Araplar Türklere İhanet Etti mi?

Araplar Türklere İhanet Etti mi?

Yaklaşık dört yüz yıl Osmanlı hâkimiyetinde, ondan önce de birçok Türk Devleti yönetiminde kalan Irak halkının genelde Türkiye′ye bakışı olumlu olmuştur. II. Abdülhamit döneminde daha çok bu bölgedeki Arap, Kürt ve Türkmen aşiret liderlerinin kazanılmasına ve özellikle İran′ın, Şii nüfus üzerindeki etkisi kırılmaya çalışılmıştır. II .Abdülhamit’in tahttan indirilmesinden sonra ortaya çıkan birkaç Kürt aşiret ayaklanması dışında, genelde bölge bu bağlılığı sürdürmüştür. Ancak, bu dönemde çıkan Kürt ayaklanmaları ayrılıkçı olmaktan çok, İttihat ve Terakki yönetiminin bazı uygulamalarına tepki olarak kendini tanımlamış ve göstermiştir. Şüphesiz Meşrutiyet sonrası yönetimlerin bu bölgedeki en ö-nemli basanları Şii mücahidlerle kurdukları İyi diyalogdur. Öyle ki, Irak′taki Şii alimler, Osmanlı-İran arasında bir köprü olmuşlar, Şubat 1921 Necef toplantısında; “Şii-Sünni” ayrımını öne çıkarmadan Osmanlı liderliğinde bir İslam birliği politikası izlenmesi kararını almışlardır. Necef teki İttihat ve Terakki komitesinin öncülük ettiği bu faaliyet, bölgede nüfuz kurmaya çalışan İngilizleri tedirgin etmiş, hatta o dönemde Şii alimlerin, Bağdat′ta büyük bir İslam konferansı düzenlemeleri girişimini engellemişlerdir. Ancak, bu yakınlaşma İslam dünyasında yankılanmış, Hindistan′ın Kalküta şehrinde Şiilerce Farsça olarak yayımlanan Hablu′l-Metin Gazetesi1 Osmanlı′nın İslam dünyasının lideri olduğunu vurgulayan birçok yazı yayınlamış, bu yazılar başta Sırat-ı Müstakim ve Sebilü′r Reşad dergileri omak üzere birçok yayın organlarında yer almıştır. 1914′te İtilaf devletlerine karşı ilan edilen Cihad-ı Mukaddes en çok Irak′taki Şii ulemayı heyecanlandırmıştı. Necefi Şii âlimler cihad fetvalarıyla; hem Osmanlı′nın ilan ettiği cihada katıldıklarını bildirmişler, hem de bütün Şiileri “İngiliz ve Rus emperyalizmine karşı” ayaklanmaya çağırmışlardı.3 Iraklı Şiilerin cihad çağrısı, Irak′taki Arap halk ve aşiretleri arasında da büyük bir ilgi görmüş. Irak aşiret liderlerinden Uceymi Paşa başta olmak ü-zere birçok Iraklı Arap, I. Dünya Savaş′ında o zaman kendilerini yöneten Osmanlı ordusu saflarında “gönüllü” olarak Irak′ın savunmasında çarpışmışlardı.1914′te bölgenin Sünni alimleri adına da, Musul Temyiz Mahkemesi hakimlerinden Muhammed Edip el-Cerrah ” Risaletül Cihad âlâ Fetva Halifetin-el-Azam el-Sultan el-Gazi Muhammed Reşad (Halifemiz, Yüce Sultanımız Sultan Gazi Muhammed Reşad′ın Fetvalarına Dair Cihad Risalesi)” adıyla Arapça bir kitap yayımlayarak, bu cihada (1. Dünya Savaşı′nda Osmanlı′ya) destek vermişti.

