağlanacaktı. Bu emirleri alan Özdemir Bey 9 Mart 1922 tarihinde Revandiz’e gitmek üzere Ankara’dan hareket etmiş ve 22 Nisan’da Diyarbakır’a gelmiştir.24 Özdemir Bey Diyarbakır’a geldikten sonra 100 kişilik bir müfreze kuruldu ve kendisine icra edeceği hareketle ilgili bir talimatname verildi. Bu talimatnamede özetle şunlar belirtiliyordu :
     “Özel teşebbüs ile hareket etmesi gereken Özdemir Bey Müfrezesi, Misak-ı Milli sınırları içinde kalan bölgelerin Faysal tarafından işgaline engel olacaktır. Bu amacı sağlamak için en elverişli yer Revandiz bölgesidir. Görevin başarıyla sürdürülebilmesi için subay ve askerlerin aşağıdaki esaslara bağlı kalmaları şarttır. Aksi halde memleket için zararlı sonuçlar verebilir :
a.        Müfreze ciddi ve sıkı disiplin altında bulundurulacak ve eğitimle meşgul olacaktır.
b.        Halkı, Türk hükümetine bağlamak için son derece eşit muamele yapacaktır.
c.        Vazife zamanında ve vazife dışında halka iyi davranılacaktır.
d.       Bölge halkının dini inançları, taassup derecesinde kuvvetli olduğundan subay ve askerler dini esaslara saygılı kalacaklar ve gerektiği zaman da halk aydınlatılacaktır.
e.        Revandiz’de yapılacak yerli teşkilattan halkın ve özellikle aşiret reislerinin düşünceleri sorulacaktır.
     Halkla yapılacak görüşmelerde İngilizlerin İslam birliğini parçalamak ve bu suretle memleketlerini işgal etmek amacını güttükleri ve Faysal’ın da tamamen İngiliz isteklerine göre hareket ettiği  açık olarak anlatılmalı; Süleymaniye’de bulunmakta olan Nemrut Mustafa’nın kurduğu cemiyetin İngiliz çıkarlarına çalıştığı açıklanmalıdır. Müfreze Hakkari kanalıyla sıkı ve devamlı bir surete irtibatta bulunmalıdır. Bu başarı için şarttır.25
     Özdemir Bey’e ayrıca şu bilgiler de verildi. Buna göre; “İngilizler Basra, Bağdat, Telrifat ve Musul’u nüfuzları altına almaya ve Revandiz’de bulunan Nemrut Mustafa aracılığı ile bölgedeki nüfuzlarını arttırmaya çalışmaktadırlar. İngilizlerin maksadı, Musul’u alarak bölgede bir Kürdistan Devleti kurup bu devleti Irak’la Ankara Hükümeti arasına sokmaktır. Ayrıca İngilizler Revan ve havalisinde bir Ermeni Devleti kurarak İslam birliğini parçalamaya çalışmaktadırlar. Bu emellerini gerçekleştirmek üzere Nemrut Mustafa vasıtasıyla bölgede bulunan aşiretleri elde etmeye çalışmaktadırlar. İniglizler bu sayede Simko’yu26 elde etmişlerdir. Faysal’da İngilizlerin ele geçirmek istedikleri bölgede bir Arap Devleti kurmaya çalışmaktadır. İngilizler ayrıca Faysal’ a düşman olan İbnisuud’a yardım etmektedirler.”27 Özdemir Bey’e bundan başka Musul’da bulunan İngiliz ve Faysal kuvvetleri hakkında da çeşitli bilgiler verildi. Bu bilgileri alan Özdemir Bey 100 kişilik müfrezesi ile birlikte 22 Nisan’da Diyarbakır’dan hareket ederek 22 Haziran 1922’de Revandiz’e ulaştı.28 

Özdemir Bey’in Revandiz’deki Faaliyetleri ve Derbent Muharebesi 

     Özdemir Bey bölgeye gelir gelmez hemen çalışmalara başlayarak  ilk aşamada Revandiz ve Zebar ilçeleriyle bunlara bağlı bucaklarda sivil idari teşkilatlar kurmuş ve ayrıca buralarda jandarma teşkilatları kurmay suretiyle bölgenin emniyet ve asayişini sağlamıştı.29 Gerçi Özdemir Bey müfrezesi içinde resmi üniformalı subay ve askerlerin olmayışı halkın Türkiye’nin burayı tekrar kontrolü altına alacağı düşüncesini sarstıysa da bu durum Revandiz halkı arasında olumsuz bir etki yaratmamıştı. Esasen TBMM Hükümeti’nin harekete resmi bir mahiyet vermemesi bir zorunluluk idi. Çünkü bu konu Türkiye ile İngiltere’yi ilgilendiren bir konu idi ve Musul-Kerkük hakkında ileri de İngilizlerle bir konferans yapılması muhtemeldi. Dolayısıyla harekete resmi bir mahiyet olmadığı süsü verilecek ve mahalli teşebbüslerce meydana gelmiş bir hareket kanaati uyandırılacaktı.30
