Tarihde Kürtler

Tarihde Kürtler

Muhterem misafirler, aziz Arkadaşlar, sevgili Öğrenciler!
Burada sizlere, 2700 yıllık Türk tarihinin, yazık ki az bilinen bir yönünü açıklayacağım. Doğuda 100. boylam da denilen Tul dairesinden, yani Moğolistan kuzeyindeki Baykal Gölü batısından; batıda Viyana doğrusuna kadar ki 17. Tul dairesi arasında ve kuzeyde, 55. paralel de denilen arz dairesinden, güneyde Afganistan ve Basra Körfezinin bulunduğu 30. arz dairesi aralarındaki beş ayrı bölgede, tarih boyunca görülen Kürt adlı Türk uruklarını, tarih ve dil bakımından tanıtmaya çalışacağım. Bendeniz bu konuyu Mayıs1946 da İstanbul da Tasvir gazetesinde üç makale halinde yazdığım Kürmanç Kürtlerinin Aslı adlı yazımdan beri 22 yıldır makale, konferans, risale ve kitaplarım ile işlemekteyim. Ankarada toplanan VI. Türk Tarih Kongresi Bildiriler kitabında çıkmış ve ayrı basımı da yapılmıştır.
Hepsi bugünkü gibi, serbest münakaşalı olmak üzere, 1951den beri Kürtler üzerine 9 defa konferans verdim. Bunların tarihini ve yerlerini saymamda, fayda vardır: Diyarbakır Lisesi nde Tarih Öğretmeni iken 1951 Mayısında, önce Öğretmen Okulu Salonu nda, sonrada Diyarbakır Öğretmenler Lokalinde, Kürtlerin Menşei adlı konferansımı verdim. Ergani deki Dicle Köy Enstitüsü Müdürü (şimdi Kayseri Senatörü) Sayın Hüsnü Dikeçligil in daveti üzerine, 1952 Mayısında Dicle Köy Enstitüsünde; Türk Milliyetçiler Derneği İstanbul Şubesi adına, 1952 Temmuzunda İstanbul-Eminönü Halk evinde; 1960 ara tatilindeki bir folklor seyahatim sırasında, Muş Valisi Erzurumlu Sayın Mehmet Belek in isteği üzerine, Şubatta Muş ta Sümer Sineması Salonunda; Erzurum Lisesinden Hocam, Türk Ocakları başkanı Sayın Prof. Necati Akder in isteğiyle, 1960 Ağustosunda Kars ve Erzurum halk Eğitim Merkezi Salonlarında ve 1962 Kasımında, yine Ankara Türk Ocağında, aynı adla bu konferanslarımı tekrarlamıştım.
Şimdi de Atatürk Üniversitesinde Tarih Öğretim Görevlisi bulunuşumun ikinci ayında, Erzurum da ilk konferansım olarak, Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Talebe Derneği nin isteği üzerine, Tarih ve Dil Bakımlarından Kürtler adıyla bu konuyu, yüksek huzurlarınızda anlatmak, benim için büyük bir mutluluk olacaktır. Bugün bu arada, milli ve ilmi bir konu olan, yeryüzünde Türklerin yayıldığı beş ayrı bölgede, tarih boyunca tanınan Kürt adlı Türk urukları nı, birkaç saatinizi alacak olan bir uzunca konferansla anlatmaya çalışacağım. Bendenize bu mutlu fırsatı hazırlayan, Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Talebe Derneği ne ve bendenizi dinlemek lütfunda bulunarak burayı teşriflerinizden dolayı, siz sayın dinleyicilere çok teşekkür ederim. Asıl konumuza girmeden, tarih boyunca Asya, Avrupa ve Afrika ya hakim olarak yayılan Türklerin, umumi ve ülke-bölge tarihindeki birçok meseleler gibi, Kürt adıyla tanınan kalabalık ve güçlü bir uruk yani kavmının: Neden şimdiye kadar incelenerek, derli toplu bir kitapla tanıtılamadığını, haklı olarak düşünenler olacaktır. Bu haklı düşünce sahiplerine, kısaca şöyle cevap verebiliriz: Rahmetli Ziya Gökalp, Birinci Cihan Savaşı içinde 1916 da ders yılı başında, şimdiki İstanbul Üniversitesi demek olan, Darülfülün u ıslah ederken, burada ilk defa bir Tarih Kürsüsü nü kurmuştu. Bu tarihten önce, koca Türk-Osmanlı İmparatorluğunda, Liselerin üstünde ancak Harbiye lerde harp tarihleri ve Mülkiye Mektebinde de, çoğu tercüme olan siyasi ve idari tarih okutulurdu. Fakat, 1916-1933 arasında İstanbul Darülfülünu Edebiyat Fakültesi Tarih Kürsüsü nde Müderris (Profesör) unvanı ile ders okutan rahmetli Necib Asım, Ahmet Refik, Şemseddin Günaltay, Fuad Köprülü gibi zatların hiçbiri, Tarih Enstitüsü nde okumamış ve doktora yapmamış kimseler olup, lisan bilen ve kendi kendini yetiştirmiş Harbiye, Hukuk veya Mülkiye mezunu idiler. Bu yüzden, eski Türkleri tanıtan kaynakların yazdığı Çince, Hintçe, Eski İran ca, Asurca, Yunanca ve Latince gibi dilleri bilmiyorlardı. Mezopotamya, Mısır ve Hitit yazılarını okuyan, tek bir Türk yoktu. Tarih ilmi usulü bakımından da kendileri donanmış olmadığından, 1916-1933 yılları arasındaki İstanbul Edebiyat Fakültesi Tarih Mezuniyet Tezleride, çok zayıf olup, Tez vasfını taşıyanların sayısı, bir elin parmağını geçmezdi.
Ancak, rahmetli Atatürkün emriyle 1933 te Darülfünun adı da kaldırılarak ıslahat yapılıp Üniversite adı verilerek, yabancı uzman ve Profesörler İstanbul a getirildikten sonra, Türk Tarih ilmide gelişmeye başladı. Yine rahmetli Atatürk ün isteği ile, başkent Ankara da, Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi nin 1935 te açılması ve gelişmesiyle, demin arz edilen Umumi Türk Tarihi kaynaklarının yazdığı dilleri, doğrudan doğruya okuyup değerlendirebilen Türk gençleri yetişmeye başladı; ve Ankara da Macar dili ile tarihini öğreten Hungaroloji Enstitüsü nün gayretli Macar Profesörleri , Türk Tarih araştırmalarına geniş ufuklar açtılar ve çok değerli gençlerimizi yetiştirdiler 1938 de yeniden İstanbul Üniversitesi ne dönen Sayın Hocam Prof. A.Zeki Velidi Togan da, burada Umumi Türk Tarihi Kürsü Profesörü olarak, bugüne kadar çalışmakta ve değerli, müdekkik gençler yetiştirmektedir.
Artık İstanbul da Edebiyat fakültesi ve Ankara da Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi gittikçe gelişerek, milletler arası ilim kongrelerinde, Umumi Türk Tarihinin ana meselelerini kavramış olarak, yetki ile konuşan ve hatırı sayılan Türk uzmanlarını yetiştirmektedir. Bu yüzden, milli ve umumi tarihimizin birçok meseleleri de çözülüp, aydınlığa kavuşmaktadır. Fakat, hiçbir milletin eski tarihi, Türklerinki gibi çok geniş ve dünyayı saran bir ululuk göstermemektedir ; yani, doğuda Japon Denizinden, batıda Atlas Okyanusuna ve Kuzey Sibir ile Kazan bölgelerinden güney Hinde, Yemen e, Habeşistan a kadar, asırlarca hakim olup, medeniyetler geliştirerek, Üç-Kıtaya yayılan Türk ırkının, Yakınçağa kadar gerçekten dünyanın efendisi sayılan ve en büyük teşkilatçısı olan şanlı atalarımızın tarihini, bütün ayrıntıları ile 30-35 yılda aydınlığa kavuşturmak, kolay değildir. İşte, kısaca arz ettiğim bu gibi sebepler yüzünden, yani Türkiye de tarih araştırma ve öğretimin üniversitede çok geç başlamasından dolayı, daha Umumi Türk Tarihi içindeki birçok meselelerin bile çözülüp su yüzüne çıkmayışı gibi, Kürt diye anılan Asya ve Avrupa daki Türk urukları da, tüm olarak bir arada araştırılmaya, yeni başlanmıştır. Edebiyat Fakültesi Tarih Dalı mezunu olarak bu işe, ilk defa bendeniz başladığımdan, mutluyumdur. 1944 te ikinci askerlikten terhisim üzerine İstanbul a dönüp, Kars Tarihi adlı kitabımı hazırlarken, Dede Korkut Oğuz Nameleri ile, 1597 de Bitlis te Farsça olarak yazılan Kürtler Tarihi üzerine iki eser olan Şeref Name de, bir Kürt-Oğuz Namesinin bulunmasından ilham alarak, 1945 Ocak ayında Kürtlerin menşei meselesini çözdüm. Ertesi 1946 yılı Mayıs-Haziran ayında Tasvir adlı uzun uzun üç makale neşrettim. Ondan sonra da, konuşmamın başında arz ettiğim gibi :
1) 100. doğu boylamında Moğalistan kuzey batısındaki Sayan Dağları ve Yenisey Irmağı Başlarında,
2) Batı Türkistan (Horasan ile Afganistan) da,
3) Dağıstan ile Romanya-Macaristan Çekoslovakya gibi Tuna Boylarında,
4) Kuzey Azerbaycan da Kür-Aras Irmakları boylarında,
5) Dicle boylarından yayılmış olarak, Türkiye, İran, Irak ve Kuzey Suriyedekiler olmak üzere.
