Milli Mücâdele’de Güney Cephesi Ve Suriye İle İlişkiler

Milli Mücâdele’de Güney Cephesi Ve Suriye İle İlişkiler

Güney NUR[1] (*)

Köklü bir tarihe ve zengin bir medeniyete sahip olan Türk milleti yaşadığı ve hakim olduğu bölgelerde her zaman önemli bir güç merkezi olmuş ve o günkü şartlar altında mümkün olan en uzak bölgelere giderek oralarda etkin bir rol oynamıştır. Bu suretle Türk milletinin 1299 yılında Anadolu coğrafyasında kurduğu Osmanlı Devleti 16. yüzyılın sonlarına doğru dünyanın 3 kıtasına hakim olmuş, dünyanın en kuvvetli ve en ihtişamlı devleti olmuştu. Osmanlı Devleti’nin kuruluşuyla başlayan fetih politikası ve onun Avrupa’daki komşularına karşı olan üstünlüğü 1683 Viyana bozgunu ile son bulmuş ve bu bozgun onun geri çekilişinin başlangıcı olmuştur. Bu tarihten sonradır ki, dünyada meydana gelen ekonomik, askeri ve siyasi gelişim ve değişmelere paralel hareket edemeyen Osmanlı Devleti çok sayıdaki sebeplerden dolayı zayıflama sürecine ve arkasından çöküş sürecine girerek XIX. yüzyılın başından itibaren sömürgeci niyetler taşıyan bazı Avrupa devletlerinin bu amaca yönelik politikalarının tatbik edildiği alan haline gelmiştir. Tüm bunların neticesinde de onun parçalanması ve yok edilmesi süreci başlamıştır.
Bu arada Sanayi İnkılabını gerçekleştiren Avrupa ilim ve teknikteki ilerlemenin kendisine sağlamış olduğu üstünlükler sayesinde tabiatın zenginliklerini ve diğer toplulukları sömürmeye başlamış ve böylece “SÖMÜRGECİLİK” devrini açmıştır.[2] Bu tarihten itibaren kendi egemenlik alanlarını genişletmek üzere sömürgecilik hareketlerine girişen Avrupalı devletler çok geniş bir alana yayılan Osmanlı İmparatorluğunun topraklarını paylaşma konusunda birbirleri ile yarışa girmişlerdir.[3] Zira Osmanlı Devleti kendileri için hem hammadde hem de pazar niteliğinde olabilecek önemli bir coğrafyadaydı.
Diğer taraftan Sanayi İnkılâbı neticesinde başlayan sömürge elde etme yarışı 1914’te I. Dünya Savaşı’nın patlak vermesine yol açmıştı. 24 Temmuz 1914’te Avusturya’nın Sırbistan’a saldırmasıyla başlayan ve ilk aşamada Avrupa savaşı olarak adlandırılan bu savaş Osmanlı Devleti’nin harbe katılmasıyla tam bir dünya savaşı halini almıştı. Osmanlı Devleti Çanakkale cephesinde düşmana karşı büyük bir zafer kazanmasına rağmen Suriye cephesindeki durumu iyi görünmüyordu. 1918 yılının yaz aylarını taarruz hazırlığı ile geçiren Allenby Türk kuvvetlerini yenmek maksadıyla 200.000 kişilik bir kuvvet toplayarak Yafa’dan Hayfa doğrultusunda uzanan kıyı bölgesinde saldırıya karar vermiş ve kuvvetlerinin dörtte üçünü burada toplamıştı.[4] Bu sırada M. Kemal Paşa 26 Ağustos 1918’de Halep’ten Nablus’a geçmiş, burada yaptırdığı keşifler ve aldığı istihbarat sonuçlarına göre bir düşman taarruzunun başlamak üzere olduğunu tespit etmişti. [5] Bu tespitten hemen sonra 19 Eylül’de İngiliz orduları komutanı Allenby Yıldırım ordularına karşı büyük bir taarruza geçti. İngilizlerin amacı Şeria’nın batısındaki Türk ordularının tamamen imha etmekti.[6] 19 Eylül’de İngiliz ordusunun 7. ordunun karargahının bulunduğu Nablus’a doğru hareketinden sonra burada meydana gelen Nablus Meydan Muharebesi’nde Türk kuvvetleri bu saldırıya karşı zaman zaman çetin bir direnme göstermesine rağmen çekilmeye başlamıştı. Bu muharebede M. Kemal Paşa’nın 7. Ordusu dayanırken 8. Ordu yıpranmaya başlamıştı. İngiliz taarruzlarının devam etmesi üzerine de 7. Ordu Halep’e doğru çekilmeye başlamıştı.[7]
Bu çekilmenin yanı sıra Mustafa Kemal Paşa Halep’te düşmanla ve asi Araplarla yaptığı son muharebeyi kazanmış ve düşman ilerlemesi 26 Ekim 1918’de durdurulmuştu.[8] Mustafa Kemal Paşa artık Suriye’yi savunmanın gereksiz olduğunu asıl savunulacak yerin Anadolu olduğunu görmüş, bu sebeple emrindeki kuvvetleri Halep’in 5 km kuzeyine çekmiştir. Bu çekilme esnasında Suriye dahilindeki şimendifer hatları ve yollar iyice tahrip edilmiş olduğundan İngiliz ordularının süratle ilerleme imkânı kalmamıştı. Bu suretle Türk cephesi Halep’in kuzeyinde istikrar bulmuştu.[9]
Mustafa Kemal Paşa bundan başka Katma’daki karargâhında vatanın savunulması için kurulacak Müdafaa-i Hukuk teşkilatlarının ilk hücrelerini burada meydana getirecekti. M. Kemal Paşa Türklerin bir gün kendi öz topraklarında savaşmak zorunda kalacaklarını önceden tahmin etmiş ve fazla silahları bölge halkına dağıtarak iş görecek “Çete Harbi” için Kuva-yi Milliye teşkilatının kurulmasını planlamış[10] bunun için bölgede çeşitli zabitler görevlendirmişti. Bu bağlamda çalışmamıza konu olan Özdemir Bey’in muhtemelen 7. ordu çekilirken Mustafa Kemal Paşa tarafından bölgedeki milis kuvvetleri tensik etmek üzere görevlendirildiğini tahmin etmekteyiz. Zira M. Kemal Paşa daha sonra 12 Temmuz 1920’de mecliste yapacağı durum değerlendirmesinde Harb-i Kebir’in bittiğini ve Harbi Sağir’in başlayacağını söylemişti. M. Kemal Paşa bütün milletin savaşma azmini zinde tutabilmek için küçük müfrezelerin oluşturulması gerektiğini, bu müfrezelerin başında bazı zabitlerin olacağını ve bu suretle gerilla teşkilatının yapılacağını açıklamıştı.[11] M. Kemal Paşa konuşmasına şöyle devam etmiştir : “Önemle üzerinde duracağımız nokta bu müfrezelerden kıta, alay ve tabur teşkil etmek. Efendiler size teminat veririm , dünyanın hiçbir milleti bin türlü müşkilat ile paralar ve seneler, meşakkatler sarf ederek vücuda getirdikleri zabitlerini hiçbir vakit kütleler halinde bulundurarak ateş altına almaz. Bir zabit kolay yetişmez.[12]”
Diğer taraftan Özdemir Bey de kendi hatıralarında Türk ordusunun Suriye’yi terkettiği zaman kendisinin Halep’te kaldığını belirtmiştir.[13] Özdemir Bey Suriye bölgesinde Fransızlara karşı oluşan teşkilatların başına geçerek bunları “Suriye – Filistin Kuva-yi Osmaniye” adı altında birleştirmişti. Özdemir Bey’e Halep Merkez Komitesi Başkanı Bilal Bey ile Kurmay Başkanlığı görevini yürüten Natık Bey yardımcı oluyorlardı.[14] Suriye’de oluşan bu milli teşkilatlar bağımsızlık savaşına giren Türk ordularının başarılı olması için çaba sarfedecekti.[15] Özdemir Beyin kurduğu bu teşkilat Halep, Antakya, Hama, Humus, Lazkiye, Şam, Baelbek, Trablusşam ve Kuneytra’ya kadar genişletilmekle beraber burada kurulan örgütlere Türk, Çerkez ve Araplar da katılıyordu. II. Kolordu Komutanlığı da Halep, Hama, Lazkiye, Samandağ, İskenderun ve Kırıkhan sınırının içinde kalan bölgelerde teşkilatlar kurmuş sahayı 5 bölgeye ayırmıştı.[16] Bu bölgeler ayrı ayrı Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri tarafından idare edildi. Bu teşkilatların başarılı çalışmaları neticesinde Antakya bölgesinde Fransızlara karşı başarılı savaşlar yapıldı. Bu savaşlarda Antakya, Reyhaniye ve Dörtyol çete kuvvetleri bu teşkilatlardan destek almış ancak en büyük yardımı Halep eşrafından sağlamıştı.[17]

