Çanakkale Zaferi

Çanakkale Zaferi

Kıymetli Dostlarım, Çanakkale Zaferinin 98. yıldönümüne sayılı günler kala bilgilerimizi tazelemek ve Çanakkale’de yaşananları doğru yorumlayabilmek ve doğru okuyabilmek adına denizde bir damlacık su olsun düşüncesiyle bu küçük kitapçığı sizlerle paylaşmanın heyecanını yaşıyorum. Bugünkü neslimiz arabalar üzerine, futbol üzerine, TV ve internet üzerine, sanat, müzik ve siyaset üzerine, sosyal medya üzerine saatlerce konuşabilecek kadar okuyor, inceliyor, araştırıyor. Fakat iş millî tarihimize ve kültürümüze geldiğinde yılda bir kere yapılan anma ve kutlama törenlerinde dinlemeye veya okumaya çalıştığımız birkaç cümle ile yetinmeyi tercih ediyoruz. Tarihimize sahip çıkalım. Önce tarihimizi bilelim. Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmaya çalışmanın boş bir gayret olacağını unutmayalım. Okuyalım, okutalım. Öğrenelim, öğretelim. Çanakkale şehitlerimizi, bu topraklar için toprağa düşen binlerce isimsiz kahramanı rahmet ve minnetle yâd ediyorum. Sevgilerimle…

Çanakkale önlerine üzerlerinde “Türk Lokumu”, “Hareme”, “İstanbula” yazılı pankartlar asılmış gemilerle gelen askerlerin birçoğunun kıyıya bile çıkmayı başaramadan Türk topçusu ve mitralyözlerinin hedefi olarak denizde can verdiğini biliyor muydunuz?Çanakkale Cephesinde Galatasarayın 23, Fenerbahçenin 5 ve Beşiktaşın da 2 futbolcusunun şehit olduğunu biliyor muydunuz?
Çanakkale’de düşmanların Müslüman Türk milletine karşı çok sayıda Asyalı ve Afrikalı Müslüman askeri savaştırdığını, hatta karşılıklı ölen bu askerlerin birçoğunun üzerlerinde Kur’an-ı Kerime çok rastlandığını biliyor muydunuz?
 Churchill’in, bir zamanlar yenmek etmek için savaştığı Mustafa Kemal’den “Bu eşsiz kahraman Türklüğün geleceğini ele alacak olan bir dehadır. Çünkü Çanakkale Boğaz Savaşı’nda malzemece üstünlük bizdeydi. Fakat iradece üstünlük Mustafa Kemâl’de olduğu için yenildik.” sözleriyle bahsettiğini biliyor muydunuz?
Dönemin İngiliz Denizcilik Bakanı Churchill’in 18 Mart Deniz Savaşı’nda Nusret Mayın Gemisinin Çanakkale Boğazı’na döktüğü mayınları, “Bugün dünya denizlerinde görev yapmakta olan 5.000’i aşkın savaş gemisinden hiçbiri Nusret ve onun döktüğü mayınlar kadar savaşın gidişine ve düşmanın geleceğine etkili olarak bir başarı göstermemiştir.” şeklinde yorumladığını biliyor muydunuz?
 Yaklaşık sekiz ay süren Çanakkale Savaşları’nda Türk askerinin cesur, akıllı ve güçlü bir komutanın idaresinde neler yapabileceğini gösterdiğini, özellikle Anafartalar Savaşında Yarbay Mustafa Kemal’in (Atatürk) askerlere “Ben size taarruzu değil ölmeyi emrediyorum.” demesinin savaşın kaderini etkilediğini biliyor muydunuz?
 Aç ve perişan halkın dişinden tırnağından artırarak devletine kazandırmak istediği ve parası peşin ödenmiş iki savaş gemimize İngilizlerin göz göre el koyduğunu, paramızı geri ödemediklerini ve bu gemilere daha sonra askerlerini doldurarak Çanakkale’ye yolladıklarını biliyor muydunuz?