Süleyman Askerî Bey
1915 başlarında İngilizlerin Basra′dan Irak′ın bütününe yönelik saldırıları başladı. Osmanlı Harbiye Nezareti ve Başkumandanlığı 2 Ocak 1915′te bu cephenin kumandanlığına, Teşkilat-ı Mahsusa′dan genç bir subayı, Yarbay Süleyman Askeri Bey′i tayin etmişti. Maksat, hem İngilizleri durdurmak hem de bölge aşiretleri ile var olan diyalogu güçlendirmekti. Ancak, devreye İngilizlerin parası ve ırkçı kışkırtmaları girmiş, özellikle birçok Arap aşireti, İngilizlerle işbirliği yolunu seçmişlerdi. İngilizler Irak cephesi komutanlığına atadıkları General Nison′a 24 Mart 1915′te verdikleri emirde “Basra′yı ele geçirip, orayı üs olarak kullanıp, Bağdat′a yol açmasını ve özellikle de Irak petrollerinin ve boru hatlarının güvenliğini korumasını” istemişlerdi.
Süleyman Askeri Bey, ordusuna ve aşiret güçlerine çok güveniyordu. Ancak, 20 Ocak 1915′te bir İngiliz tugayını geri püskürterek kazandığı askeri başarının arkası gelmedi. Şuay-yibe savaşında “ihanet ve başarısızlığı” birlikte yaşayınca, 14 Nisan 1915te intihar ederek hayatına son verdi. Yerine Albay Nureddin Bey getirildi. Kut-ul Amare ve benzer zaferlere rağmen; Kerbela ve Hille′de İngiliz kışkırtmasıyla çıkan isyanlar, İstanbul′un kendi iç tartışmaları, İngilizlerin teknik ve askeri üstünlüğü Irak′ın kuzey bölümü hariç, önemli bir bölümünün İngiliz işgaline maruz kalmasını beraberinde getirdi. Ancak, özellikle Ocak 19l6′da kazanılan Kut-ul Amare zaferi Türk ordusunun moralini ve bölge halkının Osmanlı′ya desteğini daha da arttırmıştı. İngilizler ve onlara bağlı güçlerden yaklaşık 500′ü subay 27.000 asker esir alınmıştı. Esirler arasında Irak cephesinin yeni İngiliz ko-mut anı General Town shend de vardı. Mondros mütarekesinde arabuluculuk da yapacak olan Town shend Küt-ul Amare′de yaşadıklarını hiç unutmayacak, hatıralarına “Kut-ul Amare ve cehennem eğer benim olsaydı, herhalde Kut-ul Amareyi satar, cehennemi muhafaza ederdim.” sözlerini yazacaktı. 30 Ekim 1918′de bütün cephelerde olduğu gibi, Mondros Mütarekesi gereği Irak cephesinde de Türk ordusu teslim olmuş, İngilizler bu antlaşmanın mürekkebi bile kurumadan 4 Kasım 1918′de Musul′u da işgal ederek, bugünkü Irak′ın tamamına hakim duruma gelmişlerdi.

İmparatorluk Hayali
Osmanlı Devleti, Bağdat′tan Kuzey Irak′a çekildiği dönemlerde de bölge ile ilişkisini kesmemiş, özellikle genel istihbarat şubesine bağlı siyasi şubenin asker ve sivil elemanları aracılığıyla bölge hakkında bilgi almayı sürdürmüştür. Bu birimin 7 Eylül 1918 tarih ve 869/5728 nolu bir raporunda Bağdat′taki İngiliz işgal yönetimiyle ilgili oklukça önemli bilgiler verilmektedir. Irak′taki İngiliz ordusu başkomutanı Genaral Marshall, İngiliz sömürge valisi olarak Arap yarımadasını İdare etmeye çoktan başlamıştır bile. Önce Arap yarımadasını bölgelere ayırarak her bölgeye kendine bağlı birer “kukla ” yönetici atayarak vadettiği “büyük Arap imparatorluğu′′ asla izin vermeyeceğini göstermiştir. Bu ilk taksimde Hicaz, Şerif Hüseyin′e, Necd bölgesi İbni Suud′a, çöl bölgeleri İb-nü′r Reşid′e, Irak yönetimi Bağdat naibine, kuzeyde kurulacak Kürdistan′ın yönetimi de Kör Mustafa ve Babanzade Hamdi′ye verilmiştir. İngilizler bu emri tebliğ için de “kavas” olarak kullandıkları Arap asıllı İngiliz ajanlarından Tenbenzade Abdülla-tif i, Şerif Hüseyin ile görüşmek üzere Hicaz′a, Bahut Seymen′i de İbnü′r Reşid′i ikna için özel elci olarak çöle göndermişlerdi.