Türk – Arap Muhadenet Cemiyeti :

Türk ordusunun Suriye’den çekilmesi ile beraber Özdemir Bey Halep’te kalarak burada Türk – Arap Muhadenet Cemiyeti’ni kurmak üzere çalışmalara başlamış, 2 Şubat 1919’da cemiyeti kurmuştur. Özdemir Bey’in burada yaptığı çalışmalar neticesinde çok kısa bir zaman zarfında eli silah tutan birçok kişi bu cemiyete katılmıştır. Ancak 28 Şubat 1919’da Halep’te İngiliz ordularının önünde ortaya çıkan bir kargaşa yüzünden İngilizler çıkan bu kargaşalıkta cemiyetin rolü olduğunu ileri sürerek cemiyetin merkezini basmıştı. Özdemir Bey bu baskından kurtularak Halep’ten kaçmaya muvaffak olmuş, buradan hareketle de Meydan-ı Ekbez ve Islahiye mıntıkalarına iltica etmiştir. Az zaman sonra da Halep’te dağıtılan arkadaşlarını görmek ve cemiyeti yeniden ihya etmek üzere Halep’e geri dönmüştür. Özdemir Bey daha sonra Deyrizor taraflarında bir hareket vücuda getirmek üzere Şammar aşiretiyle anlaşmanın yollarını aramaya başlamıştı. Özdemir Bey bu kararını müteakip bölgeden geçen bir kervana katılarak Şammar’a kadar gitmiş, burada aşiret reislerinden hüsn-ü kabul görmüştü. Özdemir Bey maksadının ne olduğunu kendilerine anlatarak aşiret reislerinden destek istemişti.[18]
Şammar aşireti Özdemir Bey’in Deyrizor’u hareket üssü yapıp Halep’e karşı akın etmek teklifini bir şartla kabul edebileceklerini belirtmişlerdi. O da Şammar aşiretinin reisi olan ve Şam’da bulunan Şeyh Abdulaziz Cerbe’nin kendi başlarına geçmesi idi. Aşiret reisleri bu isteklerinden vazgeçmiyorlardı. Özdemir Bey bu sebepten dolayı Şam’a doğru hareket etmek zorunda kaldı ve Şammar’dan Şam’a deve satmaya giden bir kafileye katılarak 17 gün içinde 3 Ağustos 1919’da Şam’a vardı. Bu sıralarda Şam tam bir kargaşa içindeydi. Çünkü halkın kendilerine mandater olarak seçecekleri devleti belirlemek için Amerika Birleşik Devletleri’nin gönderdiği King-Crane Komisyonu üyeleri burada bulunuyordu. İngiliz ve Fransız temsilcileri de Şam’da çoğunluğu sağlamak için halkı altın yağmuruna boğuyorlardı. Özdemir Bey Şam’da halkın haleti ruhiyesi üzerine yaptığı incelemelerde gayesinin gerçekleşmesi için zaman ve zeminin müsait olduğunu görerek çalışmalarını burada yoğunlaştırmaya başlamıştı.[19]
Şam’da bir kısım halk Amerikan, İngiliz ve Fransız mandaları lehinde tezahürat yaparken diğer taraftan bir şahsın peşine düşmüş olan binlerce kişi Merce meydanında “Tam istiklal isteriz” sözleri ile etrafı çınlatıyorlardı. Bu arada Özdemir Bey Şam’da Şeyh Abdullah Cerbe’yi bularak kendisiyle görüşmüş ancak bu liderle hiçbir şey yapamayacağını anlamış dolayısıyla oradaki faaliyetlerine son vermiş ve Halep’te dağıtılan cemiyeti burada, Şam’da tesis etmek için çalışmalara başlamıştı. [20]