Anafartalar Grup Kumandanı Miralay Mustafa Kemal, Türk askerinin Çanakkalede gösterdiği kahramanlığı “Bombasırtı olayını anlatmadan geçemeyeceğim. Karşılıklı siperler arasında mesafe 8 metre, yani ölüm kesin. Birinci siperdekiler, hiçbiri kurtulmamacasına tamamen düşüyor. İkincidekiler onların yerine geçiyor. Fakat, ne kadar imrenilecek bir sakinlik ve tevekkülle biliyor musunuz? Öleni görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini biliyor, hiç ufak bir korku bile göstermiyor. Sarsılmak yok. Okuma bilenler ellerinde Kur’an-ı Kerim, cennete girmeye hazırlanıyorlar. Bilmeyenler, kelimeyi şahadet çekerek yürüyorlar. Bu, Türk askerlerindeki ruh kuvvetini gösteren hayret ve tebrik bir örnektir. Emin olmalısınız ki, Çanakkale Savaşlarını kazandıran bu yüksek ruhtur.” sözleriyle dile getirdiğini biliyor muydunuz?
Sultan Abdülhamid’in olayları kırk yıl önceden görerek Çanakkale’deki tabyaları güçlendirdiğini ve elden geçirdiğini, bazı yeni tabyaları inşa ettirdiğini, onun yaptığı çalışmaların belki de savaşın seyrini değiştirdiğini biliyor muydunuz?
 Atatürk’ün, Çanakkale Savaşlarında can veren düşman askerlerini “Uzak memleketin toprakları üstünde kanlarını döken kahramanlar Burada dost bir vatanın toprağındasınız. Huzur ve sessizlik içinde uyuyunuz. Sizler, Mehmetçiklerle yan yana, koyun koyunasınız. Uzak diyarlardan evlatlarını savaşa gönderen analar Gözyaşlarınızı dindiriniz. Evlatlarınız bizim bağrımızdadır. Huzur içindedirler ve huzur içinde uyuyacaklardır. Bu toprakta canlarını verdikten sonra artık bizim evlatlarımız olmuşlardır.” sözleriyle Türk-yabancı ayrımı yapmadan kucakladığını biliyor muydunuz?
 İngilizlerin daha savaş ilan edilmeden Seddülbahir’i bombaladıklarını ve 86 şehit verdiğimizi biliyor muydunuz?
Avustralya ve Yeni Zelanda gençlerinin “Avrupa’yı Almanlardan kurtarmak ve Avrupa’nın özgür kalmasını sağlamak” propagandasıyla toplandığını, bu gençlerin daha önce Gelibolu denilen yerin adını bile duymadıklarını biliyor muydunuz?
İngiliz-Fransız donanmasının Gelibolu öncesi 200 yıldır hiç yenilmediğini, dünyanın gelmiş geçmiş en iyi donanması olarak bilindiğini, bu donanmanın bayraklarını gören Türklerin topukları yağlayıp kaçacaklarını düşündüklerini biliyor muydunuz?
İngiliz-Fransız donanmasının 80 parça gemiyle boğaza saldırdığını, gemilerden birinin adının “Agamemnon” olduğunu, Agamemnon’un binlerce yıl önce Truva’ya saldıran Yunan ordusunun kalleşçe yöntemler kullanan komutanının adı olduğunu biliyor muydunuz?
 İngilizlerin sabah saatlerinde girdikleri boğazı ellerini kollarını sallayarak, canlarının istediği her yeri bombalayarak geçebileceklerini zannettiklerini, akşam beş çayını Marmara Denizi’nin ortasında içmeyi planladıklarını, İstanbul üzerine bahisler kurduklarını biliyor muydunuz?
 Havadan savaşın seyrini takip etmekle görevli bir İngiliz pırpır uçağının pilotunun kıyıdan 50 metre kadar açığa kadar denizin kıpkırmızı kan ile dolduğunu gördüğünü, bunun hayatında gördüğü en korkunç şey olduğunu söylediğini biliyor muydunuz?