Asya ve Avrupa daki başlıca beş ayrı coğrafya bölgesinde yaşamış ve hatıralar bırakmış olan Kürt adlı, güçlü ve kalabalık Türk uruklarını tespit ettim. Bunların tarih boyunca varlıklarını ve dillerini öğrenip tanıtma merakı da, bendenizi sarmış oldu.
1946 dan beri yaptığım yayınlar, gerçek kaynaklar ve sağlam delillere dayandığından, arz ettiğim ilk dört bölgedeki Kürtler gibi, bir Türk ve Oğuz uruğu olan ve umumiyetle Kürmanç denilen Dicle Kürtlerinin de gerçek mahiyeti ve kökleri, artık aydınlığa kavuşmuştur. Kurucularından olduğum Diyarbakır′ı Tanıtma Derneğinin 1963te Ankara da 32 sahife halinde bastırdığı Kürtlerin Kökü I.Bölüm; ve 1964 te bendenizin Ankara da neşrettiğim iki haritalı, Her Bakımdan Türk Olan Kürtler I. Adlı 130 sahifelik kitabım ile, VI. Türk Tarih Kongresindeki tebliğim, artık Tarih bakımından Kürtlerin kökünü, ilmi olarak ortaya koymuştur. Burada sizlere, Kürtleri, tarih yönünden başka,, son derece ilgi çekici olan, dil bakımından da tanıtmaya çalışarak, Türklüklerini ispat edeceğim. Vaktimiz kalırsa ve sabrınızı tüketmezsem, biraz da, antropoloji, etnografya/etnoloji ve folklor bakımlarından da, Kürmanç ve Zaza uruklarına ayrılan Dicle Kürtlerinin, asla İranlı/Aryani olmayıp, Türklüklerini belirteceğim.
Asıl konuya başlarken,şunu da arz edeyim ki, yurdumuzun doğusundaki aziz Atatürk ün adını taşıyan bu en büyük ilim ocağı Üniversitemizde Edebiyat Fakültesi yakında gelişip, Enstitüleri ikmal edildikçe, buradan yetişecek Türk gençleri, bölgemiz tarihi ile birlikte yabancı yayın ve ajanlarının propaganda ve yemleme telkinlerinden kendilerini sıyırarak- ilmin ışığı ve aklın ölçüleriyle, yalnız Kürtleri değil , yurdumuzdaki yerleşik veya göçebe : Türkmenler, Yörükler, Tahtacılar, Manavlar, Mavalılar, Terekemeler, Karapapaklar ve başkaca adlarla anılan halkımızı da inceleyip, mazilerini aydınlatacaklardır.
Bu uğurda, milletler arası ilim değeri taşıyacak eserleri ortaya getireceklerdir. Bu gerçeği unutmayalım ki, 1945 te Kars,Ardahan,Artvin başta olmak üzere , doğu Karadeniz illerimizi, Gürcistan tarih hakları adına; ve bütün Doğu Anadolu yu da, Amerika da toplattıran Dünya Ermeniler Kongresi ve Revan Komünist Partisi Kararları adına, Ermenistan için Türkiye den, bu kutlu ve mutlu Son-Ana yurdumuzdan koparmak isteyen emperyalist ve korkunç derecede Türk düşmanı Moskoflar, Tiflis-Gürcü Üniversitesi ile Revan-Ermeni Üniversitesi gibi ocaklarda, Kars tan çıkan Kür ve Erzurum dan doğan Aras Irmakları boylarında, ilmi siyasete alet ederek, geceli-gündüzlü çalışmaktadırlar! On yıl önce Erzurum da açılan Atatürk Üniversitesi,bu kutlu irfan ocağımız, her şeyden önce, Doğuda Türklüğün bir manevi kalesi olarak kurulmuştur. Unutmayalım ki, eskiden Çinliler ile Bizanslıların güttüğü parçala, hükmet düsturunu, 1552 yılından beri genişleyip yayılmakta olan Moskoflar, maharetle tatbik etmektedirler. Bu sayede Ruslar : Kazan Hanlığını,Astakan Ülkesini, Sibiri ve İstiklal Vadi ile Kırım Yurdunu, Kabartay-İlini, Gürcistan ı, Dağıstan ile Kuzey Azerbaycan ı, Batı Türkistan ı, sıra ile istila etmiş; para ve türlü yollarla, Türk ü ve Müslüman ı biri birine düşürerek kırdırmış ve I.Petro dan beri de, Osmanlı-Türk İmparatorluğunun, amansız düşmanı olarak, çöküşünü hızlandırmıştır. Bu yüzden pis Moskof ayakları, 1829 ile 1878 de ve 1916 da üç defa, kahraman Erzurum u da çiğneyip kirletmiş; ve yüz binlerce Anadolu-Türkünün ocağını söndürmüş, yuvasını yıkmıştır. Şimdi de, Moskova daki kurmaylar ve korkunç istila plancıları, Boğazlar ile Akdenize çıkmak, Dicle petrollerine de konmak için, Türkiye yi yıkacak usullere başvurmakta: Ansiklopedileri, Üniversite yayınları, aşırı solcu akımları ve yüz milyonlarca lira sarfiye yurdumuzu, yurttaşımızı parçalamaya çalışmakta; bu arada kanı bizden,dini bizden donu (giyimi) bizden diye söylenen halk deyimimizdeki gibi, her şeyi ile bir ve bizden olan milletimizi : Türk-Kürt ayrımı, Sünni-Alevi düşmanlığı, Sağcı-Solcu çatışması ve daha türlü türlü çökertici mikrop aşıları ile bölmeye, milli birlik ve bütünlüğümüzü bozmaya çalışmaktadır.
Tanrıdan korkan, insanlık ve ilim hassasiyeti olan, gerçekten milletini ve yurdunu seven Aydınlar, bu gibi düşman tesirlerinden kendilerini kurtarıp; gerçeği ve doğruyu seçebiliyor. Burada, engin Türk varlığının güçlü ve yaygın uruklarından birisini, yani kanımızdan ve canımızdan olan Kürtlerin: tarih, dil, antropoloji, etnoloji/etnografya ve folklor bakımlarından gerçek köklerini, mahiyetlerini, bir konferansta sizlere arz ederken, gerekli gördüğüm bu Girişi uzattığım için, bağışlamanızı dilerim.
KÜRT ADININ MANASI
Asıl konumuza girerken, hiçbir İran veya Aryanı toplulukta görülmeyip, yalnız Türk ve Oğuzlar kolundan gelen urukların adı olan Kürt deyiminin, anlamından işe başlayalım. Başta Macar dilcileri olmak üzere, Türkologlar, doğru olarak Kürt adının, Türkçe yatkın kar , sertleşmiş kar, yazın dağ başlarında bulunan ve geç eriyen kar anlamına geldiğini belirtmişlerdir. Türkistan, Kırım ve Kafkas İllerinde bugünde, kar anlamına kullanılan Kürt sözü, Azerbaycan ile Anadolu da , kışın insanı, hayvanı ve kızağı batırmaz derecede, tahta gibi sert kar yığını demek olan kurtuk (Ah ıska,Artvin,Çorum,Kırşehir), kürtük (Kars, Erzurum, Erzincan, Sivas, Amasya, Malatya, Diyarbakır, Bitlis, Hakkari) ve kürtün (Kastamonu,Bolu, Edirne, Konya, Isparta) deyimlerinde yaşamaktadır, ki bu sonuncular, dağların kuzey ve kuytu yerlerinde yaz ortalarına kadar kalan kar anlamına gelmektedir. Tipi veya boranın çukur yerlere doldurduğu ve sertleşerek uzun zaman kalan kar yığını anlamına da gelen kurtuk-kürtük ile, Orta Asya (Doğu) ve Kuzey Türk dillerindeki kar demek olan Kürt sözü, yatkın ve sertleşmiş karın üzerinde yürünürken çıkan, Kürt-Kürt gibi sesten kalmadır.
Bundan 900 yıl önceleri yazılmış olan Kaşgarlı nın Divanü Lügati Türk adlı büyük sözlüğünde, Kürt deyimi iki anlamda geçmektedir. :
1-At arpanı (arpayı) Kürt Kürt yedi cümlesi misal veriliyor ve insanın hıya (salatalık) gibi sert nesneleri yerken çıkarılan sese de Kürt-Kürt (şimdiki İstanbul ağzımızla kütür-kütür) deniyor ;
2-Yay, kamçı ve değnek gibi (sert, dayanıklı) nesneler yapılan kayın ağacına da , Kürt dendiği belirtiliyor.