Mehmet Fevzi Paşa ile Görüşme :

Özdemir Bey ilk önce Şam’da kurulan Faysal Hükümeti nezdinde büyük nüfuz sahibi olan ve eski Osmanlı meb’uslarından Mehmed Fevzi Paşa ile görüşmüş ve ondan kurmayı düşündüğü Türk – Arap Muhadenet Cemiyeti’nin yeniden teşkili hususunda yardımlarını talep etmişti. Mehmed Fevzi Paşa birkaç gün tereddüt ettikten sonra bu teklifi kabul etmişti. Özdemir Bey’in çalışmaları ve Mehmed Fevzi Paşa’nın desteği ile cemiyet az zamanda güçlenmiş, nüfuzu gittikçe artmıştı.[21]
Özdemir Bey bu arada Şam’da bulunan Amerikan heyetine bir takrir vermişti. Bu takrirde özetle şöyle demektedir[22] :
“Türkiye istiklâlini muhafaza ederse Suriye’yi de kendi mukadderatını tayinde serbest bırakınız!”
Özdemir Bey’in Amerikan heyetine verdiği bu takrirden İngiliz ve Fransız temsilcileri ve özellikle Faysal rahatsız olmuştu. Bu yüzden de cemiyetin faaliyetleri bunlar tarafından takibat altına alınmıştı. Ancak takririn başında Mehmet Fevzi Paşanın imzasını gören Faysal bu takibattan çekilmiş, meseleyi örtbas etmeye çalışmıştır.
Bu esnada talihsiz bir olay olmuş, Mehmed Fevzi Paşa ansızın vefat etmişti. Onun ölümü cemiyetin çalışmalarını tehlikeye sokmuştu. Özdemir Bey bundan sonra cemiyetin başına onun gibi birini getirtmek üzere çalışmalara başlamış, gizliden gizliye yaptığı tetkikler neticesinde bu görev için iki kişiyi uygun bulmuştu. Bunlardan biri Şam’da “Tam istiklâl isteriz” diye bağıran halk kütlesinin başındaki Şeyh Kâmil Efendi Elkassab, diğeri Halepli siyasi fırka lideri İbrahim Henano idi.[23]

İbrahim Henano’nun Hatası :

İbrahim Henano Suriye’nin istiklali için çalışan bir Arap milliyetçisi idi. Şeyh Kâmil ise büyük bir alim ve uzağı gören büyük bir şahsiyetti.
Özdemir Bey bundan sonra cemiyetin siyasi liderliğine Şeyh Kâmil Efendiyi , askeri müşavirliğine de Yahya Hayati’yi[24] getirtmişti. Bundan sonra cemiyet tekrar kuvvetlenmeye başlamış ve cemiyetin asker sayısı 17.000 kişiye ulaşmıştı. Bu cemiyete Türk, Kürd, Suriye ve Iraklı olmak üzere 300 kadar da yeminli zabit de iltihak etmişti. Bu kuvvetler ile Suriye milli mücadelesine önemli destekler yapılmıştır. Bu konuda Özdemir Bey şöyle bilgi vermektedir[25] :
“Buradaki vaziyet Anadolu’daki vaziyet ile aynı idi. Orada nasıl bir İstanbul Hükümeti ve karşısında Anadolu’daki milli Kemalist teşekkül varsa burada da Araplık kisvesine bürünmüş bir Faysal Hükümeti ve karşısında Türklerle elele vermek isteyen milli bir Suriye birliği vardı. Mücadele her iki tarafta da aynı idi. Türkiye’de Kemalistler bir taraftan harici ve müstevli düşmanla uğraşırken, diğer taraftan da nasıl Halife ordusu ve onunla birlikte çalışan dahildeki kuvvetlerle uğraşmak mecburiyetinde kalmışsa Suriye’deki milli teşekküller de bir taraftan müstevli Fransız kuvvetleri ile çarpışıyor, diğer taraftan Faysal hükümetince ihdas edilen maniaları yenmeye çalışıyordu.”
Bir Fransız Bendesi ve Türk Düşmanı :
Faysal Hükümetinin başında bulunan Ferik Ali Rıza Rikâbi aşırı bir Türk düşmanı idi. Bu Fransız hizmetkârı memleketini yabancı bir devlete satmakla kalmayıp halkın ruhundan doğmuş olan Kuva-yi Milliye’nin gelişmesine mani olmak için elinden gelen her çareye başvuruyordu. Bu zat Suriyelilerin Türklerle elele vermek istediklerini anladığı gün Doğu Suriye’nin yani Faysal hükümetinin idaresi altındaki havalinin işgali için Beyrut’taki Fransız işgal kuvvetlerine müracaatta bulunmuştu.[26] Fransızlar bu vaziyetten istifade ederek İngilizleri Doğu Suriye’de kendilerini serbest bırakmaları hususunda tazyik etmeye başlamış, bunda muvaffak olup 15 Eylül 1919’da “Suriye İtilafnamesi”ni imzalamışlardı. 

Suriye İtilafnamesi ve Fransa’nın Bölgeye Yerleşmesi :