Şair deyince insanların aklına terbiye, iman ve insanlık sahibi yüce kişiliklerin geldiğini, İngiliz şairlerin de -hem de yüksek ideallerle- savaşa katıldığını, bu ideallerini günlüklerinde “Türk halılarını yağmalamak, Ayasofya’nın çinilerini sökmek, İstanbul’un en güzel lokantalarında balık yemek” olarak yazdıklarını biliyor muydunuz?
 Çanakkale’deki bu tehlikeli gelişmeler karşısında devleti yönetenlerin başkenti Eskişehir’e taşımayı düşündüğünü, hatta gerekli binaların ayarlandığını, gitmesi için teklif götürülen devrik Sultan Abdülhamid’in bu teklife şiddetle karşı çıktığını, “Biz İstanbul’u alırken Bizans İmparatoru kanının son damlasına kadar savaştı ve öldü. Ben ondan daha mı az şerefliyim? Gelirlerse burada savaşır ve ölürüz.” dediğini biliyor muydunuz?
 İngilizlerin “Ocean” zırhlısını batırdıktan sonra bölük komutanının Seyit Onbaşı’yı çağırttığını, aynı mermiyi kaldırmasını istediğini, ancak Seyit Onbaşı’nın bunu başaramadığını, bunun üzerine komutanın “Bu merminin tahtadan bir maketini getirsinler, bu yiğidin fotoğrafını çeksinler.” diye emir verdiğini, bu fotoğrafın hepimizin çok iyi bildiği ve Seyit Onbaşı’nın günümüze ulaşan tek fotoğrafı olduğunu biliyor muydunuz? Osmanlı Devletinin elinde sadece 26 deniz mayını kaldığını, Nusret Mayın Gemisinin kaptanı Tophaneli Hakkı Bey’in mayınları nereye ve ne zaman bırakması gerektiğini bir gece önce rüyasında bir yüce kişi tarafından kendisine bildirildiğini, bu mayınların hiç akla gelmeyecek biçimde Ertuğrul Koyu’nda kıyıya paralel olarak döküldüğünü, İngilizlerin boğazı defalarca dikine kontrol etmelerine rağmen bu mayınları tespit edemediklerini, çünkü Nusret’in bu mayınları son mayın kontrolünden sonra sabaha karşı bıraktığını biliyor muydunuz?
 İngilizlerin 18 Mart faciasının suçlusu olarak mayın taramacıları sorumlu tuttuğunu, hepsinin kurşuna dizdirildiğini, savaş bittikten yıllar sonra her iki ordu arşivleri açıklanıp gerçekler öğrenilince bu askerlerin ailelerinden özür dilendiğini, tazminat ödendiğini, itibarlarının iade edildiğini ve şerefli birer asker olarak öldüklerini ilan ettiklerini biliyor muydunuz?
İngiliz General Jean Hamiltonun Çanakkale Zaferinden sonra “Türkleri Allah’larından ayırabilmek için daha başka ne yapılabilir ki ? Biz Türklerle değil onların Allah’ları ile savaştık ve tabiî ki kaybettik bu savaşı.” diye açıklama yaptığını biliyor muydunuz? Edremitli Seyit Onbaşı’nın, topun ağzına mermi süren vinç tesisatı bombardımanda kullanılamaz hale gelince “Ya Allah Bismillah” diyerek üç tane 275 kiloluk mermiyi tek başına arka arkaya kaldırarak topun yatağına sürdüğünü ve ateşlediğini, bu işlemi yapabilmesi için her defasına üç basamaklı bir merdivenden çıkması gerektiğini, üçüncü atışta İngilizlerin “Ocean” zırhlısının dümenini parçaladığını, dümeni kırılan “Ocean”ın sarhoş bir serseri gibi mayınlara sürüklendiğini bir mayına çarparak havaya uçtuğunu ve 20 dk. içinde battığını biliyor muydunuz?