Azerbaycan, Dağıstan ve Doğu Anadolu da Çoban Hesabı (Takvimi) içinde gücük (şubat) ayı sonunda ki üçüncü cemre de Kürdoğlu veya Kürdoğlu Kayada Kaldığı Gece denilen sayılı bir gün vardır. İnanışa göre, bu sırada Kürdoğlu, yarı geceye kadar soğuktan titreyip, diş dişe vururken, yarı geceden sonra, çağ (mevsim) dönüp, yer nefes aldığından, kışın dondurucu soğuğu sona erer ; yazın (İlk baharın) ilk saatlerinde başlar. Bu yüzden Çıldır Gölü gibi, kışın kızaklar ve hayvan sürüleri geçen üzeri buzlanmış sulardan, artık hiç geçilmez. Bu Çoban Hesabındaki Kürdoğlu deyimi, halk inanışına göre, Kar Adamının oğlu, Kar Oğludur ve artık ondan sonra, İnsanoğlunun bulunduğu bölgelerden uzaklaşıp, gözden yitermiş!
Biraz sonra göreceğimiz gibi, Türklerin Kürt adlı uruğu, yazın tepesinde ve kuzeyde kar bulunan yüksek yaylaklarda yaşadıklarından, böyle anılmışlardır. Biz, bu adın eş anlamını, Karluk diye tanınan Oğuzlarda da görmekteyiz. XIII. Yüzyıldan kalma Uygurca yazılı Oğuz Kağan Destanı nda, Orta Asya daki yüce Tanrı Dağlar bölgesinde yaşayan Karluk (kar-lık) Türkleri ne bu adın, kar içinde yaşadıkları için Oğuz Kağan tarafından verildiği belirtilmektedir. Türkistan ın güney kesiminde Afganistan a değin yayılan Karluklar, 751 Talas Savaşı sırasında İslam Arapların tarafını tutarak, Çinlilerin yenilmesini sağlamışlardı. Bu Karluk Türkleri nin güneyde devlet kuran bir koluna verilen Abdal adının, kuzey-Hint dilince, karlık (karlı yerde yaşayan) anlamına geldiği tespit edilmiştir. Çin kaynaklarında bunlara Ye-ta/ Hu-ta, 568 deki Bizans kroniklerinde Heptalit (=Haptal lar) ve İslam Arap eserlerinde Ha batıla(Habtallar) denilmekte idi. Hintçe kaynaklar bunların, Huna (Hun Türkleri) soyundan geldiğini belirtir. 563-567 yılları arasındaki savaşlar ile Göktürkler ve müttefiki Sasanlı İranlılar, Tanrı Dağların doğu ve batısına yayılarak geniş bir imparatorluk halinde yaşayan bu Heptalit/haptallar/Abdallar Devletini yıkarak, aralarında paylaşmışlardı. İşte bu Karluk/Abdal Türkleri kolundan bugün Türkiye de Bingöl den Silifke ye ve Adapazarına kadar yer yer yayılmış olarak Abdallar veya Abdalan (=Abdallar) adıyla Kürtler, Zazalar, Türkmenler ve Yörükler topluluğu içinde, çoğu göçebe ve çalgıcı,oyuncu olarak tanınan oymaklar vardır. Köy adlarında da hatıraları yaşayan ve ana dilleri kür maçça, zazaca veya Türkçe olan Anadolu daki bu Abdalan/Abdalların adının, Karluk (=karlı dağ bölgesinde yaşayan) anlamından geldiği ve hepsinin Afganistan ile doğusundaki eski Haptallar dan oldukları anlaşılmıştır.
Kısacası, hiçbir İran veya Hint-Avrupalı/Aryani topluluğunda bulunmayan Kürt veya buna benzer bir etnik topluluk, yalnız Moğolistan kuzey batısındaki Sayan Dağlarından Viyana ya ve Sibir den Basra Körfezine kadar ki yerlerde yaşayan Türkler arasında, güçlü ve kalabalık bir uruk (kavim) olarak görülmektedir. Bunların adı da , tarihçi ve Türkologların belirttiği üzere, Türkçede Kürt, Kürtlük, kürtün deyimlerindeki gibi sertleşmiş veya yaza da kalan kar yığını anlamına gelmektedir. Azerbaycan ile Türkiye de köylülerin : Kürdün bir yanı dağ olmazsa yaşayamaz biçimindeki atasözü ve Kars, Erzurum Halay türkülerinden birinde : Allah Kürdü yaratmış, Dağlar khali (boş) kalmıya mısraları da koyuncu ve çoban Kürtlerin, karlı yaylaklar bölgesini severek, böyle yerlerde yaşamalarının hatırasından kalmadır. Oğuzların bir kolu Tanrı Dağlar bölgesi ve çevresinde karluk ve kuzey Hintlilerce Abdal/Haptal diye tanındığı gibi, Asya nın kuzey ve batısında da, aynı anlamda Kürt (Karduk/Kortuk/Kortik ve Batı Sibir de Kürdak varyantları ile) diye anılan Türk/Oğuz kolu tarih boyunca tanınmıştır.
I. BÖLÜM : Tarih Bakımından Kürtlerin Türklüğü
Bizim araştırmalarımıza göre, M.Ö. VIII. Yüzyılda Orta Asya nın doğusuna hakim Hunlar (Hiyung-nu) kolundan gelip, Tanrı Dağlar bölgesine yerleşerek burada karluk ve Abdal/Haptal (Heptalit) adıyla tanınan Oğuzlara karşılık ; Saka (İskit) birliği içindeki Oğuzların karlı dağ/yaylak bölgelerinde yaşayanlarına, Kürt ve bunun benzeri adlar verilmiştir. Yani, Karluk/Abdal urukları, Hunlar kolundan olup ; Kürtler ise , sakalar (İskitler) topluluğundaki yüce dağlar bölgesinde yaşayan Oğuzlardandır. Biz, tarih boyunca Sakaların ülkesinde başlıca beş ülke ve bölgede Kürt adıyla tanınan göçebe toplulukları görmekteyiz. Bunları, doğudan batıya ve kuzeyden güneye yayılış yönlerine göre, sırasıyla gözden geçirelim.
A) Yenisey Kürtleri :
Türklerin Sibir ve Avrupalıların Sibirya/Siberya dedikleri, Asya nın bütün kuzeyini kaplayan geniş ülkelerin ortasından geçen ulu ırmağın adı, Türkçe Yenisey dir. Bu Yenisey Irmağı başlarında, Göktürklerin Kögmen dediği Sayan Dağları (En yükseği 3490 m.) arasında, küçük dağ gölleriyle donanmış çok güzel ve bol otlaklı yeşil yaylaklar vardır. Moğolistan ın kuzeybatısı ile Baykal Gölünün batısında bulunan Yenisey başlarındaki bu toprakların doğu kesiminde, bugün Sovyet Rusya ya tabi Tannu-Tuva adlı bir Muhtar Türk Cumhuriyeti vardır. Yüzölçümü 200 bin Km. tutan bu ülkede, ikinci Göktürk Kağanlığından (681 yılından) önce yaşayıp, Altı Oğuzlara komşu bulunan ve sürüler ile yılkılar besleyip geçinen Kürt adlı göçebeye bir Türk uruğu vardır. Bu Yenisey Kürtleri, 650 yıllarından öce, daha doğrusu, Doğu Göktürklerinin 630-681 yılları arasında Çin İmparatorluğuna tabi bulunduğu sırada, güçlü bir el-kanlık (il-han) kurmuştu. Sayan Atay Dağları çevresinde ve Yenisey başlarında yaşayan Türkler, Orkun Irmağı bölgesindeki Doğu Göktürklerinden kalma anıtlardaki yazıdan daha eski olup, Yenisey Yazısı denilen 39 harfli en eski Türk alfabesini kullanıyorlardı.
Göktürk veya Orkun yazısının eski biçimi sayılan yenisey Yazısı ile yazılı 32mezar taşı bulunarak okunmuştur ; bunların hepsi Türkçedir. Yenisey Yazıtları (Kitabeleri) denilen bu anıt mezar taşlarının en uzun yazılanı, 12 satırlı olup, 650 yıllarından önce ölen Kürt Elkanlığı hükümdarı Alp Uranguya aittir ve ölünün ağzından Türkçe bir ağıt gibi yazılmıştır. Yenisey Irmağının baş kollarından Elegeş Suyu boyunda bulunduğundan, Elegeş Yazıtı da denilen bu anıt, çok büyük bir bitevi taş yontularak üzerine yazılmış olup; yere gömülü bulunan bu taşın topraktan yukarısı, 320 santim boyunda ve en geniş yeri 60 santim enindedir. Bu koca taşı, Yenisey Kürtleri uruğu, kendi padişahları için mezar anıtı olarak dikmiştir. Elegeş Yazıtının 8. satırında, bizi ilgilendiren şu sözler yazılıdır:
(Men) Kürt El-Kan Alp-Urangu, altunlug keşigim bantım belde; Elim, tokuz-kırk yaşım. 14. yüzyıllık bu Türkçe cümleleri, bugünkü dilimize şöylece aktarabiliriz : (Ben) Kürt İl-hani (Padişahı) Alp-Urunguyum, altından yapılmış okluğumu bağladım belime ; Elim (Devletim ve Milletim) ben 39 yaşımda öldüm.