15 Eylül 1919’da imzalanan “Suriye İtilafnamesi”ne göre İngiltere Adana, Antep, Urfa, Maraş ve İskenderun’u Fransa’ya bırakıyor, Musul ise İngilizlerde kalıyordu. [27] Bundan başka İngilizler Suriye bölgesinde Şam, Humus, Hama ve Halep’teki kuvvetlerini geri çekmiş, bunu müteakip de Fransa buraları işgal etmek için kuvvetlerini harekete geçirmiştir. Böylece daha önce İngiliz işgali altında bulunan yerler Fransa’ya bırakılmış oluyordu. Bu mukaveleden her iki devlet memnun görünüyordu. Zira bölgede ekonomik çıkar elde etme yarışı neticesinde Fransa Çukurova’nın pamuğuna, İngiltere de Musul’un petrolüne sahip oluyordu. Kasım 1919’da İngiliz orduları komutanı Allenby Suriye’nin ve Kilikya’nın yönetimini Fransa yüksek komiseri General Goureaud’a devrederek bölgenin işgalcisinin ve tek söz sahibinin Fransızlar olduğunu ilan ediyordu.
Diğer taraftan bu mukaveleden memnun olmayan iki grup vardı ki; bunlardan biri Türk Kuva-yi Milliyecileri, diğeri bölgedeki Arap lideri Emir Faysal ve yandaşları idi. Türk Kuva-yi Milliyecileri İngilizler tarafından boşaltılan yörelerin Fransızlar tarafından işgal edilmesini bir türlü kabullenememekle birlikte Fransızların Ermenilerle işbirliği yaparak yeni zulüm dalgalarının gelmesinden endişe etmekteydi. Türk milletinin tepkisine neden olan bir başka husus da topraklarının kendi iradeleri dışında İngiltere ve Fransa arasında mübadele edilmesiydi. Emir Faysal da bu durumu protesto etmekle beraber İngiltere’nin Araplara vermiş olduğu Arap konfederasyonu sözünü yerine getirmesini istiyordu. Emir Faysal’ın İngiltere ile arasının bozulmasından faydalanmak isteyen M. Kemal, Suriye’deki ajanları sayesinde Arap yetkilileriyle ilişki kurmayı ve bu suretle çok geniş bir alanda Türk ve Arap kuvvetleriyle beraber İtilaf devletlerine karşı yek-vücut bir cephe oluşturmayı amaçlıyordu.[28]
Fransa kanadında ise durum şöyle bir görünüm arzediyordu : Suriye bölgesinde Fransızlara karşı olan Arapların M. Kemal’e yaklaşmaları , Şam müslümanlarının bir kısmının Türk ulusal hareketini örnek almaları , Suriye Arap ordusu komutanlarının Türk ordusunda hizmet etmiş kişiler arasından seçilmesi[29] ve Mustafa Kemal’in Halep’te “Türk milletinin yaşamak için haklarını savunacağı” yolunda bildiri dağıtması Fransızları oldukça tedirgin etmişti.[30]
Öte taraftan Fransızlar İngilizlerin tahliye ettiği bu mıntıkaları kolaylıkla işgal etmenin mümkün olmadığını görmüştü.[31] Çünkü Sayda ile Sur arasında Cebel-i Amil, kuzeyde Kuneytra’nın batısında ve Lübnan’ın doğusunda Hasbiye ve Rasya, daha kuzeyde Humus ve Trablusşam demiryolu üzerinde Telkeleh ve gene kuzeyde Aleviler mıntıkası olan Cebel-i Nusayri ve daha kuzeyde Türklerle meskun olan Kuseyr ve Antakya havalisinde Cisr-i Şuğur, İdlip ve Cisr-i Hadit[32] noktaları üzerinde uzanan bir hatta kuva-yi milliye kuvvetleri tarafından büyük bir müdafaa tertibatı alınmıştı.[33]
İngiliz ordularının çekilmesi ile Fransız ordusunun işgal hareketine geçmesi arasında geçen iki aylık bir zaman zarfında milli kuvvetler bu fırsattan yararlanarak Şam’daki teşkilatı bütün Suriye’ye hatta kuzey Filistin’e yaymaya muvaffak olmuş, en mühim stratejik noktaları tutmuş, vatansever bir çok sivil ve yerli zabiti aşiret kuvvetlerinin başına geçirmiş böylece işgal kuvvetlerinin hareketine çelikten bir sed çekmişti.[34] Fransız işgal kuvvetleri, milli kuvvetler karşısında tüm gayretlerine rağmen bir karış toprak elde edememiş ve hatta evvelce işgali altında bulunan Sur – Sayda cephesinde önemli bir stratejik nokta olan Elhoş ve Dirülumre’yi terke mecbur kalmıştır.

Fransızların bir mağlubiyeti :

Fransızlar bölgenin idaresini devraldıktan sonra Suriye’nin idari teşkilatında değişiklik yapma yoluna gitmişti. Kasım 1919’da bölgenin yönetimini Allenby’den alan General Guro (Goureaud) Osmanlı Devleti döneminde Beyrut, Şam ve Halep vilayetlerinden oluşan Suriye ve Lübnan bölgesini 4 hükümet mıntıkasına ayırdı. Birisi merkezi Beyrut olmak üzere büyük Lübnan Hükümeti, ikincisi merkezi Şam olmak üzere Şam Hükümeti, üçüncüsü merkezi Lazkiye olmak üzere Alevi Hükümeti, dördüncüsü merkezi Halep olmak üzere Halep Hükümeti idi. İskenderun ise idareten bağımsız fakat Halep’e bağlı bir sancak olarak kalacaktı. Fransızların Suriye bölgesinde böyle bir idari taksimata gitmesinin nedeni, bu hükümetlerin ve halkının birliğini ve beraberliğini bozmak ve bunları birbirine düşman hale getirmekti.[35] Bu suretle Fransızlar bölgede daha rahat davranarak uzun süre burada kalabilmeyi tasarlıyorlardı.
Genaral Gouraud bundan başka güneyden kuzeye kadar uzanan sahada milli cephenin muvaffakiyetlerini kırmak için Humus şehrine doğru bir taarruz yapmayı planlıyordu. General Gouraud’un bu amaçla sevk ettiği kuvvet Telkeleh noktasında müdafaa tertibatı almış olan Dindiş aşireti tarafından geri püskürtülmüştü.[36]

Mustafa Kemal Paşa’nın Direktifleri :