 Mısırda toplanan askerlerin kayıtlarını tutan bir memurun sürekli “Australia and New Zealand Army Company – Avustralya ve Yeni Zelanda Ordu Birliği” yazmaktan sıkıldığını pratik bir çözüm olarak bu kelimelerin baş harflerini alarak ANZAC kısaltmasını bulduğunu, bu kısaltmanın dünya tarihine geçtiğini biliyor muydunuz?
 İngiliz General Hamilton’un savaş başlarken “Savaş gemilerimizin Marmaraya girmesiyle birkaç saat içinde İstanbul ya teslim olacak ya isyan çıkacak ya da derhal boşaltılacaktır.” diye açıklama yaptığını biliyor muydunuz? Çanakkale Savaşı’ndan yıllar sonra Mustafa Kemal’in Edremit’i ziyaretinde Seyit Onbaşı’yı sorduğunu ve kaymakam dahil kimsenin bilmediğini, Kaymakamın Seyit Onbaşı’yı Mustafa Kemal’in huzuruna çıkarmadan önce kılığını beğenmeyip, tıraş ettirip takım elbise giydirdiğini, bu olayın Mustafa Kemal’i derinden yaraladığını, kaymakam dahil orada bulunan herkese “Siz vatanı için, milleti için, namusu için canını ortaya koyan bu insanları bu kadar mı tanıyorsunuz? Eğer siz onları tanımıyorsanız bu topraklarda yaşamanın bir bedeli olduğunu anlayamazsınız, geleceğinizi göremezsiniz, hedeflerinizi bilemezsiniz.” diyerek kızdığını biliyor muydunuz?
 İngilizlerin çıkarma harekatını ellerine yüzlerine bulaştırdıklarını, akıntı ve hava durumu dahil yaptıkları hiçbir hesabın tutmadığını, aralıklarla çıkmaları gereken geniş kumsala değil, dar bir koya ve kalabalık bir şekilde çıkmak zorunda kaldıklarını, karşılarında ise Ezineli Yahya Çavuş ve 62 kişilik takımı dışında hiçbir birliğimizin olmadığını biliyor muydunuz?
“Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber, Sana âğûşunu açmış duruyor peygamber.” Mehmet Akif Ersoy İngiliz-Fransız ortaklığının boğazı donanmayla geçemeyeceklerini anlayınca onlara geçit vermeyen Türk topçularını arkadan ele geçirerek temizlemek için çıkarma harekatı yapmaya karar verdiklerini, bunun için Mısır’da piramitlerin dibinde, sömürgelerinden getirdikleri on binlerce askeri toplayıp “Nasıl olsa orada Türklerle işimiz çok kolay olacak.” diyerek bu askerlere baştan savma bir eğitim verdiklerini, burada toplanan askerlerin 16 farklı ülkeden geldiğini, aralarında Müslümanların bile olduğunu, daha sonra bu askerlerin savaş esnasında kandırıldıklarını anlayıp taraf değiştirdiklerini biliyor muydunuz?
Çanakkale savaşlarındaki en büyük askeri dehaların Mustafa Kemal ve Esat Paşa olduğunu, düşmanın her hareketini doğru tahmin ettiklerini, yaptıkları kritik hareketler ve aldıkları cesur kararlarla savaşın seyrini değiştirdiklerini, gelişen olaylar neticesinde askerlerinin de yüksek güvenini ve hayranlıklarını kazandıklarını, bir işaretleriyle emrindekilerin hiç düşünmeden ölüme koştuklarını, İngiliz ve Fransız Kurmaylarının bu kadar zor şartlarda çarpışan Türk ordusunun bu kadar akıllıca sevk ve idare edilebilmesine anlayamadıklarını biliyor muydunuz?