     Diğer yandan Özdemir Bey’in yapacağı hareketin başarısı için son derece dağınık olan aşiretlerin toparlanması gerekiyordu ve bu iş oldukça zordu. Bütün bu zorluklara rağmen, Özdemir Bey; Sürücü, Berzan, Zebar ve Balik aşiretlerini kendi yanına çekmeyi ve onlardan istifade etmeyi başarmıştı.31 Bu arada İngilizler ise, Türklerin bölgede kazandıkları başarıların kendileri açısından kötü sonuçlar doğurmasından endişe ediyorlardı. Nitekim Revandiz Müfrezesi’nin 31 Ağustos 1922’de Derbent bölgesinde İngilizlere karşı kazandığı zafer İngilizlerin endişelerini bir kat daha arttırmıştı. Özdemir Bey bu başarının ardından Şaklava kazasına gelerek Musul ile irtibatı sağlamıştı. Derbent bölgesinde İngilizlere karşı başlatılan taarruzun başarı ile neticelendiği tarihlerde Anadolu’da Yunanlılara karşı büyük bir zafer kazanılmıştı ve bu zaferden sonra da Musul halkı bağlılığını bildirmek için vergilerini Ankara’ya göndermeye başlamıştı. Bundan sonra da Musul halkı İngilizlere karşı daha da cesaretlenmiş ve böylelikle bölgedeki denge Türkler lehine değişmeye başlamıştı.32 
     Öte yandan Derbent zaferinin ardından işlerin kendi aleyhlerine sonuçlanacağından endişelenen İngilizler bu bölgelerde siyasi faaliyetlere girişmişler ve bunun için daha önce Süleymaniye bölgesinde tuttukları Berzenciye aşireti reisi Şeyh Mahmud’u tekrar Süleymaniye bölgesine getirerek kurmayı düşündükleri Kürt Devleti’nin başına geçirmeyi tasarlamışlardı. Böylelikle bölgedeki idari boşluk doldurulmuş olacaktı. Ancak İngilizler bu düşüncelerini uygulama aşamasına sokamamışlardı.33 Bütün bu olumsuz gelişmeleri kendi menfaatlerine çevirmek isteyen İngilizler, uçaklarla halka dağıttığı beyannamelerde Türk müfrezelerinin bölgeden çekilmemeleri halinde şehrin bombalanacağını bildiriyorlardı. İngilizlerin en büyük amacı, halkı sindirmek ve onları Türklere karşı kışkırtmaktı. Ancak tüm bunlara rağmen yöre halkı Türklere karşı olan bağlılıklarını devam ettirmişlerdi.34
     Özdemir Bey komutasındaki Revandiz  Müfrezesi İngilizlere karşı yaptığı hareketlerde hep cephane sıkıntısı çekmekteydi ve ayrıca aşiretlerin iaşeleri de Özdemir Bey tarafından karşılanmaktaydı. Özdemir Bey cephane konusundaki bu sıkıntıyı her seferde Doğu Cephesi Komutanlığı’na35 bildirmesine rağmen bu girişimlerinden bir sonuç alamamıştı. Bu arada Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Reisi olan Fevzi Paşa Doğu ve El-Cezire cepheleri komutanlarına çektiği telgrafta “Musul’u elde etmenin tek yolunun silahlı mücadele olduğu” belirtilmişti.36 Bunun içinde aşiretler ve yerli halktan kuvvet tedarik olunarak Özdemir Bey müfrezesi takviye edilmiş37 ve İmadiye-Süleymaniye hattı üzerinden Musul-Kerkük’e taarruzla görevlendirilmişti. Bu sırada Batı Anadolu ve Boğazlar bölgesinde kuvvet bulundurma zorunluluğu olduğundan söz konusu kuvvetler batıya kaydırılmıştı.  Yine bu tarihlerde Lozan Konferansı görüşmelerinin başlaması üzerine meselenin diplomasi yoluyla halledilmesi TBMM Hükümeti’ne daha uygun gelmişti.38