İşbirlikçiler
Bu raporu hazırlayan Bağdat eski belediye müfettişi ve Türk taraftan Mustafa efendiye göre İngilizlerin vermek istedikleri “muhtariyet” (yan bağımsızlık), bütün propagandalarına rağmen ancak 50-60 kişi tarafından desteklenmişti. Bunu destekleyenler arasında Nakipzade Abdurrahman, Azamiye Medresesi şeyhi Said, Naib Abdülveh-hap, Ammara mebusu Abdul-mecid, Rufai şeyhi İbrahim, Ba-cilan Kör Mustafa, Babanzade Hamdi, umumi vaiz şeyh Ahmet, Alevi Şükrü, Sanayi eski müdürü Emin, Aktime Kizbeda-ri, Mebus-u Zührevi Cemil, Nakipzade Seyid Ahmet, Seyyid Abdullah, Asını ve Sefaveddin, Terzizade Seyyid Yahya, İngiliz icra memuru Mehmet Refik (zabıta vekili), Matbaa muharriri Şükrü Kadı, matbaacı Seyyid Sadık el Arabi, Caferzade Kasım, Paçacızade Hasan. Paçacızade Merahim, Kadiri tekkesinde Geylanizade Şeyh Abdullah, Ka-zımiye′de Belediye Reisi Seyyid Cafer Atife, Kazımiye Kildari Şeyh Hamİd, Kazımiye Evkaf müdürü Hüseyin, Tenbenzade Necip, Tenbenzade Abdullah, Şemmar aşiretinden Ali Süleyman, Afganlı Muhtar Abdülceb-bar Guiam, Meydan mahallesi muhtarı Seyyid Hüseyin, Han-kin Belediye Reisi Seyyid Süleyman, Hankin Mal Müdürü Me-cit Talat. Musevi hahambaşı Salih ve oğlu Salih Resul, Pazı Anastay, Hristiyan Vedayü İs-kenderyan. Keldani Huri, Süneni kazalan kamilen, Protestan Davut Fenü, Belediye başkatibi Aziz, mutasarrıf Mustafa Celisi, Evkaf Nazırı muavini Mithat, Tenbenzade Abdüllatif gibi bölgenin çeşitli etnik grublanna mensup kişiler vardı. Özellikle gayri muslini grupların İngiliz sömürgecilere bugün olduğu gibi o gün de açıkça destek verdiği bu raporla ortaya çıkmıştır.