100.Doğu boylamı bölgesinde Yenisey Kürtlerinden ve 1300 yıldan önce kalan Elkan Alp-Urangunun yazılı mezar taşında, zengin hayvan sürülerinden de bahsediliyor ve buradaki Kürt adı güçlü uruğun, Türk soyundan olup, Türkçe konuşup yazdığını gösteriyor. Asya nın bu kadar doğu ve kuzey kesimine, eskiden hiçbir İranlı ve Aryani kavim gelmemiştir. Yenisey başları, Türklerin Anayurdunun doğu kuzey kesimidir. Böyle iken, henüz mektep kitaplarımızda, bu Yenisey Kürtlerinden hiç bahsedilmediği gibi, eski bir Rus diplomatı olan ve Çarlığın son yıllarında başkent Petersburg/Petrograd (şimdi:Leningrad) daki Kürtler Masası Şefi sıfatı ile, Rusların 1914-1917 arasında, Karstan İskenderun a ve Tebriz den Basra Körfezine ilerleyen ordularına, yol üzerindeki Kürtler den nasıl istifade edilebileceğini, gizli ve numaralanmış olarak basılan bir kitabında anlatan V. Minorskynin 1927de İslam Ansiklopedisinin Avrupa dillerindeki nüshalarında yazdığı Kürtler maddesinde de, asla bu hususa dokunulmamıştır. Ne yazık ki, bu korkunç Türk düşmanı ve Rusların Kürtleri bizden ayırıcı faaliyetlerinin akıl hocası olan Prof.V. Minorskynin Kürtler makalesi, 1955 te çıkan Türkçe İslam Ansiklopedisinde, olduğu gibi tercüme edilerek, basılmıştır!… Umarız ki, İ.Ü.Edebiyat Fakültesi Profesörleri, Türk Ansiklopedisinin zeyil Cildinde, Kürtler üzerine doğru ve ilmi bilgileri vererek, bu açık ve korkunç hatayı düzeltsinler.
Beş Kürtlük bölgesinden en doğudaki olan bu Yenisey Kürtleri, sonradan doğudan gelen yeni göçlerin baskısı ile, batıya göçmüşler ve İrtiş Irmağı ile Tobol Suyu boylarına yerleşmişlerdir. Bu yeni yurtlarındayken, batıdan don Kazakları Hatamanı Yermakın 1581-1582 de İrtiş boylarını top ve tüfekli birlikleriyle, Ruslar hesabına istilası ve Ortodoksluğu zorla yaymak istemesi üzerine, Türk Mollaları bunları XVI.Yüzyıl sonlarında, İslam dinine kazandırmış ve Kam (Şaman) dinini bıraktırmışlardır. Son 400 yıldan beri bu eski Yenisey Kürtleri nin Batı Sibir de torunlarına, Kürdak denildiği biliniyor. Çarlık çağında Ruslar bunlara resmen, Tara-Tatarları Tobol Tatarları ve yurtlarına da, Kurdak- Heskaya Vosolt derlerdi.Dilleri Türkçe dir.
Yenisey Kürtlerinin,M.Ö. VII.Yüzyılda doğuda Tanrı Dağlar ile Çin sınırına dayanan ve batıda Karpat Dağları ile Tuna Boylarına uzanan,güneyde Filistin ve Mısır kapılarına varan koca Saka/İskit İmparatorluğu nun,kuzeydoğu ucundaki Türkleri teşkil ettikleri, anlaşılıyor.
B) Batı Türkistan veya Horasan-Afgan Kürtleri : Ortaçağ başlarında, İranı kuzeydoğu kesimi ile bugünkü Türkmenistan ve Afganistan bölgelerine Doğu Ülkesi anlamında Farsça Khorasan ve (Topkapı Sarayı-Oğuz Namesindeki gibi) Türkçe Gün doğusu-Genkyer denirdi. Horasan ın Doğu İran ile Bakı Afgan kesimlerine, burada yerleşen Saka Türklerine göre İlk ve Ortaçağlarda Secistan/Seistan denilmiştir. İran destanlarında eşsiz bir pehlivan,yiğit olarak anılan Zaloğlu Rüstemde, işte bu Secistanlı Sakalar soyundandır. İstanbul Üniversitesinde Umumi Türk Tarihi Kürsü Profesörü olup, bu uğurda dünyaca tanınmış bir otorite sayılan Sayın Hocam Ahmet Zeki Velidi TOGAN, yazılı kaynaklardaki Horasan Sakaları dilinden kalma yer ve kişi adlarındaki Türkçe sözleri ayıklayıp ortaya çıkarmıştır.
IV.-V. Yüzyıllarda Sasanlılar, Horasandaki Merv ile Bavurd şehirleri çevresinde, (24 Oğuzlardan ik boyu teşkil eden) Khalaç adlı Türklerin göçebe olarak yaşadığını bildirirler. 591 yılında Batı Göktürklerinin yardımı ile İran Devletine hakim olup, Bağdat yanındaki başkent Ktezifon da tahtı ele geçiren Horasan Sakalarının Arşaklılar kolundan Behram Çopin kardeşine,mensup bulunduğu uruna göre, Kürdi ve kız kardeşine Kürdiyye denildiğini, 915 te eserini bitiren ünlü İslam tarihçisi Taberi, İran kaynaklarından alarak bildirmektedir. İranlılığın koyu olarak yaşadığı Taberistan dan yetişen bu müellifin, Arapça ya göre yazıldığı bu Kürdi ve bunun müennes (feminen) biçimdeki Kürdiyye gibi nispet bildiren sıfatlarla anılan kardeş ve kız kardeşin adları, İran tahtını zorla ele geçiren ve Sasanlı düşmanı olan Behram Çopin (Çüpin)in de, Kürtlerden olduğunu gösterir. Bu yüzdendir ki, Bitlis Sancakbeyi Şeref Handa İran Şahlarından Behram Çübinin, Kürtler Taifesinden olduğuna işaret etmiştir. VII.Yüzyıldaki İlk İslam/Arap Fethi sırasında, Horasanın Kah ıstan kesimindeki Khalaçlar ile Kürtler, bir arada konup, göçen deveci ve koyuncu boylar olarak tanınmışlardı. Hive Hanı Ebulgazi Baha dur Han, eski Oğuz nameler ile Türk soy kütüklerine göre, 1661 de yazdığı Şecere-i Terakime adlı kitabında, Hazar Denizi doğusundaki Ulu Balkan ve Kiçi (Küçük) Balkan adlı dağlar bölgesinde yaşayan Esrarı Türkmenlerinin Khızır Eli içindeki Kürtler adlı bir boyunu tanıtır. Batı Türkistan veya Horasan Afganistan daki Kürtler, 24 Oğuzdan iki boyun birleşiği sayılan Khalaçlar uruğu ile birlikte konup göçerdi ve güçlü komşuları da, yine Türk soyundan Gurlular (Guriler) idi.
Batı Türkistan Kürtleri gibi, Selçuklulardan önceleri, Dicle Kürtleri içinde de, Khalaç ve Gurlular bir arada ve komşu olarak yaylakçı-kışlakçı olarak yaşamakta idiler.Van bölgesinden yetişme Ermeni rahibi Arzerunili Thomas, kendi çağındaki vakaları anlatırken, 905 yılı hadiseleri arasında, Malazgirt-Erciş arasındaki bir yere, Khalaç Deresi anlamına Halaç Ovit denildiğini anar. Öteden beri burada yaşayan Dicle boyundan gelme Kürmanç Kürtleri, Khalacan (Khalaçlar) adı ile tanınmış olup, 1891 de burada kurulan ve Erciş ile Malazgirt köylerinde konaklayan 63.Hamidiyye Hafif Süvari Alayının hepsi, Khacalan Kürtlerinden sayılıyordu.Bunlar, Bağdatlı Mesudinin 943 te yazılan Mürücüz Zeheb adlı ünlü kitabında, Dicle başlarındaki Yakubi denilen Hıristiyan mezhebindeki Kürtlerden gösterdiği Çurukan (Çuruklar) boyunun kardeşi ve komşusu sayılan boydan, kuzeydeki yaylaklarda yerleşen bir bölüktür. Öteden beri Müslüman olup, Mardin, Diyarbakır, Urfa arasında yaşayan ve 24 er oymaklı iki kola ayrılan Kiki (Kikan=Kikler) boyunun Kiki Khacalan kolu ile Malazgirt Khalacan Kürtleri, boydaş olduklarını bilirler.