     Musul-Kerkük Meselesi’nin Lozan Konferansı’nda masa başında tartışıldığı sıralarda İngilizler bölgedeki Revandiz Müfrezesi’ne karşı esaslı bir taarruza geçmişlerdi. 8 Nisan 1923’te biri Şeytanboğazı, diğeri de Sırderya istikametinde saldırıya geçen İngiliz birlikleri 18 Nisan’a kadar keşif taarruzları yaptıktan sonra ertesi gün Büyük Zap Suyu Vadisi ile Sırderya istikametlerinde asıl taarruzlarına başlamışlardı. Bu saldırılarda aşiretlerin bölgeden erken çekilmeleri ve cephane sıkıntısı yüzünden müfrezenin Revandiz’de kalması tehlikeli olmaya başlamış ve Özdemir Bey’in Hakkari ile olan bağlantısı kesilmişti. Tüm bu saldırılarda büyük bit özveri ile kahramanca direnen Özdemir Bey 21 Nisan’dan itibaren İran topraklarına doğru çekilmeye başlamış, 29 Nisan’da da İran’ın Uşnu kasabasına varmıştı. Burada İran Hükümeti tarafından silahlardan arındırılan Özdemir Bey Müfrezesi 10 Mayıs 1923’te Van’ın Özalp ilçesine geldi. Böylelikle 1922’de başlayan Musul-Kerkük’ü İngiliz işgalinden kurtarma harekâtı son bulmuş oluyordu.39 
* Beyhan Gençay İlköğretim Okulu Sosyal Bilgiler Öğretmeni
1 Ahmet Gündüz, “Osmanlı İdaresinde Musul(1523-1639), Sosyal Bilimler Enstitüsü, Basılmamış Doktora Tezi, Elazığ, 1998, s.1 vd.
2 Mim Kemal Öke, “Musul Meselesi Kronolojisi (1918-1926)”, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Yay., İstanbul, 1987, s.9; Zekeriya Türkmen, “Özdemir Bey’in Musul Harakâtı ve İngilizlerin Karşı Tedbirleri(1921-1923), Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi (Mart 2001), c.XVII, S.49, Ankara, 2001, s.49.
3 ATASE, Türk İstiklâl Harbi, Güney Cephesi, c.4,  Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüd Başkanlığı Yay., Ankara, 1966, s.265-266; Suat Akgöl-Sahir Uzel, Musul-Kerkük Harekâtı, Ankara, 2001, s.2-3 vd.
4 Türkmen, a.g.m., s.50.
5 Ercüment Kuran, Türkiye’nin Batılılaşması ve Milli Meseleler, Türkiye Diyanet Vakfı Yay., Ankara, 1997, s.274.
6 Öke, a.g.e., s.10.
7 Bu konuda Berlin-Bağdat Demiryolu yapımını üstlenen ve genellikle Almanların üstlendiği “Anadolu Demiryolu Şirketi” demiryolu hattının geçtiği arazideki hammadde kaynaklarını çıkartma ve işletme yetkisini Osmanlı Devleti’nden almıştı. Yine bu konuda, Almanya doğumlu bir İngiliz bankacı olan Sir Ernest Cassel tarafından kurulan Turkish Petroleum Company şirketine de 28 Haziran 1914’te Musul’da petrol arama imtiyazı verilmişti. Geniş bilgi için bkz., Öke, a.g.e., s.12-13; Türkmen, a.g.m., s.51.
8 Öke, a.g.e., s.11’de; bölgenin bu önemi hususunda Musul bölgesini de içine alan Mezopotamya’nın stratejik önemini çeşitli ulaşım yolları üzerinde bulunması göstermektedir. Arabistan yarımadası ve Doğu Akdeniz ülkelerinin karadan Orta Doğu ve Uzak Doğu’ya bağlayan yolların üzerinde bulunması, Mezopotamya’ya ayrı bir önem kazandırmıştır. Hindistan’a yapılacak bir istila hareketinin ilk adımının Mezopotamya’ya atılması gerektiği gibi, Basra Körfezi yoluyla da güneye yönelecek akımları göğüsler durumdadır. Mezopotamya’nın Mısır-Kalküta ekseni üzerinde bulunması da stratejik önemini arttırmaktadır. Doğu Akdeniz bölgelerine ve dolayısıyla Suriye, Arabistan ve Mısır’a karşı kuzey ve doğudan yönelecek bir hareketin ilk hedefi yine Mezopotamya olur ki; bu hareketi yapan ordu stratejik hareket için geniş bir ikmal üssü ve emniyet sahası olan bu bölgeyi ele geçirmek zorunda olduğu kaydedilmektedir.