Maaşlar Rupi Üzerinden
Bağdat eski Belediye Müfettişi Mustafa Efendi′ye göre, İngilizler önce Irak′ta, daha çok yerlilerin kullanıldığı kukla bir yönetim kurmak istemektedir. Aslında bu yeni yönetim ve bölgedeki İngiliz kuvvetleri, çok güçlü değillerdir. İngilizlerin işgal merkezi olarak kullandıkları Bağdat′da 5 Mart 1918:de polis, jandarma ve itfaiye erleri bulunmakta, hemen hemen hiçbir muharip (savaşabilecek silahlı güç) bulunmamaktadır. Bağdat′taki İngiliz karargahında tamamı amele ve Irak ahalisinden 6.000 kişi vardır. Ancak bunların savaşabilecek güçleri yoktur.
Bağdat′ta Yüzbaşı Ahmet Hakkı kumandasında Bağdat, Kazımiye, Necef, Kerbela, Kerkük, Erbil ve diğer yerlerin hal-kından olan 800 askerden oluşan jandarma gücü kurulmuştur. Bu gücün bir kısmı atlıdır. Jandarmalar aylık 45 rupi almak-ladırlar. Atlı olanlara hayvan kirası ve yem parası dahil 60 rupi verilmektedir. Talim-terbiye görmemiş daha çok derme çatma bir görüntü veren jandarmaların her birine birer mavzer tüfek ve ellişer fişek verilmiştir, Yaya olanları hâki ve parlak ceket pantolon, atlılar ise hâki bir ceketle “zebun” adı verilen en tari giymekteydiler. Şehir dahilinde kırmızı fes, şehir dışında ise keyf-i ukâle giyiyorlardı. Mustafa Bey′in verdiği bilgiye göre Yüzbaşı Ahmet Hakkı dışında, Bakübalı Yüzbaşı Mahmut, eski Fizan gönüllüler kumandanı Yüzbaşı Ahmed ve Ba banzade Hamdİ Bey; İngiliz sömürge güçlerinin emriyle, Irak′ı tamamen kontrol edecek yed bir jandarma alayı oluşturmak üzere gönüllüler toplamaya başlamışlardı. Bu alay dört taburdan oluşacaktı. Bu taburlardan ilki Kerbela Necef te, ikincisi Divaniye, Hille ve Samarra′da üçüncüsü Hankin ve Baküba′da ve dördüncüsü Bağdat şehir merkezinde bulunacaktı.
İngiliz sömürge güçleri, Bağdat′ta 170 kişilik bir de polis gücü oluşturmuşlardı. Günümüz de Amerikalıların Irak′ta yaptık lan gibi, bunlar üçer aylık kursa tabi tutulmuşlardı. Bunların eğitimi için İngiliz sömürgesi olan Mısır′dan polisler getirilmiş ve Bağdatlı polislerin bir süre bunlarla birlikte görev yapmaları sağlanmıştı. Ancak, İstihbarat ve güvenlik gerekçesiyle, oluşturulan polis takımlarının başına “halis” İngiliz onbaşı ve subaylar getirilmişti. Aylık 45-60 rupi kadar maaş alıyorlardı. Maaşlar rupiydi; çünkü İngiltere Irak′ı Hindistan′daki sömürge valisi aracılığıyla yönetiyordu. Bu sebeple de maaşlar Hindistan para birimi olan rupi ile ödeniyordu. Bellerinde kayış, ellerinde kamçı, omuzları numaralı ve polis oldukları feslerine yazılı olarak işlenmiş polisler de İngiliz sömürge yönetiminin bir başka yerli işbirlikçileriydi.

Hilalîler
Eylül 1918′de daha henüz Mondros Mütarekesi imzalanmadan İngiliz işgaline karşı Bağdat′ta kurulan ” Hilali Cemiyeti”′ile ilgili bilgileri Türk kamuoyuna ilk kez duyurmanın mutluluğunu taşıyoruz. Anadolu ve Rumeli′de kurulan millî cemiyetlerin adeta ilk Örneği gibi, onlarla aynı maksadı taşıyan Hilali Cemiyeti′ni, Irakta ortaya çıkan İngiliz emperyalizmine karşı olan ve Türkiye′den kopmak İstemeyen Irak halkının temsilcileri kurmuştu. Cemiyetin kurucuları arasında Samarra ulemasından Seyid Ali Efendi, Şia alimlerinden Büyük Mirza′nın oğlu Seyyid Muhammed Rıza Efendi, Kazimiye′de Seyid Mustafa Efendi gibi Sünni alimler ve Şii liderler vardı. Karadağlı Şeyh Abdurrahmanzade Şeyh Ali Efendi, Karadağlı Şeyh Abdurrahmanzade Muhammed Efendi, Erbilli Emin Efendi, Şeyh Sekkur Efendi, Seyyid Muhammed Efendi ve biraderleri Cadinarzade Rifat Efendi, eski milletvekili Suad Efendi, Hayda-ranizade Abdurrahman Paşa, Şeyh Kadirizade İzzet Efendi, Tefşilizade Hanıdi Efendi, Evkaf Başkatibi Eşref Efendi, Hamamcı Abdullah Çelebi, Cemilzade Abdülcebbar, eski mutasarrıf Hamdi Paşa ve Süleymaniye Belediye Müfettişi Mustafa Efendi ise Hilali Cemiyeti′nin ilk üyeleri İdi. Bu kurucu üyeler arasında gayri Müslimlerin olmaması; Sünni ve Şii ileri gelenlerinin birarada olması dikkat çekiyordu.