Bunun gibi, Ortaçağda Afgan ile Pakistan ülkelerine de hakim olup, Gazneliler devletini yıkarak yerine geçen Gurlu adlı güçlü Türk uruğundan bir kolun, Miladın ilk yıllarında Arşaklılar idaresinde Dicle ile Fırat başlarına geldiği anlaşılıyor. Anadolu ya yerleşen bu Gurlular ın da Kürtlerden sayıldığı, öteden beri Bingöl,Tunceli ve Siverekteki, Zaza,Desiman,Çarekli veya Dünbüli denilen ve kendilerini Türk e Tirk demeleri gibi Ü yerine İ sesini kullanarak, Kirt (Kürt) diye anarak, Kürmançlara, Kirtasi/Kırdasi (=Kürtsü/Kürtümsü) diyen yarı göçebe uruktan olanların öteden beri hep, Gurandan veya Gurani diye tanınmalarından anlaşılıyor. Zaza diye toplayıcı bir adla anılan Kürtlerin dili, bu yüzden çok daha Afgancaya çalmakta ve Kürmançlardan ayrılmaktadır.Türkiyedeki Guranlı uruğu Zazalar, Tanrı/Allah anlamına, Homay/Omay derler ve Hunlar gibi, sabahleyin Doğan Güneşe tapınırlar. Bunların çoğu Alevi olup, bütün adet ve töreleri gibi , ibadet dilleri de Türkçedir. Zazalar içinde çoklukla bulunan Ab dalan (=Abdallar) adlı oymakların da, Batı Türkistanda Gurlular ile komşu iken, Ar şaklı (Part)ların fetih ve yayılışları sırasında onlarla birlikte Anadoluya göçtükleri anlaşılıyor. Kürt adının manasında anlattığımız Karluk adlı Oğuzların Abdal/Haptal kolundan Türkiyede, hem Kürmanç ve Zaza dilleriyle konuşan, hem de anadili Türkçe olup, Türkmenler kolundan sayılan Abdal oymaklarının bulunması, bunların Batı Türkistan dan Gurlular ile birlikte Hazar Denizi güneyinden ve İran yolu ile göçüp geldiklerini gösterse, gerektir. Khalaçlar ın Kürmançlar içindeki oymakları da, bunlarla birlikte ve aynı yolla gelmişe benziyor. Bugün Doğu Buharada Kend-i Kürt denilen köyde Karluklar yaşar. Çarlığın devrilişini müteakip Türkistanda milli davranışlar başlarken, Sayın Zeki Velidi Togan Bey, bu Kend-i Kürtte toplanan Karlukların Milli Kongresine katılmış ve orayı yakından tanımıştı. Temür çağında, Afganistanda Her at Çayı solundaki Öleng Neşin yaylağı eteğinde bulunan Kürt Neşin (yani, Kürt Konağı) adlı kışlak, çok ünlü idi. Bugün de Afganistan ile İranın Horasan Vilayetinde ve Sovyetlerdeki Türkmenistanda bir çok köy, yaylak,kışlak ve konağın adı Kürttür ve buralardaki yerli halkın dili Türkçedir. Ancak, İranlı şahı I.Şah Abbasın, Osmanlıların 1590 da kazandığı ve çekilmekte olduğu Batı İrandan 1603 ten sonra kaldırıp,Sünni Türkmenlere karşı sınırı korusunlar diye Horasan a yerleştirdiği Şii7Kızılbaş Kürtlerin torunları, Dicle Kürtlerinin Kürmanç diliyle konuşurlar.
C) Dağıstan-Macar veya Tuna boyu Kürtleri : Sayın dinleyiciler, bu yeni adı da, çok dikkate değer bulmuşsunuzdur. Avrupalı komşularınca On-Ogur veya Hun-Ogur gibi ikiz addan çıkma olarak, Hungar ve bunun Latince söylenişiyle Hungarus (Bu sonrakinden bozma olarak, Osmanlı kaynaklarında Orgerus/Engürüs) denilen Macarlar, Turanlıların Urallı kolundan olup, son araştırmalara göre ataları Türk ve anaları Fin-Ogurlu sayılan bir kavimdir. Asyanın kuzeyini kaplayan koca ülkelere Si bir/Sibirya adının verilmesine sebep olan Saber/Sabir Türklerinin göçleri sırasında, Ural Dağları doğusundaki yurtlarından koparak, M.S.V. Yüzyılda Kafkas Dağları kuzeyine göçen Macarlar, 603 yılında Göktürklerinin en batı kolu olarak ayrı bir kağanlık kuran Kazar/Khazar Türkleri birliğine katılmışlardı.
İlk İslam fetihlerini anlatan Derbendnamede, 660 ve 721 yılları vakaları anılırken, Dağıstanın kuzeybatı kesimlerinde, Ulu Macar ve Kiçi Macar adlı iki müstahkem şehrin Khazarlar elinden Araplara geçişi de anlatılıyor. Bunlardan Ulu Macar yerindeki Macar Şehrini XIV. Yüzyıl başlarında gören ünlü Arap gezgini İbn-i Batuta, burasının Altın orda Devletinde işlek ticaretli ve büyük bir belde olduğunu söyler. Dağıstanda böylece yer adlarında hatıraları yaşayan Macarlar, Khazarlar içindeki karışıklıklardan bunalarak, 800 yıllarında anlaştıkları Yedi Boy ile bir Birlik kurarak, Dağıstandan göçüp, Karadeniz kuzeyindeki ovalara yayıldılar. Bizanslılarca hep Türk denilen bu Yedi Boy Macar Birliği, 830 yıllarında Ten Özü (Don Dnepr) ırmakları arasında iken, Bizans misyonerleri bunları Hıristiyan (Ortodoks) etmek için, aralarında dolaştılar ve bu uğurda Ayasofyadaki Patrikliğe, kilise raporları yolladılar.Bu sıralarda Bizanslılar, Yedi Macar Boyunu Türk umumi adı ile anmış ve 7 boyu da ayrı ayrı tanımışlardı. Bizans Kayseri Konstantin Porfirogenetos, 950 de yazdığı Devlet İdaresi adlı kitabında, 120 yıl önceleri Karadeniz kuzeyindeki Macar Birliğini tanıyan rahiplerin yazarak gönderdiği rapordan faydalanarak, 7 Macar Boyunun adlarını verir. Bunlardan en güçlü bir boyun adı, Kürttür. Porfirogenetosun andığı Kürt boyunun adı, Macarca değil, Türkçedir ve Macar Türkologlarının da belirttiği gibi, kar yığını anlamına gelir. IX.Yüzyılın ikinci yarısında doğudan gelen yeni bir Türk göç kolunun itmesiyle, Karadeniz kuzeyindeki Yedi Macar Boyu, önce Purut Çayı bölgesine, sonra da Karpat Dağları güneyine ve Tuna Boylarına geçerek, oralarda yerleşti; burada, şimdiki Macaristan ile çevresini içine alan topraklarda bir devlet kurarak sonunda Katolik Hıristiyan oldu. Orta Tuna bölgesindeki Macaristan Kürtleri, tarihte 1138,1156 ve 1329 yılları vakalarında : Kurtu, Kürdü ve Kürt biçiminde anılmışlardır.
Dağıstan Macar Kürtlerini coğrafyadaki hatıraları da, mühimdir. Bunlardan bir bölük Kırımda yerleşmiş olduğundan, Kırımlı göçmenlerin İstanbul da çıkardığı Emel adlı dergide (sayı:1, Temmuz-Ağustos 1967) Kürt adlı iki köyün bulunduğu bildirilmektedir. Sonradan dilleri Macarca olup, kökleri Hunlar dan geldiği anlaşılan ve 1918 de Romanyada kalan Macar topraklarından Erdel(Transilvanya) bölgesinde yaşayan Sekel (atlarının ayakları sekil olmasından Türkçe böyle anılmışlardır) boyu içinde de, bir Kürt oymağı yaşamıştır. Bu Skeller, kendilerini, V.Yüzyılın ortalarında Avrupa nın en üstün hakimi olan Atilla nın (434-453) ordusundan kalma sayarlar. Macarlı Bara bâs Sam us, Sekellerden Medgeş boyunun Kürt adlı oymağının, 1505 yılı Vakalarını anlatan kaynaklarda geçtiğini belirtmiştir.
Bugün Macaristan da şu dokuz vilayetteki Kürt adlı yerlerin, eski Macar Kürtleriden kaldığı tespit edilmiştir:
1-Baç,
2-Borsod,
3-Heveş,
4-Solnok,
5-Komaron,
6-Nograd,
7-Nyitra,
8-Pojoni,
9-Osmanlı kaynaklarında Temeşvar denilen Temeş
Erdel gibi 1918 de Macaristan dan koparılıp Çekoslovakya ya verilen ve kuzeyden Macaristan a komşu bulunan topraklarda da bugün, on tane köy, Kürt adı ile anılmaktadır. Prag Üniversitesi Profesörlerinden (Kuman oğlu) Josef Blaşkoviç, 1966 da Reşit Rahmet İçin adıyla Ankara da basılan bir anma kitabındaki Çekoslovakya Topraklarında Eski Türklerin İzleri başlıklı makalesinde, öteden beri Çekoslovakya da bulunan bu on köy adı için, şöyle diyor : Kürt, on köyün ismidir. Macaristan da yerleşmiş olan KÜRT adlı Türk asıllı boyun adındadır ; asıl anlamı ÇIĞ (Kar Yığını) dır. Ankara da Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesindeki Hungaroloji Enstitüsü Müdürü Profesör Rasony, Macarca tetkiklerinde, XIII.Yüzyılda Suriye ile Mısır daki Kölemenli Kıpçak Türk Beylerinden Kürt ve Kürt Bay adlı kişilerden, 20 kadarını kaynakları tarayarak bulmuştur. Biz Yavuz un 1514 Çaldıran Seferinden sonra, Bitlis-Muş bölgesinde Safili Şah İsmail ordusuna yardımcı Kürt Beg adlı bir Emiri de, Osmanlı ve Safili kaynaklarından tanıyoruz. Türklerin eski ad verme geleneğine göre : yağmur, ay doğdu, gün doğdu, bora/boran, karyağdı, duman(sis) gibi günlük hava durumu ile ilgili adların çocuklara konulmasından, karlı yaylakta Kürt-Kürtlük üzerinde doğan çocuğa da, Kürt-Beg/Kürt-Bay denildiğini anlıyoruz.