9 Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, c.I-III, Ankara, 1997, s.75; Türkmen, a.g.e., s.55.
10 Türkmen, a.g.e., s.52.
11 ATASE, Türk İstiklâl Harbi, Mondros Mütarekesi ve Tatbikatı, c.1, Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüd Başkanlığı Yay., Ankara, 1999, s.110.
12 ATASE, Türk İstiklâl Harbi, Güney Cephesi,  s.3.
13 ATASE, Kutu:48, Gömlek:163: Belge:163-1.
14 Ankara Üniversitesi, Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Arşivi, K.22, G.2, B.2-1. Şeyh Mazhar’ın yürüttüğü bu mücadelede kendisine tebrik mektupları yazılmıştı. Bu mektuplar için bkz., ATASE, K.648, G.86, B.86(1;2); K.648, G.91, B.91-1.
15 Musul-Kerkük ile İlgili Arşiv Belgeleri(1525-1919), Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Yay., Ankara, 1993, s.392.
16 ATASE, K.631, G.12, B.12-1.
17 Revandiz aşiret reislerinden olan Şeyh Mazhar tarafından Şeyh Mehmet Emin imzası ve Van valisi Kadri Bey vasıtasıyla El-Cezire cephesi Kumandanlığı’na gönderilen ve Irak’ta İngilizlere karşı büyük başarılar kazanıldığını müjdeleyen mektupta, bu başarıların devamı için Revandiz ve Şemdinan taraflarına bir müfreze asker gönderilmesi talep edilmekteydi. Van vilayetinden 21 Ekim 1920 tarihinde alınan bu mektuba karşılık verilen cevapta; Musul istikametlerinde bir hareket yapmak üzere bir kuvvet gönderileceği bu hususta Revandiz ileri gelenleriyle temaslarda bulunulduğu bildirilmişti. Bu konuda geniş bilgi için bkz., AÜ-TİTE, K.22, G.2, B.2-1; ATASE, K.633, G.629, B.29-1; K.631, G.61, B.61-1; K.631, G.14, B.14-1.
18 ATASE, Türk İstiklâl Harbi, Güney Cephesi, s.266; Celal Erikan, Komutan Atatürk, Türkiye İş bankası Yay., İstanbul, 2001, s.615; Akgül-Uzel, a.g.e., s.3-4; Türkmen, a.g.m., s.56.
19 ATASE, Türk İstiklâl Harbi, Güney Cephesi, s.267; Akgül-Uzel, a.g.e., s.5.
20 Şefik Özdemir Bey, Suriye ve Hatay’da Fransızlara karşı yapılan milli mücadele hareketinde büyük yararlılıklar göstermiş ve ayrıca Antep’in Fransızlara karşı yürüttüğü mücadeleyi idare etmiş bir milis yarbayıdır. 18 Mayıs 1951 yılında vefat etmiş olup Antep şehitliğine defnedilmiştir. Bu konuda geniş bilgi için bkz., TBMM Arşivi, 1113 nolu Tecüme-i Hal Kağıdı.
21 ATASE, Türk İstiklâl Harbi, Güney Cephesi, s.267; 1 Şubat 1922’de TBMM Başkanı Mustafa Kemal Paşa tarafından  Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Riyaseti’ne gönderilen telgraf için bkz., Akgül-Uzel, a.g.e., s.177-178.
22 Akgül-Uzel, a.g.e., s.42-44.
23 Ankara’da 23 Nisan 1920’de TBMM’nin açılmasından sonra işgalci güçlere karşı yapılan mücadeleyi tek bir elden yürütmek amacıyla 26 Haziran 1920’de İran sınırı ile Fırat nehri arasındaki bölgeyi kapsayacak şekilde El-Cezire Cephesi Kumandanlığı teşkil edildi ve kumandanlığına Korgeneral Nihat Anılmış atandı. Bkz., ATASE, Türk İstiklâl Harbi, Güney Cephesi, s.161; Ergun Aybars, Türkiye Cumhuriyeti Tarihi, c.1, Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yay., İzmir, 1984, s.253. General Cevat (Çobanlı) Bey 9 Şubat 1922’de El-Cezire Cephesi Kumandanı oldu. Cevat Bey’in biyografisi için bkz., ATASE, Türk İstiklâl Harbi’ne katılan Tümen ve Daha Üst Kademelerdeki Komutanların Biyografileri, Ankara, 1989, s.21.