Ezineli Yahya Çavuş ve arkadaşlarının hepsinin orada şehit olduğunu, bu çarpışma ve şehitlerin belki de savaşı kurtardığını, bu bölgeye çıkarma yapıldığını haber alan diğer birliklerin bölgeye yetişmesi için gereken zamanın kanla kazanıldığını biliyor muydunuz?
Çıkarma beklenmediği için küçük bir takımdan başka hiçbir askeri birliğin bulunmadığı koya çıkan 4000 İngiliz askerine Yahya Çavuş ve arkadaşlarının eski tip piyade tüfekleriyle 18 saat boyunca karşı koyduğunu, mermi israfı yapmamak için asla tek dolaşan hedeflere ateş edilmediğini, neredeyse hiçbir mermi israfının yapılmadığını, adamların orada çakılı kaldığını, bir santimetre ilerleyemediklerini, takım komutanlarının üstlerine telsizlerinden verdikleri raporlarda karşılarında kalabalık bir makineli tüfek () birliğinin bulunduğunu bildirdiklerini, dışarıdaki kıyımı gören İngiliz askerlerinin çıkmak istemediklerini bunun üzerine komutanlarının onlara arkalarında ateş ederek zorla savaşmaya gönderdiklerini biliyor muydunuz?
“Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker Gökten ecdad inerek öpse o pak alnı değer.” Mehmet Akif Ersoy Bir bölgeye çıkarma yapan 2.000 kişilik İngiliz ve Fransız bölüğünün o bölgede bulunan selvi ağaçlarını Türk birliği sandıklarını, hepsinin kaçarak bölgeyi terk ettiklerini, bu olayın yıllar sonra kendi raporlarından ve yazılı kaynaklarından öğrendiğimizi, kimsenin nasıl olup da 2.000 kişinin aynı anda hayaller gördüğünü açıklayamadığını biliyor muydunuz?
 Tüm çıkarma harekâtı boyunca İngilizlerin yılan gibi sinsice davranmaya çalıştıklarını, Başta Anzak birlikleri olmak üzere diğer tüm sömürge askerlerini hep kendilerine kalkan olarak kullandıklarını, ölümün kesin olduğu taarruzlarda öncü siper birlikleri olarak hep bu askerlerin kullanıldığını biliyor muydunuz?
 İngilizlerin tüm savaş boyunca hata üstüne hata yaptıklarını, aptalca kararlar aldıklarını, emir-komuta zincirlerinde sürekli kopukluklar olduğunu, verilen önemli emirlerin asla yerine ulaşmadığını, kimden geldiği belli olmayan emirlerle önemli stratejik hatalar yaptıklarını, mevzi ve can kaybının bu nedenle çok arttığını biliyor muydunuz?
“Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın? Gömelim gel seni tarihe desem, sığmazsın.” Gelibolu Siper Savaşları’nın tarihin gördüğü en acıklı savaş olduğunu, on binlerce askerin savaştığı düşman askerini bir kere bile göremeden can verdiğini, İngilizlerin tokat üstüne tokat yedikçe Türk siperlerine kurşun yağdırır gibi bombalar yağdırdıklarını, kolların bacakların havalarda uçtuğunu, yerin altının ve üstünün sürekli yer değiştirdiğini, her defasına “Tamam, bu sefer canlı Türk bırakmadık” diyerek saldırıya geçtiklerini, her defasında Allah’tan başka sığınacak hiçbir şeyleri kalmamış Mehmet’lerin kabus gibi tekrar tekrar karşılarına çıktığını biliyor muydunuz?
Savaş istatistiklerine göre bir metrekareye 6.000 mermi düştüğünü, bu oranın dünya savaş tarihinin en yüksek oranı olduğunu, havada iki merminin çarpışma ihtimalinin 600 milyonda 1 olduğunu, bu çarpışan mermilerden Çanakkale’de onlarca bulunduğunu savaş gazilerinin “Cehennem diye bir yer vardır. Biz orayı gördük.” dediklerini biliyor muydunuz?