Dağıstan daki coğrafya hatıralarını tespit edemediğimiz Dağıstan Macar Kürtlerinin Kırım, Erdel, Macaristan ve Çekoslovakya da yer adlarında hatıralar bırakıp, tarihte de anıldıklarını ve dillerinin Türkçe olduğunu görüyoruz. Dağıstan da, Kırım da, Karadeniz kuzeyinde ve Tuna boylarında, eski ve yeni ince haritalar ile tarih kaynaklarında yapılacak geniş araştırmaların, bu uğurda Dağıstan Macar Kürtlerini daha çok tanıtacağına şüphe yoktur.
Ç) Kuzey Azerbaycan veya Kür-Aras Kürtleri : Kars ilinden doğan Kür Irmağı ile, Erzurum bölgesinden çıkan Aras, Hazar Denizine karışmadan önce, Kuzey Azerbaycan da birleşirler. Bu iki ırmağın arasında kalan, Tiflis, Revan, Gence ve Kara bağ illeri bölgelerine Ortaçağda ve İslam eserlerinde, Aran denilirdi. Bugün de Azerbaycan ve Doğu Anadolu gibi, Dede Korkut Oğuz namelerinin Oğuz Elleri bölgesinde, kışlak, engin yer anlamına kullanılan Aran (dağ ve yaylak bunun zıddıdır), Türkçe olup, Kaşgarlıda da geçer. İşte bu Aran ülkesinde, biraz sonra arz edeceğimiz, M.Ö. VII. Yüzyılda Kafkaslar kuzeyinden gelen sakaların hükümdarlarının mensup bulunduğu en soylu uruğu, Saka sen/Saka sunlar yaşıyordu. Bunların Bala sakan (=Küçük sakalar) denilen boyu, Kürtler adıyla tanınmıştır. Kıyılarında yaşadıkları ırmaklara göre biz Kuzey Azerbaycan daki bu uruğa, Kür Aras Kürtleri denilmesini uygun görüyoruz.
XII. Yüzyılda, İslam imanı ile Türk gücünün temsilcisi olarak, Kudüsten Haçlı kuvvetlerini temizleyen ulu kahraman Eyyublu Sultan Sala haddin Hazretleri, bu Kür Aras veya Aran Kürtlerinin Ravadlı boyundandır. İkinci kolda gördüğümüz Batı Türkistan Kürtleri gibi, bu Kür Aras Kürtleri üzerine yazılı kaynak bilgilini de önce, Sayın Prof. A.Zeki Velidi Togan toplamış olup, bunların İlbeğleri sülalesinin, Dede Korkut Oğuz namelerinde hangi kütük (künye) ile anıldığını da, ilk defa ben deniz bulup ortaya çıkardım. Bu Aran veya Kür Aras Kürtleri nin Hıristiyan kalan kolundan ve Babırakan (Babırlı Hanedanı) Khél (El) indein, Kolu uzun oğulları, önce Gregoryen/Ermeni ve 1150 den sonra Ortodoks/Gürcü mezhebinde olarak yaşamış; ve Kars ın 40 Km. doğusunda Arapça yı sağındaki ünlü Anı Şehrini merkez edinerek, Yukarı Aras ve Aran bölgelerinde 1200-1317 arasında bir uçbeyliği kurmuştur. Kür Aras Kürtleri nin güçlü ve Müslüman Ravadlı boyundan Şeddadoğulları (950-1200) ise, Gence, Divin ve Anı da üç kol halinde beylik kurarak, Selçukluların Anadolu Fethinde onlara öncülük ve kılavuzluk ederek, mensup bulundukları Türklüğe büyük hizmetlerde bulunmuşlar ; güzel sanatlarda, şaheser sayılan değerli mimarlık eserleri bırakmışlardır. Kısacası, Müslüman Şeddadlılar ile Eyyublular ve Hıristiyan Kolu Uzun Oğulları gibi üç ünlü sülale, Saka Türkleri nin torunları olan bu Kür Aras Kürtleri nden çıkmıştır.
M.Ö. 680 ve 665 yıllarında iki büyük göç kolu halinde Kafkaslar kuzeyinden gelerek, Kür ile Aras ırmakları boylarına yerleşen ve sonra da, İran ile Anadolu başta olmak üzere, Onasyaya hakim olan Saka (İskit) Türkleri nin , buralarda yerleşip kalan uruklarından birisi sayılan Saka sen/Saka sun/Saka sinler ile Bala-Sakan denilen Kürtler boyunun, 1593 yılına kadar kaynaklardaki haberlerini, 1961 Ekim ayında Ankara da toplanan VI.Türk Tarih Kongresinde bir tebliğimizde tanıttık. Türk Tarih Kurumunun 1966 da basımını bitirdiği VI. Türk Tarih Kongresi tebliğleri kitabında, 52 sahife tutan ve Kür Aras/Aran Kürtleri adını taşıyan bu tebliğimiz, ayrı basım olarak ta çıktı ve böylece yurtiçi ve dışındaki ilim çevrelerine bile tanıtılmış oldu. Bu yüzden, vaktimizin de azlığı düşünerek, yeryüzündeki tarih boyunca tanınan Kürtlerin dördüncü bölgesi sayılan Kür Aras Boylarındaki Kürtlerden, kısaca bahsedeceğiz.M.Ö. VII: Yüzyıl başlarında Kimmerleri Anadoluya kaçırtarak Frigyanın yıkılmasına yol açan Sakalar, güçlü altı göçebeler olarak Kür ve Aras Boylarına yerleşmiş ve az sonra Asurlular ile çarpışarak, Anadolu, Suriye ve Filistine varınca yayılmış; hatta Mısır kapılarında Firavun Psammetikten haraç almış; bir yandan da İran a hakim olmuşlardı. V.Bölge sayılan Dicle Kürtleri ülkesindekileri anlatırken tanıtacağımız Madova/Afrasyab (654-626) adlı ulu cihangir padişahlarının, hile ile öldürülmesi üzerine Önasya hakimiyetini yitiren Sakalar, Yukarı Dicle ile Aras, Çoruk ve Kür Boylarında tutunup yerleşmiş olarak yaşadılar ve soydaşları olan Arşaklılar ın buralara hakim oluşunda, onlar ile anlaşıp birleşerek, Küçük Arşaklılar (M.S. 53-429) devletini teşkil eden ayrı Elbeğlikler kurdular ve 305 ile 310 arasında Hıristiyanlığı benimsediler.
Sakaların M.Ö. VII. Yüzyılda kuzeyden Kafkaslar güneyine göçerek yerleşip hakim oldukları bölgelerde, başlıca şu uruk ve boyların kaldığı tespit ediliyor:
1-Derbent ile Baku yü da içine alan Şirvan da Albanlar,
2-Kara bağ-Gence-Revan Bölgesindeki Aran da Sakasınlar,
3-Borçalı-Laru-Tumanıs-Şamşolde-Ahılkelek-Ah ıska-Ardahan-Göle kesimlerinde Gagalar (Bu gün Gagawan da denilen Çin-Çavatlar),
4-Çoruk boyunda (Erzurum un Olur ilçesinin eski adı)Tavusker ile Oltu Narman-Tortum ve Yusufeli bölgesinin, Ak koyunlular ile Osmanlılar çağındaki adı Tav-Eli gibi coğrafya adlarında hatırası yaşayan Taok/Tavok(Tav-lar),
5-İspir Bölgesinde adları yaşayan Hesperitler,
6-Bingölden Arapçayı kavuşanına kadar yukarı Aras boyunda oturan (Kars Yaylası ile Kağızman Deresini de içine alan) ve Yukarı Pasin ile aşağı Pasin Bölgelerinde adları yaşayan Pasianlar,
7-Van Gölü güneyinde Doğu Dicleye Bokhtan/Botan adını verdiren Pakuk (Bokhti/Bogd-uz) ve
8-Hakkari ile Yukarı ve Aşağı Zap Suları arasındaki balkanlık yerlerde Korduk(Akşaklılar çağında Kortuk ve 1350 yıllık biçimiyle Kürtler)
Arz edilen bu 8 bölgedeki Saka Uruk ve boylarından Arandaki Sakasınlar, Kür Aras Kürtlerinin ataları olup, Pak tuk ile Korduk uruğu da, Ortaçağda Bokhtan (Bokhtlar) ve Beçeneviyye (Peçene/Peçen ek) adlı iki ana kola bölünüp, bugün Zil an ve Mil an diye ikiye ayrılan Kürmançlardan ibaret Dicle Kürtlerinin atalarıdır. Biz, bu sonuncuları, biraz sonra tarih, dil ve öteki yönlerinden tanıyacağız.