Fransızların bu taarruzları sırasında Özdemir Bey Suriye’deki mücadele hususunda Mustafa Kemal Paşa’dan direktif ve talimat almak üzere teşebbüslerde bulunmuş, bunun için avukat Said Haydar’ı İstanbul’a ve Yüzbaşı Muharrem Nuri Bey’i Mardin’deki 5. Fırka’ya göndermişti. Said Haydar o zaman Harbiye Nazırı olan Cemal Paşa ile görüşmüş ve Suriye’deki vaziyetin iç yüzünü Mustafa Kemal Paşa’ya bildirmesi ricası ile oradan ayrılmıştı.[37]
Mustafa Kemal Paşa’nın Suriye Hareketi konusunda Özdemir Bey’e vermiş olduğu talimatlar hakkında ATASE arşivinde ve çeşitli kaynaklarda yaptığımız araştırmada şu bilgilere ulaştık.
Özdemir Bey Suriye bölgesinde Fransızların halkın birliğini ve beraberliğini bozarak, halkları birbirine düşürdüğünü M. Kemal Paşa’ya bildirmişti. Özdemir Bey gönderdiği bir mektupta Fransızların bu amacını bozmak, ayrıca Suriye, Irak ve Türkiye’nin bağımsızlığını temin etmek için kendisinin buralarda bir konfederasyon kurmak istediğini bu doğrultuda ilk aşamada irtibat tesis edilmesi gerektiğini M. Kemal’e bildirdi. M. Kemal bu mektuba karşılık 15 Şubat 1920’de gönderdiği yazıda Özdemir Bey’e şu talimatı vermiştir[38] :
“…..Havran, Şam, Baelbek civarındaki kuvvetlerinizle Şam-ı Zeydanî boğazında her nevi istila ordusuna karşı müdafaa etmek, Ammân, Merci’iyyun kuvvetleriyle düşmanın Saydâ, Beyrut’tan, Trablusşam dahilinde isyan çıkararak işgal kuvvetlerinin dahile ilerlemelerini men’ etmek, Humus’taki kuvvetlerin Humus’u Trablusşam’a karşı müdafaa etmekle beraber Zeydanî’ye muavenet eylemesini temin eylemek….”
Mustafa Kemal bununla birlikte ilk etapta Türk ve Arap milletleri arasına girmiş olan Fransız ve Ermeni kuvvetlerinin derhal bertaraf edilerek irtibatın sağlanması gerektiğini de Özdemir Beye emretmiştir. Hareketin başladığı andan itibaren de Halep ve Hama birliklerinin görevi hususunda da Mustafa Kemal Paşa tarafından şu talimat verilmiştir[39] :
“Bu birlikler Hama,Halep, Lazkiye ve İskenderun’un müdafaasını temin ettikten sonra büyük bölümü ile Islahiye ve ikinci durumda birliklerle Antep, Osmaniye doğrultusunda yürüyerek düşmanı arkadan vuracaktır.”
Diğer taraftan M. Kemal Paşa 24 Ocak 1920’de yayınladığı genelgede, Fransız kuvvetlerinin Adana’da 1170, Toprakkale – Islahiye arasındaki şimendifer hattı üzerinde 200, Katma’da 2300, Kilis’te 600, Antep’te 1200, Maraş’ta 1200 raddesinde olduğunu ve ayrıca Arap hükümetinin bir tümeni olup Halep ve Müslimiye’de ve ileri birlikleri ile Halep ve İskenderun arasında olduğunu belirtmiştir. Bu doğrultudan hareketle Halep milli kuvvetleri İskenderun, Lazkiye, Dörtyol ve Humus yönlerini tuttuktan sonra güçlü üç müfreze kurarak; birincisi Ceyhan, ikincisi Islahiye, üçüncüsü Antep yönünde ilerleyecektir.[40]
Bu plan doğrultusunda yapılacak hareketlerle iki kuvvet arasında kalacak olan Fransız birlikleri hareketsiz konuma sokulacaktı. Ancak müsademeden önce en yakın Fransız komutanlarına şöyle bir nota verilecekti[41] :
“Ekseriyeti Türklerle meskun mukaddes vatanımızı birer bahane ile parçalamak ve ilhak etmek ve hür olan Türk milletini esir etmekte el’an azmetmiş bulunduğunuzu görmekteyiz. Artık bu hale tahammülümüz kalmamıştır. Akaidi diniye ve âmali milliyemize merbut olan bizler mahiyeti meçhul olmayan her nevi tecavüzlerinize nihayet vermek için bütün mevcudumuzla azmettik. Kuvvetlerimiz tahmininizden pek fazladır. Beyhude yere sefki demadan sarfınazar ederek milletlerinizin vuku bulacak haklı ithamatından kurtulmak için kırk sekiz saate kadar silâh ve cephanelerinizi badetteslim memleketinize avdet ettiğiniz taktirde hakkınızda hürmette kusur edilemeyeceği ve aksi taktirde hakkı meşruumuzun istihsali maksadıyla hiçbir fedakârlıktan çekinmeyeceğimizi tebliğ ve cevabınıza intizar ederiz.”
Mustafa Kemal Paşa 24/25 Şubat 1920’de Antep Kuva-yi Milliye Kumandanlığı vasıtası ile Şam’da Suriye – Filistin Milli Teşkilatı ve Hareket Kumandanı Özdemir Beye çektiği ikinci telgrafta şöyle demektedir[42] :
“Ferdi bir teşebbüs neticesinde o muhitte Türklük namı hesabına getirmiş olduğunuz muhterem heyetin başında ve pek müşkil şerait altında faaliyete geçerek kavi düşmanlara karşı icra etmekte bulunduğunuz mücahedat ve hareket-i vatanperveranenizin azametine her vech ile kani bulunmaktayız. Hareketlerinizin hedefini teşkil eyleyecek siyasi gayeniz şöyle olmalıdır. Anadolu, Suriye ve Irak milletleri kendi aralarında bir konfederasyon veyahut federasyon sureti ile birleşerek müttehid bir cephe almalıdır. bu hususta teferrüata ait olmak üzere bazı mesaili evvelki şifremizde size bildirmiştik. Zirde işaret edilen istikametler üzerinde azimkar bir kumanda ile harekete geçildiği taktirde şimdilik size cenup mıntıkamızdan bir muntazam alay, iki batarya miktarı kifayede mühimmatı harbiye ve ihtiyacınız varsa paraca da muavenet imkanı vardır. Bu husustaki metalibinizi Antep Kuva-yi Milliye Kumandanlığı vasıtasıyla Heyet-i Temsiliye Riyasetine bildirebilirsiniz.”
Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere M. Kemal son derece bilinçli bir şekilde Arap direnişini teşvik edip desteklemiş ve özellikle Suriye’de ulusal teşkilatların kurulmasına yardımcı olmuştur.[43] M. Kemal Paşa’nın Suriye bölgesinde Arap milliyetçilerini desteklemesinin sebebi, Fransızları Suriye’de oyalayarak Çukurova, Antep, Urfa ve Maraş’ta rahatça düşmana karşı mücadele vermek[44] ve bu suretle Fransızları iki cephede savaşmaya ve sonunda bir antlaşmaya zorlamaktı. M. Kemal Paşa’nın bu çalışmaları zamanla meyvelerini vermiş Suriye’de Fransızlara karşı olan Araplar M. Kemal Paşa’ya daha da yakınlaşmıştı. Hatta Şam müslümanlarının bir kısmı Türk ulusal akımına karşı ilgi duymaya başlamıştı.[45] Aslında Suriye Milli Hareketi konusunda M. Kemal Paşa’nın verdiği direktiflerin bugün Suriyelilerin görmek istedikleri bağımsızlıktan başka bir şey olmadığı söylenebilir.