24 Erikan, a.g.e., s.616; Akgül-Uzel, a.g.e., s.46.
25 ATASE, Türk İstiklâl Harbi, Güney Cephesi, s.268; Qassam Kh.Al-Jumaily-İzzet Öztoprak, Irak ve Kemalizm Hareketi(1919-1923), Atatürk Araştırma Merkezi Yay., Ankara, 1999, s.88; Akgük-Uzel, a.g.e., s.6; Türkmen, a.g.m., s.60.
26 Simko küçük adıyla tanınan ve Şıkak aşiretinin reisi olan İsmail Ağa’dır. Bkz., Qassam Kh. Al-Jumaily-İzzet Öztoprak, Simko küçük adıyla tanınan ve Şıkak aşiretinin reisi olan İsmail Ağa’dır. Bkz., Qassam Kh. Al-Jumaily-İzzet Öztoprak, a.g.e., s.91.
27 ATASE, K.630, G.56, B.56-1.
28 ATASE, Türk İstiklâl Harbi, Güney Cephesi, s.270; İsmet Görgülü, Ana Hatlarıyla Türk İstiklâl Harbi, İstanbul, 1985, s.73; Erikan, a.g.e., s.616; Öke, a.g.e., s.82; Türkmen, a.g.m., ts.61.
29 ATASE, Türk İstiklâl Harbi, Güney Cephesi, s.271; Akgül-Uzel, a.g.e., s.50.
30 Türkmen, a.g.m., s.58;  Özdemir Bey’e verilen emrin ikinci maddesi için bkz., Akgül-Uzel, a.g.e., s.45.
31 Özdemir Bey’in bu aşiretlerle münasebetleri hakkında geniş bilgi için bkz., Akgül-Uzel, a.g.e., s.55 vd.
32 Öke, a.g.e., s.82.
33 Jumaily-Öztoprak, a.g.e., s.89; Öke, a.g.e., s.86. İngilizlerin en büyük amaçları kurmayı düşündükleri Kürt Devleti’nin başına Şeyh Mahmud’u geçirmekti. Ancak Şeyh Mahmud’un Mustafa Kemal ile irtibata geçip anlaşmak üzere olduğunu haber alan İngilizler bu defa devreye Seyyid Taha’yı sokmuşlardı. Seyyid Taha da İngilizlerle yaptığı bir görüşmede Türkleri Revandiz’den çıkarıp aşiretleri kendi yanına çekebileceğini beyan etmişti. Bu konu hakkında bkz., Musul-Kerkük ile İlgili Arşiv Belgeleri, s.40; Öke, a.g.e., s.86.
34 ATASE, Türk İstiklâl Harbi, Güney Cephesi, s.273; Akgül-Uzel, a.g.e., s.21.
35 Özdemir Bey Müfrezesi, El-Cezire Cephesi Komutanlığı’nın hareket bölgesi olan Diyarbakır ile irtibatının zorluğundan dolayı Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Riyaseti tarafından 6 Ağustos 1922’de Kâzım Karabekir’in komutanı olduğu Doğu Cephesi Komutanlığı’na bağlanmıştır. Bkz., ATASE, Türk İstiklâl Harbi, Güney Cephesi, s.272.
36 Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Reisi olan Fevzi Paşa’nın 7 Eylül 1922’de Doğu Cephesi Komutanlığı ile El-Cezire Cephesi Komutanlıklarına çektiği telgrafın tam metni için bkz., Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi(BCA), Hariciye nr:1/210, 1338(1922).
37 Bu aşiret kuvvetlerinin yanında Kasım 1922’de Doğu Cephesi Komutanlığı tarafından 10 subay, 121 er ve Van sınır alayının Birinci Taburundan oluşan başka bir kuvvet de Revandiz‘e gönderilmişti. Bkz., ATASE, Türk İstiklâl Harbi, Güney Cephesi, s.278; Akgül-Uzel, a.g.e., s.21.
38 Musul-Kerkük İle İlgili Arşiv Belgeleri, s.40.
39 ATASE, Türk İstiklâl Harbi, Güney Cephesi, s.280 vd; Akgül-Uzel, a.g.e., s.24 vd; Görgülü, a.g.e., s.74. 
18.11.2017
tarihtendersler.com