Kür-Aras /Aran bölgesindeki Saka (İskit) uruğuna, M.Ö. V.Yüzyılda Herodot Saka sen, M.Ö. 331 deki İskenderin Ar bela (Er bil) Savaşını anlatan Yunanca kaynaklarda, Sakasın, Strabonda Saka sen, Pliniusta Saka sun ve M.S.150 yıllarında Mısır Kralı Yunanlı Ptolemeusun coğrafyasında Sakapen denilmektedir. Sakaların hükümdarını çıkaran boy veya uruğa Herodot, Basili (Hükümdarlık)-İskitleri, Çinliler Se veya Su, milli Türk gelenek ve destanlarına göre de Kaş garlı Mahmut, Şu demektedir. Bu bilgiler bize, Kür Aras arasında yaşayan Sakaların Sakasın Uruğunun, hükümdarı çıkaran boy olduğunu göstermeye yaramaktadır. İranlılar, Aran daki Sakalara/Sakasına Si-Sakan (Si-Sakalar) ve V. Yüzyıldan XIV. Yüzyıl sonlarına kadar ki Ermenice kaynaklarda da, Si-Uni (Si-Hanedanı) denilmektedir. Dede Korkut Oğuz Namelerinde ise, Taş-Oğuz Elinin altı El beyliğinin bağlı bulunduğu Nah çıvan-Kara bağ-Gence bölgesinin Hanlar sülalesi, Afrasyaboğlu Alp-Oruz kütüğü ile anılarak, bunların Sakaların ulu cihangir padişahı soyundan geldiğine işaret edilmiştir. M.Ö. 66 Aralık ayında Roma Serdarı Pompeiusun ordusu ile Tiflis Doğu güneyinde ve Kür Irmağı boyunda kışlarken, onu baskına uğratırken bozulan ve 12 bin atlı ile 60 bin yaya çeri çıkarabildiğini anlatan Appıanos ve Dion Cassius gibi kaynaklarda geçen Albanlar Hükümdarı (sülalesinin) adı, Oroés ve Orosés (Orus/Örs) diye anılmaktadır. Bu da, milli destanlarımızdaki Afrasyaboğlu Alp/ Arız/Oruz han) sülalesinden ibarettir. Arandaki Sakaların Sakasın/Si sakan uruğunun Bala-Sakan denilen boyunun adı, Küçük Sakalar anlamına gelir. Balasakanların kendi adları ile anılan kışlaklarını, (Atilla çağında) 445 yıllarında Kür Irmağı güneyine inen Hunlular a vererek birlikte kışladıkları biliniyor. İlk İslam Fethinde Arandaki bu Bala Sakan boyunun Kürtler diye tanındığını görüyoruz. Biz Dicle Kürtlerinin Zil an kolundan sayılan ve Murat Suyu başları ile Arı dağı çevresinde yaşayan 24 oymaklı Celali boyunun 12 oymaklı Khalikan ve 12 oymaklı Sakan (Sakalar) diye, Arandaki Saka-sın, Si-Sakan ve Bala-Sakanın adaşı olduğunu görüyoruz. (Celali Kürtlerindeki bir halk inanışına göre, bu ad, savaş sırasında sağ kolda vuruşanlar anlamına gelen Sak-lar demek olan sak-an dan ibarettir!)
Bütün İslam kaynakları, Hazredi Osman çağında kara bağ ile Gencenin (Aranın) fethinde, buradaki göçebe Bala sakan Kürtlerinin ayaklanarak, itaat eden yerleşik komşularına rağmen, Araplarla savaştığını anlatırlar. İlk istila ordusu, güçlü ve savaşçı Bala sakan Kürtlerini yatıştırıp usandırmadan aciz kaldığından, ancak halifenin buyruğu ile, Basra Valisi Ebu Musa yeni bir ordu ile yardıma gelince, Karadağdaki bu milli isyan bastırılabildi. 944 yazında, Dağıstanlılar ile Norman/Rurik (Rus) korsanlarının, Kür Irmağı ağzından, altı düz kayıkları ile ilerleyip, Aran merkezi Berde (Partav/Berdaa) şehrini, ansızın yağmalayıp yakmışlardı. Bu şehrin dış kale kapılarından batıdaki yaylaklara giden yolun başladığı bir kapının adı Babül Ekrad (Kürtler Kapısı) diye anılıyordu. 926da Aranı gezmiş olan İbn ül A sam ül Kufi, Aranda ve Aras boyunda konuşulan dilin Khazarca (Hazar Türkçesi) olduğunu, bir tanık olarak bildirir. 966 da eserini yazan Mukaddesi, Farsça ve Ermeniceden ayrı bir dil konuşan Kür Aras Irmakları arasındaki halkın, Aran Dili ile konuştuğunu yazar ki, bunun 40 yıl önce anılan Khazarcadan ibaret bir Türkçe olduğu anlaşılıyor.
Kür Aras Kürtlerinden Hıristiyan ve Müslüman olan kolların ana dilinin, Türkçe olduğunu gösteren başka deliller de vardır.Hıristiyan Kürtlerden Kolu Uzun Oğullarının (Gürcüce tercümesiyle: Mkhar Gerdzeli Dize) 1150 yıllarında anılan boyları adı, Khél Babırakan Türkçe olup, baştaki deyim, Oğuz Ağzı na göre (birazdan sunacağımız bol örneklerdeki gibi) önüne Kh sesi eklenmiş Türkçe göçebeler birliği anlamına él ; ve ikinci kelime başındaki Babır da, Ba bur/Be bir dediğimiz aslan,kaplan arası yırtıcı ve güçlülük sembolü sayılan hayvan adıdır.(akan soneki ise, Farsça ve Ermenice de, köklü sülale adları sonuna gelen ve Türkçedeki gil in yerini tutan bir ektir.) Yani, Khél Babır Akan, Babır-gil Eli anlamına gelir. Anı şehrinde oturan Ortodoks Kolu Uzun Oğullarının 1200-1261 yıllarından kalma kadın ve erkek ile manastır adlarından : Khatun, Koşa Vank (Çifte Manastır), Aruz, Mama Khatun, Atabek , Akbuga-Ağbuğa ve Tursun hep Türkçe Oğuz ağzına göredir.
Revanın 27 Km. doğu güney yanında şehir örenleri bulunan ve Dede Korkut Kitabında Kazan han sülalesinin başkenti olarak Altun Takht diye anılan Divin (Dibin) şehrine göre, Divin Ravadlıları denilen Kürt boyundan olan ordu başbuğları ailesi, kendileri gibi Aran (Gence) Ravadlı Kürtlerinden gelen Anı Şeddadlıları (1064-1200) hizmetinde ve Arapçayı boyunda yaşıyorlardı. İslam kaynaklarında Arapçaya göre Ekradü Ravvadiyye diye anılan Rıvadlı Kürtleri, eski Bala sakan Kürtlerinin bir boyu idi. Selçuklu Alp Arslana çok hizmet ettikleri için, Divin Şeddadlıları (1020-1163) kolundan Şavurun oğluna armağan edilen Bizanstan alınma Anı Şehrinde kurulan Şeddadlıların 60. yılında 1124 te Gürcü Kıpçaklı ordusu Anı ile Arpa çayı boyunu istila edince, buradan kaçan İslam Türk aileleri arasında Leşgerkeş (Başbuğ) hanedanından Şazi oğlu Necmeddin Eyyüb da Irak a göçerek, Tekrit kasabasında yerleşmişti.Divin Ravadlı Kürtlerinden Anılı Necmeddin Eyyübun 1137 de Tekrit te doğan oğlu Yusuf Sala haddin, Selçuklu Atabeklerinin bir fatih başbuğu olarak, Mısır ile Suriye de, babasının adı ile ünlü Eyyublular devletini kurmuştur. Anılı Necmeddin Eyyüb un öteki oğulları, Türkçe Turan Şah ve Tuğ Tekin adlarını taşıyordu. Eyyublular çağında yazılan eserlerde, bunların Türk soyundan gösterilmesi de, tarihe ve milli geleneklerine uygundur.Bitlisten İrana kaçan Kürmançlı Roşeki boyunun beyi Şemseddin in oğlu olup, İranda doğan Şeref Hanın 1576-1578 arasında Nahçıvan Beğlerbeğisi iken, yakından tanıdığı ve Osmanlı hizmetine girdikten sonra da 1588 deki Gence Kara bağ Fethinde yeniden gördüğü, koyuncu göçebelerden Gence Kara bağ ilinde yaşayan İgirmidört(lü) Kürtleri, Ravadlıların da mensup bulunduğu eski Bala sakan Kürtlerindendir. Şeref Hanın Şeref namede, İran Kürtleri kolundan gösterdiği Arandaki bu İgirmidörtlüler, eski Oğuz düzeni geleneğine göre : 12 sağ kol ve 12 sol kol boylarına ayrılan 24 boyun birliği olduğundan, bu adla bir Ulus (Boylar Birliği) sayılıyordu. Kara bağ Gencedeki göçebe geleneklerine göre Şeref Hanın Kürtlerden diye andığı bu İgirmidörtlü Ulusu, anadilleri Türkçeden başka lisan bilmediklerinden, Safili İranın başkentteki Divan Defterleri ile, buna göre yazılan Alem Aray-i Abbasi gibi resmi tarihlerde, Aran/Karadağdaki Terakümat (Türkmenler) kolundan ve Kaçarlara bağlı göçebeler olarak gösterilmektedir. 1593 yılından kalma Osmanlıların ilk Gence Kara bağ Vilayeti Tahrir Defterinde de bunlar, 12+12=24 boy olarak ve Ulusat-i Yiğirmidörtlü adı ile, Türk Göçebeleri olarak anılıyor ve kışlakları, Otuzikilü adlı 24 Türkmen ve 8 Kıpçak boyu birliğine bağlı 32 boyun kışlak ve köyleriyle, bazen ortak gösteriliyor. Çoğu Berde Sancağında kışlayan Yiğirmidörtlü Ulusundan bir boy da, Khacalan (Khalaçlar) adı ile Oğuzlarda gösteriliyor. Dede Korkut Oğuz nameleri gibi tarihi milli destanlarımızda bu Yiğirmidörtlülerin, Ravadlıların, Kolu Uzun Oğullarını çıkaran Khél Babırarakanın Bala sakan Kürtlerinin mensup bulunduğu Si-Uni/Si-Sakanda denilen sakasınların, 6 Taş oğuz El beylerinin başı, aran ülkesi hakimi At Ağızlu Oruz Koca sülalesinin afrasyaboğlu soyundan gösterilmesi, bunların Türklüğüne ve Oğuzlar kolundan geldiğine, en ufak şüphe bırakmıyor.