 “Sonra gök kubbeyi alsam da, rida namiyle, Kanayan lahdine çeksem bütün ecramiyle; Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan; Yedi kandilli Süreyyayı uzatsam oradan;” Mehmet Akif Ersoy Galatasaray Sultanîsi (Lisesi) öğrencilerinin okul sıralarını bırakarak cepheye koştuklarını, 15-16 yaşlarındaki bu fidanların hepsinin tek bir saldırıda İngiliz makinelisi ile biçildiğini, olayı gören bir Türk askerinin yıllarca ağzını bıçak açmadığını ve ne zaman Çanakkale’den bahsedilse hüngür hüngür ağladığını biliyor muydunuz?
Darü’l Fünun’da (İstanbul Üniversitesi) okuyan tüm son sınıf öğrencileri Çanakkale’de şehit olduğu için 1915 yılında hiç mezun vermediğini biliyor muydunuz?

 Aç ve yorgun Mehmet’lerin Mustafa Kemal’in arkasından 20 saat yürüdüğünü, bu sırada İngiliz askerlerinin kıyıda mangal ve piknik yaparak dinlendiklerini, birliklerin sabah güneşinde karşılaştıklarını, Türk askerinin mermiyle, mermi bitince süngüyle vatan toprağına yapılan son saldırıyı da durdurduğunu biliyor muydunuz?
Çanakkale Savaşı’ndan sonra yarım milyon cesedin ise Gelibolu’da toprağın kimyasını değiştirdiğini ve yeşillendirdiğini, hâlâ toprağın altında kemikler, boş mermi kovanları ve patlamamış top mermileri çıktığını biliyor muydunuz? Conkbayırı’nın 24 saat içinde 7 kere el değiştirdiğini, bunun bir savaş değil, boğuşma olduğunu, sonunda İngilizlerin ne yaparlarsa yapsınlar bu işi başaramayacaklarını anladıklarını, İngilizlerin ve tüm işbirlikçilerinin bu işten vazgeçme kararı aldıklarını biliyor muydunuz?
Çanakkale Savaşı’nın son direnişinin ileride vatanı bir kere daha kurtaracak ve Cumhuriyeti kuracak olan genç liderimizi tüm dünyaya tanıttığını, Müslüman ülkelerde Mustafa Kemal’in kahraman ilan edildiğini, kartpostallarının ve posterlerinin kapış kapış satıldığını biliyor muydunuz?
Mustafa Kemal’in Anafartalar’da yaralandığını, kalbinin üstünde bulunan cep saatinin parçalandığını ve şarapnel parçasının derine girmesini engellediğini, bu yaranın aylarca kapanmadığını, Mustafa Kemal’in askerin morali bozulmasın diye bu olayın tek şahidine “Sus” emri verdiğini biliyor muydunuz?
 Çanakkale Savaşı’nda sinirinden düşmana kürekle saldıran hırçın Mehmet Çavuş’u biliyor muydunuz?
 Çanakkale’de doktorların askerlerden daha çok yorulduğunu, binlerce yaralıyla ilgilenmek zorunda kaldıklarını, bir Türk doktorun önüne kendi oğlunun getirildiğini, “Kurtulma şansı yok” diye oğlunu tedavi etmediğini, hemen bir sonraki yaralıyı istediğini, yaralılardan ancak ertesi gün başını alabildiğini ve o zaman oğlunun mezarına gidebildiğini biliyor muydunuz?
Savaşın özellikle sonlarına doğru ordunun yiyecekleri azalttığını, askere günde sadece yarım ekmek verilebildiğini, bu ekmeğin de taş gibi kuru olduğunu açlık içinde siperlerde yaşayan Mehmetlerin ayakkabı köselelerini kaynatıp çorba niyetine içmeye çalıştıklarını, eğer fedakarlık buysa bizim bildiğimiz hiçbir fedakarlığın fedakarlık olmadığını biliyor muydunuz?