Rıza Rikabi’nin İhaneti :

Aşırı bir Türk düşmanı Rıza Rikabi Riyak ve Baalbek’te bulunan Arap kuvvetlerini geriye çekerek bu iki şehrin Fransızlar tarafından işgaline zemin hazırlamış, bu durum Faysal hükümeti ile milli teşekküller arasında aşırı bir münakaşaya sebep olmuştu. Milli kuvvetlerin gösterdiği bu mukavemet karşısında Rikabi kabinesi istifa ederek yerine milli teşkilata mensup Haşim El-Atasi kabinesi kurulmuştur. Bu kabinenin kurulmasından sonra daha önce Rikabi tarafından tahliye edilen iki şehir Fransızlardan geri alınmıştı.[46]
Özdemir Bey daha sonra Faysal’ın başdanışmanı İhsan Cabiri vasıtasıyla Faysal ile görüşmüş ve M. Kemal Paşa’nın milli kuvvetlere verdiği direktifleri ona arzetmiştir. Ne var ki; Faysal attığı adımdan geri dönmemiştir. Diğer taraftan Faysal’ın karşısında bütün arzu ve taahhüdlerine boyun eğmeyecek milli teşekküller vardı.[47]

Mustafa Kemal Paşa’dan Gelen Yeni Direktifler :

Milli teşekküller ile Faysal hükümeti arasındaki bu husumete son vermek Milli Mücadele’nin önderi Mustafa Kemal Paşa’dan yeni direktifler alma zarureti doğmuştu. Mustafa Kemal Paşa’dan alınan yeni direktifte şimdilik hareketin tehir edilmesi bildirilmişti. Özdemir Bey buna istinaden Suriye bölgesini 1 Haziran 1920’de terketmiştir. Bu sıralarda İngiliz heyeti Faysal hükümetine çektiği protestoda, milli hareketin Türklerle birleşmek hususundaki arzusuna mani olunmazsa Şam’ın İngilizler tarafından tekrar işgal edileceği kati bir surette Faysal hükümetine bildirilmişti.[48]
Özdemir Bey 6 Haziran 1920’de Antep’e gelmiş, bu sıralarda da Ankara hükümeti ile Fransa arasında 20 günlük bir mütareke imzalanmıştı.[49] Türkler bu mütareke hükümlerine son derece bağlılık gösterirken Fransızlar tahkimat yapmaya ve geçtikleri yerlerdeki Türk köylerini yakmaya başlamışlardı.[50] Zaten Fransızların bu 20 günlük ateşkesten maksatları durumları gittikçe bozulan Suriye kuvvetlerini takviye etmekti.[51]
Diğer taraftan General Goureaud komutasındaki Fransız ordusu Faysal ile milli birlikler arasındaki fikir birliğini yok etmek için harekete geçmiş, Suriye’ye getirttiği büyük kuvvetlerle Şam, Humus, Hama ve Halep’i işgal etmeye muvaffak olmuşsa da Alevi mıntıkasındaki Şeyh Salih’in direnişini ve Antakya havalisindeki mücadeleyi bastıramamıştı.[52]
M. Kemal Paşa Özdemir Bey’e yolladığı bir başka yazıda Suriye hareketinin yeniden ihyası hususunda mümkün olanı yapmak üzere Adana Cephesi ve Antep havalisi kumandanı sıfatı ile miralay Salahattin Adil Bey’in yola çıkarıldığını belirtmişti. Salahattin Adil Bey Antep’e geldikten sonra Özdemir Bey’le görüşmüştü. Ancak iş işten geçmiş bütün Suriye işgal edilmişti. Özdemir Bey sadece Halep’te kalan bazı arkadaşlarıyla Bab kazası merkezine kadar gelip temaslarda bulunmuş, onlarla Hama, Humus, Antakya ve havalisinde dağılan teşkilatı mümkün mertebe yeniden toparlamaya muvaffak olmuştu.[53]

Suriye’deki mücadele yerine Antep’teki mücadele :