D) Dicle Kürtleri : Sayın dinleyiciler, şimdiye kadar gördüğümüz Asya ile Avrupadaki dört ayrı bölgede yaşayıp, tarih ile belgelerde tanınan Kürt adlı güçlü ve kalabalık urukların, anadillerinin Türkçe olduğu ve Saka (İskit) Türkleri nden kalma Oğuzlardan geldikleri, artık aydınlanmış ve her türlü şüpheden uzak bir gerçek halinde belirmiştir. Güney Sibirde Yenisey başları ile İrtiş Tobol boylarında ve batıda Dağıstandan göçme olarak Erdel, Macaristan ve Çekoslovakya ülkeleri gibi Tuna boylarında, Hazar Denizi doğusundaki Batı Türkistan (Horasan-Afganistan) ile Hazar Denizi batısındaki Kür Aras/Aran bölgesi gibi başlıca dört ayrı bölgede ve iki kıtaya yayılarak, coğrafyada da adlarını hatıra olarak bırakan Kürt adlı göçebe uruklar ile soydaş ve boydaş olan Dicle Kürtlerinin, Basra Körfezine suları akan Dicle Irmağı boylarından İran, Türkiye, Irak ve Suriyede bu ırmağa komşu bölgelere de yayılıp 2500 yıldan beri Karduk/Kortuk ve Kürtler adı ile tanınmalarını ve Dede Korkut Oğuz nameleri ile 1597 de yazılan ilk Kürtler tarihi Şeref namede bunların Oğuzlar kolundan gösterilmesini, belgeleriyle göreceğiz. Kendilerine Kür-maç / Kür-manç diye öz Türkçe bir ad veren Dicle Kürtlerinin dil,antropoloji, etnografya ve folklor bakımlarından da, Türklük ve Oğuzluk yönlerini tanıyacağız.
Şunu da yine arz edelim ve unutmamalı ki, doğuda Baykal Gölünden batıda Viyanaya, kuzeyde Sibirden güneyde Afgeneli ile Basra Körfezine kadarki çok geniş ülkelerde görülen ve Kürt diye tanınan urukların Türklüğünü, ilk bakışta gösteren adları, yalnız Türk Oğuz / Türkmen dili ile izah ediliyor ; bunların adaşları ve boydaşları da, ancak Türk-Oğuz toplulukları ve yurtları içinde görülüyor. Ne İran dillerinde nede onun mensup bulunduğu geniş Aryani veya Hint-Avrupa dillerinde Kürt veya buna benzer bir adla anılan hiçbir boy veya etnik topluluk bütün yazılı kaynaklarda olduğu gibi, bugün de yoktur. Yalnız bu husus bile, satılmışlık yüzünden veya cehaletten yabancı propagandalarına kapılan, aydın geçinen bir takım Kürtlerin dikkatinden kaçmış olup; bu gibileri, türlü yayın ve telkinlerinde : Kürtlerin ulu atalarının, İranlı Medyalılar olduğunu söyleyerek ; Ateşe tapıcılıktan kalma Nevruzu, Milli Kürt Bayramı diye tanıtmaya girişerek, hatta M.Ö. 612 de Asurluların Medyalı ve Babilli müttefikler eliyle yıkılış tarihini, Milli Kürt takvimi ve istiklalinin başlangıcı sayarak, buna benzer sapıklıklar ve güçlüklerle, gerçekten Kürtlere hakaret etmişler ve bu uğurda Aryanı emperyalistler ile Farsların, İran Nijad Kavımlar mektebi propagandalarına alet olmuşlardır! Tarih ile dil başta olmak üzere, Dicle Kürlerinin, gerçek ilim yolu ve usulleriyle incelenmesi ise, son 160-150 yılın içinde yabancıların ortaya koyduğu ve ilmin belge ve delillere dayanan usulünden habersiz olup, mesuliyet duygusu ile yetkiden yoksun kişilerin iddialarının çürüklüğünü göstermektedir.
Kısacası, Kürmanç Kürtlerde denilen Dicle Kürtlerini, İranlı soyundan gelme göstermek, Acemlerden saymak ; seciye, ahlak, namus anlayışı, mertlik, atlı göçebe yaşayışı ve 6+6=12 li , 12+12=24 lü oymak ve boy düzenine sürekli bağlılık ile, dilin aslı ve özerlikleri gibi sosyolojik hususlarda, İranlılardan apayrı olan manevi ve maddi görünüşü, yuvarlak başlılık gibi antropolojik yapıyı ve yalnız Oğuzluk/Türkmenlik vasıflarından ibaret koca canlı folkloru inkara kalkışmak demektir. Halbuki şimdi göreceğimiz tarih kaynakları ile biraz sonra arz edeceğimiz dil, antropoloji, etnografya, milli ananeler ve folklor gibi, bilim kollarını ilgilendiren ve ulu ataları, kökleri belirten deliller, her yönden ve her bakımdan Dicle Kürtlerinin de, Oğuz Türklüğüne mensup bulunduğunu, apaçık göstermektedir. Bunları inkara girişmek, güneşi balçıkla sıvamaya benzer!… Bu uğurda gerçekleri ortaya koyma yolunda çalışmayan ve geciken Üniversitelerimiz ile Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumu gibi resmi ve hususi ilim müesseselerimizin de suçu ve günahı vardır!… Konuşmamızın başında arz ettiğimiz gibi, Türk Üniversitelerinde Tarih Kürsüleri henüz emekleme çağını geçirmiş ve yeni yeni yürümeye başlamış bir çocuk halindedir…
Bu gibi en yüksek ilim müesseselerimizin, araştırma ve yayınlar yaparak ilim alemini aydınlatmada gecikmesi, şerefli ve eski ataların tarihinden, dilinden habersiz birtakım anadili Kürtçe yarımaydın veya okumuşların, yabancı yayın ve propagandalarına inanmalarına sebep olmakta; böylelerine; Üç Kıtaya hükmetmiş şanslı Türklük içinde, kendi öz varlık ve birliklerinde, adeta bir azınlık (ekalliyet) ruhu taşımayı telkin etmektedir. Her aklı başında aydın kişi, başkalarının ağzına ve kalemine, kendi şahsiyeti ile görüşünü uydurup kaptırmamalı; büyük sosyolog rahmetli Ziya Gökalp in 1922 de Diyarbakır da çıkardığı Küçük Mecmuada belirttiği gibi, Kürtlerin kökü ile dilinin eski ve bozulmadan önceki halini, kendi akıl ve mantığını kullanarak, İlim ölçüleri ve mukayeseli tarih ve dil metotlarını kılavuz edinerek, doğru ve şaşmaz yolda yürümelidir. İlmin bu gerçek yolu da, öteki dört ayrı ülkedeki Kürtler gibi, Dicle Kürtleri veya Kürmançlarında, Türklüğün öz varlığından bir güçlü uruk olduğuna ve Oğuzlar kolundan geldiği gerçeğine bizi götürmektedir.
Prof Dr. Fahrettin Kırzıoğlu1995 İstanbul
18.03.2011

https://www.tarihtendersler.com