 Medeniyetin öncüsü İngilizlerin beyaz bayrak sallayan Türk askerlerini kurşuna dizdiğini, esir askerlerimizi tahta barakalara doldurarak diri diri yaktıklarını, esir alınan aç Türk esirlere maymunlara fıstık atar gibi yiyecek kırıntıları atarak eğlendiklerini Türk askerinin savaşta silahsız düşman askerini öldürmediklerini hayretle gördüklerini biliyor muydunuz? Ayrılırken hırsını alamayan İngiliz ve Avustralyalı askerlerin ölü Türk askerlerinin kafataslarını keserek ülkelerine götürdüklerini bu yenilgiyi asla unutamayacaklarını, Bir gün mutlaka buraya yeniden geleceklerini biliyor muydunuz?
 “Benimle beraber burada savaşan askerler kesin olarak bilmelidir ki, bize verilen namus görevini eksiksiz yapmak için bir adım geri gitmek yoktur. Uyku, dinlenme aramanın, bu dinlenmeden yalnız bizim değil, bütün milletimizin sonsuza kadar yoksun kalmasına sebep olacağını hepinize hatırlatırım.” 3 Mayıs 1915 – Arıburnu – Mustafa Kemal
“Niçin geriye çekildiğimizi soruyorsunuz, bütün gerçeği tüm açıklığı ile size bildirmek isterim. Çok cesur savaşan, en iyi sevk ve idare edilen asil Türk ordusunun ve Albay Mustafa Kemal gibi dahi bir komutanın karşısında bulunuyoruz. Bunu hiçbir zaman unutmayalım.” 17 Ağustos 1915 General Hamilton – İngiliz Kuvvetleri Başkomutanı
 “Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana… Yine bir şey yapabildim diyemem hatırana.” Çanakkale’de savaşın heyecan ve coşkusundan kopan parmağını fark etmeyen Ezineli Halil’i biliyor muydunuz?
Çanakkale Zaferi; Türk milletinin Dünya Tarihine altın harflerle yazdığı bir şeref sayfasıdır.Çanakkale Zaferi; Türk milletinin kendisine giydirilmek istenen ateşten gömleği yırtıp atması ve kendisine vurulmak istenen esaret zincirini parçalamasıdır.
 Çanakkale Zaferi; inanç ve imanın, vatan sevgisinin bütün maddî değerlerden, toptan, tüfekten, asker sayısından daha etkili olduğunun ispatıdır.
Çanakkale Zaferi; Türk’ün haysiyet ve şerefini, gururunu her şeyden üstün tuttuğunu belirtmesidir. Türklerin esir yaşamaktansa ölmeyi tercih ettiğini bütün dünyaya haykırmasıdır.
 Çanakkale Zaferi; Türk milletinin parolasının “Ya istiklal ya ölüm” olduğunun ifadesidir.
“Sen ki asara gömülsen taşacaksın… Heyhat, Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihat…” Çanakkale Zaferi; sadece kendi güçlerini, toplarını, tüfeklerini ve asker sayısını hesaba katan; Türklerin kahramanlığını ve bağımsız yaşama konusundaki hassasiyetini, kararlılığını ve özellikle de yüzyılın siyasi ve askeri dehası Mustafa Kemal’i hesaba katmayan, dikkate almayan düşman kuvvetlerinin hüsranıdır, pişmanlığıdır.
Çanakkale Zaferi; düşman kuvvetlerinin Mehmetçiklerimizi kendi sömürgeleriyle, kendi askerleriyle aynı zannetmesinin bir hayal kırıklığıdır, ağır bir bedelidir.
Çanakkale Zaferi; “Ben size taarruzu değil ölmeyi emrediyorum. ” diyen Mustafa Kemal’in emrine koşarak giden kahraman askerlerimizin yüksek inancı ve vatan sevgisinin sonucudur.
 Çanakkale Zaferi; bir iki gün içerisinde elleri ceplerinde Çanakkale’yi geçerek İstanbul’u işgal etmeyi plânlayan düşman kuvvetlerinin heveslerinin kursaklarında kalmasıdır.
“Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhidi… Bedrin aslanları ancak, bu kadar şanlı idi…” Çanakkale Zaferi; kahraman askerlerimizin bir hilâl uğruna ileri atılıp sellercesine, göğsünden vurulup tam ercesine, bir gül bahçesine girercesine kara toprağa düşmesidir.
 Çanakkale Zaferi; bizim bu topraklar üzerinde hür ve bağımsız yaşayabilmemiz için binlerce canla ödenmiş bir bedeldir.
 Çanakkale Zaferi; Türk milletinin ateşle en büyük, en çetin imtihanıdır.Bugün, bülbüllerin şakıdığı, rüzgar fısıltılarıyla dolu Çanakkale’de, 1915 baharında yaralanan yüz binlerce Mehmet’in acı içinde inlemeleri ve narkozsuz yapılan ameliyatlardaki çığlıklarıyla doluydu. Anadolu’nun bu muhteşem evlatlarına acıya tahammül edebilmeleri için sopaya sarılmış keçeler ısırtılıyordu. Bir ameliyat sırasında şehit olan yaralı bir Mehmet’in ağzından “Artık onun işine yaramaz.” diye çekilip alınan bir keçe parçası üzerinde dört tane diş duruyordu. Hani, derler ya “Dişimle tırnağımla kazandım” diye. İşte onlar; bu vatanı dişleriyle, tırnaklarıyla kazıyarak bize kazandırdılar.
İngiliz General Jean Hamilton 2 Eylül 1915 Tarihinde Gördüğü Kâbusu Anlatıyor: “Dün gece korkunç bir rüya gördüm. Aslında bu bir rüya değil kâbustu. İstirahata çekilmiştim. Birden kendimi Helles kıyılarında buldum. Boğazımdan demir bir kıskaç gibi sıkan sert bir el, beni suyun dibine doğru batırıyordu Sular başımı aşmak üzereydi. Boğulmak üzereydim. Kendime geldiğim zaman ter içindeydim ve titriyordum. Çadırımda yabancı birisinin varlığını hissediyordum. O meşum (uğursuz) şey uzun süre sanki yanımdan ayrılmadı Şimdiye kadar böyle korkunç bir şey yaşamamıştım. Gelibolunun meşum (uğursuz) bir yer olduğu fikri kafamda yer etmeye başladı. Yaşadığım hadisenin etkisinden saatlerce kurtulamadım. Sanki biz bu topraklara daha gelmeden akıbetimiz kararlaştırılmıştı.
 “Geliboludan önce Türkü fazla tanımıyorduk. Ama her şey bitip savaş sona erince inchJonny Türkinchün hiç de fena bir insan olmadığını düşündüm. Karşı karşıya olup çarpıştığımız kuvvetler her zaman uyanık ve tetikteydiler. Onlara saygı duyuyorduk.” Martin A. Brooke (Yeni Zelandalı, 100 yaşında)
 “Türklere asker olarak saygı duyduk. Çünkü donanımca çok yetersiz olmalarına rağmen sıkı çarpışıyor ve iyi nişancılık yapıyorlardı. Gelibolu büyük ve korkunç bir hataydı.” Ernest George Guest (Avustralyalı, 96 yaşında)
 “Ülkeme, Türke asker olarak savaş yeteneği için ve bir dereceye kadar da yaşam biçimlerine saygı duygularımla döndüm.” Thomas William Epps (Avustralyalı 94 yaşında)
Savaşın sonlarına doğru izlenimimiz, onların kolay yenilmeyen sıkı savaşçılar olduğu şeklindeydi. Alfred Douglas Dusley (Yeni Zelandalı 96 yaşında)
 Dur yolcu Bilmeden gelip bastığın bu toprak, Bir devrin battığı yerdir. Eğil de kulak ver, bu sessiz yığın Bir vatan kalbinin attığı yerdir. İbrahim ÖZMEN 13.03.2013

https://www.tarihtendersler.com