18 Haziran 1920 tarihi itibariyle Fransızlarla yapılan 20 günlük mütareke çoktan bitmiş, Antep şehri civarındaki harp tekrar başlamıştı. Özdemir Bey 6 Ağustos 1920’de İrfan Bey’in yerine Antep Kuva-yi Milliye Kumandanlığı getirilmişti. Özdemir Bey bundan sonra Antep şehrini şiddetle muhafaza etmiş ve şehrin kahramanlık mucizesinin şerefli amillerinden biri olmuştur.
Özdemir Bey buna müteakip hükümetin emriyle Hatay’a geçmiş ve oradaki mücahitlerin kumandasını deruhte ve Fransızlara ağır darbeler indirerek Ankara İtilafnamesi’nin imzalanmasında büyük bir amil olmuştur.
Özdemir Bey itilafnamenin imzalanmasından sonra Başkumandan Mustafa Kemal Paşa ve Erkan-ı Harp Reisi Fevzi Paşa’nın (Çakmak) iradeleri ile Irak ve Musul havalisindeki İngilizleri Misak-ı Milli hudutları dışına çıkarmak vazifesi ile Revandiz bölgesine gönderilmiştir. Özdemir Bey burada emrindeki kuvvetlerle İngilizlere ağır darbeler indirerek o mıntıkada İngilizlerin Kürd devletini teşkil maksatlarını akim bırakarak buradaki siyasi ve askeri maksatlarını temin ettikten sonra 1924’te Ankara’ya dönmüştür. Özdemir Bey bu tarihten itibaren de serbest hayata atılarak şimendifer hatlarında müteahhitlik yaparak hayatını temin etmeye çalışmış, ondan sonra da 6. devre Siirt, 7. devre Gaziantep mebusluğu yapmıştır. Özdemir Bey 1951 yılında Ankara’da vefat etmiş, vasiyeti gereği Antep’te harpte şehit olanların yanına defnedilmiştir. 
[1] Beyhan Gençay İlköğretim Okulu Sosyal Bilgiler Öğretmeni
* VI. Hatay Tarih ve Kültür Sempozyumu Bildirileri, 19-20 Nisan 2002, Antakya-HATAY
[2] Süleyman Hatipoğlu, “Atatürk ve Hatay’ın Anavatana Katılması”, Türk Dünyası Araştırmaları Dergisi, S.102 (Haziran 1996), Ankara, 1996, s.12.
[3] Bkz., Fahir Armaoğlu, 20. Yüzyıl Siyasi Tarihi, İstanbul, 2000, s.51 vd; Ayrıca Osmanlı Devleti üzerinde büyük devletlerin mücadelesi hakkında bkz., Laurence Evans, Türkiye’nin Paylaşılması, Çev. Tevfik Alanay, 1972, s.51 vd; Tevfik Çavdar, Osmanlıların Yarı – Sömürge Oluşu, İstanbul, 1970, s.17 vd.
[4] Fahir Armaoğlu, a.g.e., s.142.
[5] Şükrü Tezer, Atatürk’ün Hatıra Defteri, Ankara, 1999, s.172.
[6] Güngör Cebecioğlu, “Birinci Dünya Savaşı’nda Atatürk ve Yıldırım Orduları Grubu”, Atatürk Haftası Armağanı, ATASE yay, S.25 (Kasım 1992 – Kasım 1999), Ankara, 1992, s.103.
[7] Şevket Süreyya Aydemir, Tek Adam, c.1, İstanbul, 1999, s.287.
[8] Bu konuda geniş bilgi için bkz. Süleyman Hatipoğlu, “I. Dünya Savaşı Sonunda Halep Sokak Muharebeleri ve Mustafa Kemal Paşa”, IV. Hatay Tarih ve Folklor Sempozyumu Bildirileri (18 – 19 Ekim 1996), Antakya, 1997, s.1 vd.
[9] Ali Fuat Cebesoy, Milli Mücadele Hatıraları, İstanbul, 1953, s.14.
[10] Süleyman Hatipoğlu, “Atatürk’de Kuva-yi Milliye ve Misak-ı Milli Fikrinin Şekillenmesi”, Misak-ı Milli’nin 80. Yıldönümünde İskenderun ve Çevresi, Atatürk Araştırma Merkezi Yay, Ankara, 2001, s.4.
[11] Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, c.I-III, Ankara, 1997, s.87-88.
[12] A.g.e., s.87-88.
[13] Cumhuriyet Gazetesi, Ayıntab Müdafilerinden Özdemir’in Hatıraları, 12 Ocak 1937, s.5.
[14] Salahi R. Sonyel, Türk Kurtuluş Savaşı ve Dış Politika, c.1, Ankara, 1973, 190.
[15] ATASE, Türk İstiklal Harbi, Güney Cephesi, c.4, Ankara, 1966, s.20.
[16] ATASE, a.g.e., s.21.
[17] Mehmet Tekin, Hatay Tarihi, Antakya, 1993, s.102; Yurt Ansiklopedisi, “Hatay Maddesi”, Anadolu Yay, İstanbul, 1982, s.3404; Ahmet Faik Türkmen, Hatay Manda Tarihi, Silahlı Mücadele Devresi, c.4, İstanbul, 1939, s.976’da Hatay halkının silahlı mücadele yıllarında Halep’ten 30.000 altınlık silah ve cephane yardımı aldığı belirtilmiştir. Bütün mücadele içinde yapılan yardım 15 sandık cephane ile 50 mavzerden ibaretti. Fransız işgal kuvvetlerine karşı Hatay’da yürütülen direniş, Halep’teki Arap yönetiminin çıkarlarına uygun düştüğü için bu yardımlar yapılmıştır.
[18] Cumhuriyet Gazetesi, a.g.y., s.5.
[19]Cumhuriyet Gazetesi, Ayıntab Müdafii Özdemir’in Hatıraları, 13 Ocak 1937, s.5.
[20] a.g.y. s.5.
[21] a.g.y., s.5.
[22] a.g.y., s.5
[23] a.g.y. s.5
[24] Yahya Hayati Faysal Hükümetinin ordu müfettişi idi.
[25] Cumhuriyet Gazetesi, a.g.y., s.5.
[26] a.g.y. s.5.
[27] Atatürk’ün Tamim, Telgraf ve Beyannameleri, c.IV, Haz. Nimet Arsan, Ankara, 1991, s.129 vd; Süleyman Hatipoğlu, “Atatürk ve Hatay’ın Anavatan’a Katılması”, Türk Dünyası Araştırmaları Dergisi, S.102, Haziran 1996, s.102.
[28] Bige Yavuz, Kurtuluş Savaşı Döneminde Türk – Fransız ilişkileri (1919 – 1922), Ankara, 1994, s.41.
[29] Halep milli teşkilatında büyük nüfuz sahibi olan Şakir Nimet Paşa Osmanlı ordusunda Yarbay olarak görev yapıyordu. Bundan başka Şam milli teşkilatının kumandanı sıfatıyla görev yapan Yusuf Paşa Osmanlı ordusunun Erkan-ı Harp binbaşılarından birisi idi. Bu konuda bkz., Ali Fuat Cebesoy, Milli Mücadele Hatıraları, İstanbul, 1953, s.256.
[30] Bige Yavuz, a.g.e. s.52; Laurence Evans, Türkiye’nin Paylaşılması, 1972, s.253.
[31] İngilizler Suriye ve Kilikya bölgesini Fransızlara devretmekle daha kârlı ve kazançlı çıktıklarını düşünmekteydiler. Zira İngilizler Türklerin Anavatanına dahil olan bu toprakları nasıl olsa yabancılara vermeyeceklerini anladıklarından bölgeyi Fransızlara devrederek onları bu bölgede meşgul edip dikkatlerinin Arap ülkelerinin üzerinden dağılmasını sağlamışlardı. İngiliz Yüksek komiseri Amiral de Robeck’in 12 Kasım’da Lord Curzon’a yolladığı raporda bu konuda görüş ve düşüncelerini şöyle yansıtıyordu : “Suriye ve Güneydoğu Anadolu bölgesinin İngiliz işgalinden Fransız işgaline devri hususundaki kararın açıklanması üzerine burada gösterilen tepki Anadolu bölgesinin Türkiye’nin tabii ve ayrılmaz bir parçası olduğu gerçeğini bir kez daha ortaya koymuştur.” Bkz., Selahattin Tansel, Mondros’tan Mudanya’ya Kadar, c.2, Ankara, 1977, s.217.
[32] Hatay Milli Mücadelesi için bkz., Ahmet Faik Türkmen, Hatay Manda Tarihi, Silahlı Mücadele Devresi, c.IV, İstanbul, 1939; Nuri Aydın Konuralp, Hatay Kurtuluş ve Kurtarılış Mücadelesi Tarihi, Haz. Mehmet Tekin, İskenderun, 1996; Remzi Sililöz, Hatay İli ve Milli Mücadele Yılları, Bursa, 1937; Tayfur Sökmen, Hatay’ın Kurtuluşu için Harcanan Çabalar, Ankara, 1992; Hulki Öcal, Hatay Savaşı, Antakya, 1953; Kadir Aslan, Milli Mücadelede Dörtyol, Hatay, 1991.
[33] Cumhuriyet Gazetesi, Ayıntab Müdafii Özdemir’in Hatıraları, 14 Ocak 1937, s.5.
[34] Cumhuriyet Gazetesi, a.g.y., s.5’te Suriye’deki milli harekete destek veren önemli şahsiyetler şöyle belirtilmiştir : Cebel-i Amil’de Elhuş Dirülumre’yi Fransızlardan alan ve onları büyük zayiata uğratan Merciyun havalisindeki aşiret reisi Şeyh Emir Mahmud Elfuari ve Sur eşrafından çete reisi Kamil Bey Elkassab, Kuneytra cephesinde binbaşı Ali Hulki, Hasbiye ve Raşiya cephesinde Metula aşireti reisi Milmim Kasım ve biraderleri, Telkeleh cephesinde Dindiş aşireti reisi Şeyh Abdullah Bey Elgenc ve akrabaları, Cebel-i Nusayri cephesinde Alevilerin reisi Eşşeyh Salih Elalevi, Erkan-ı Harb binbaşısı Galip Sulan ve şeyhin yeğeni Şeyh Faris ve Türk cephesinde çete reislerinden milis binbaşısı Necip Uveyd gibi değerli kahramanlardır.
[35] ATASE, a.g.e., s.20.
[36] Cumhuriyet Gazetesi, a.g.y., s.5.
[37] Cumhuriyet Gazetesi, a.g.y., s.5. Ocak 1920’de İstanbul’a varan Said Haydar ile 4 maddelik bir anlaşma imzalanmıştı. Buna göre; Kuzey sınırlarında bazı tadilat icrasıyla Karadeniz’den Maan’a kadar batı devletlerine karşı ortak cephe kurulması, Türk ve Arap kuvvetlerinin tek komuta idaresinde birleştirilmesi ile Batılılara karşı ileride kazanılacak zaferden sonra Araplarla Türklerin yan yana, her iki tarafın bağımsız bir devlet halinde yaşaması ilkeleri kabul edildi. Bkz., Qassam Kh.Al-Jumaily, İzzet Öztoprak, Irak ve Kemalizm Hareketi (1919 – 1923), Ankara, 1999, s.41; Abdulkerim Rafık, “Türkiye – Suriye İlişkileri” (1918-1926), Çev.Sebahattin Samur, Türk Dünyası Araştırmaları Dergisi, S.88 (Şubat 1994), Ankara, 1994, s.37; Laurence Evans, Türkiye’nin Paylaşılması (1914-1924), Çev. Tevfik Alanay, İstanbul, 1972, s.257.
[38] Atatürk’ün Tamim, Telgraf ve Beyannameleri, Haz. Nimet Arsan, c.IV, Ankara, 1991, s.215; Harp Tarihi Vesikaları Dergisi, S.15, B.402, Mart 1956; Mustafa Onar, Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı Yazışmaları, c.I, Ankara, 1995, s.415.
[39] ATTB, a.g.e., s.215; HTVD, S.15, B.402, Mart 1956; Mustafa Onar, a.g.e., s.415.
[40] ATTB, a.g.e., s.182; Mustafa Onar, a.g.e., s.416.
[41] ATTB, a.g.e., s.182; Mustafa Onar, a.g.e., s.416.
[42] ATASE Arşivi, K.937, G.3, B.3-1
[43] Salahi R. Sonyel, a.g.e., c.1, s.189-190.
[44] Bige Yavuz, a.g.e., s.52; Ayrıca Emir Faysal 28 Şubat 1920’de yaptığı toplantıda Şam’da Arap topraklarını işgal edenlere karşı eylemlere girişmek kararı alarak üç aşamalı bir plan hazırlamıştı. Bu toplantıda Suriye sahasının bütün kabileleri ve Kürtlerin bu saldırıya katılmaları kararı da alındı. Hazırlanan plana göre; birinci kol; Deyrizor – Bağdat yolunu takip edecek, ikinci kol Deyrizor’dan Musul’a yönelecek ve üçüncü kol da Halep Resulayn ve Musul doğrultusunu izleyecekti. Bu arada Arap temsilcileri de M. Kemal ile Sivas’ta bu ortak hareket üzerine görüşmüş ve Türklerde Kilikya’daki Fransız birliklerine karşı saldırıya geçmeyi kabul etmişlerdir. Bu konuda bkz., Laurence Evans, Türkiye’nin Paylaşılması, Çev. Tevfik Alanay, 1972, s.247.
[45] Salahi R. Sonyel, a.g.e., c.1, s.192.
[46] Cumhuriyet Gazetesi, a.g.y., s.5.
[47] Cumhuriyet Gazetesi, Ayıntab Müdafii Özdemir’in Hatıraları, 16 Ocak 1937, s.5.
[48] a.g.y., s.5.
[49] Bu mütareke için bkz., Süleyman Hatipoğlu, Fransa’nın Çukurova’yı İşgali ve Pozantı Kongresi, Ankara, 1989, s.49 vd.
[50] ATASE Arşivi, K.622, G.59, B.59-1.
[51] ATASE Arşivi, K.621, G.130, B.130-1
[52] Cumhuriyet Gazetesi, a.g.y., s.5.
[53] Cumhuriyet Gazetesi, a.g.y., s.5.
13.07.2017

https://www.tarihtendersler.com