El Ahd Örgütü
Daha sonra (23 Ağustos 1921′de) İngilizler tarafından Irak′ı yönetmekle görevlendirilen Şerif Hüseyin′in oğlu Prens Faysal, bu atamadan üç yıl önce (16 Haziran 1918′de) Kerez mutasarrıfı Esat Bey aracılığı ile, o dönemde Suriye′de Yıldırım Orduları komutanı olan Mustafa Kemal Paşa ile ilişki kurmuş, hatta İngiliz kaynaklarına göre ” Ortadoğu′ya saldıran kafir düşmanı” yani İngilizleri kovmak için ne yapılması gerektiği tartışılmış ve bu bilgi alışverişinin ardından bir de gizli işbirliği anlaşması imza edilmişti.” Bu durum Arapların aslında İngilizlerin gerçek niyetlerini yavaş yavaş anladıklarını fakat düşükleri İngiliz pençesinden öyle pek de kolay kurtulamayacaklarını anladıklarını gösteriyordu.
Arap milliyetçilerinin 1913 te İstanbul da kurdukları ve Arapların büyük ve bağımsız bir devlet olmaları için çalışan el-Ahd örgütü , 1919′da Suriye ve Irak Ahdcıları olmak üzere ikiye ayrılmışlardı. Irak′taki El-Ahd′çılar, bölgenin Batılı emperyalistlerin işgalinden kurtulmasının tek çaresi olarak dini ve tarihi bağlan olan Türk ve Arap milletlerinin işbirliğini gerekli görüyorlardı. Ancak örgütün Bağdat şubesi İngilizlerin kontrolüne girmiş, onların işbirlikçilerinin eline geçmişti. Fakat Musul, Telafer ve Mardin şubeleri her şeye rağmen Türk kurtuluş savaşını destekliyordu. Ancak maksatları yine de bağımsız bir Arap devletiydi. İngiliz baskısı karşısında birçoğu Türkiye′ye sığınmış hatta derneğin Mardin şubesini Türkiye′ye kaçanlardan Sait Hacı Sabit kurmuştu. Ancak örgütün bağımsız Arap devleti hedefi Irak′taki Türk yanlılarıyla yeterince işbirliği yapmalarını engelliyordu. Bağdat′ta ise Türk taraftarları ile işbirliği yapan başka bir Arap örgütü daha vardı: Haras el İstiklal

Geliyorlar
Nisan-Mayıs 1919′da Bağdat merkez olmak üzere Irak Türklerince kurulan bir cemiyet olan “Türk Cemiyeti” de kısa sürede Irak′ta örgütlenmişti. Bağdat′ta görevlendirilen Nuri Efendi. Musul′da derneğin bir şubesini kurmuştu. Emekli ya da hizmetten uzaklaştırılmış asker ve sivil birçok kişi cemiyete üye olmuşlardı. Musul şubesinin başına Kerkük Türklerinden Binbaşı Abdülcebbar Bey getirilmişti. Türk cemiyetinin aktif tavrı, Musul′da El Ahd örgütüyle işbirliğinin güçlenmesine hatta Türk ve Arap gönüllülerin Telafan kurtararak geçici bir basan sağlamalarına bile sebep olmuştu. Bu arada İngilizlerin Türk cemiyetini “parasal” destek yoluyla etkisizleştirme teşebbüsü de başarısız olmuştu. Türk askerlerini kastederek “geliyorlar” diye propaganda yapan cemiyet, İngiliz işgaline karşı bir isyan çıkarmak İçin silahlanmış, özellikle Musul′un Bâb′ul Beyz bölgesindeki Türkmen toprak ağaları isyana katılmaya istekli olduklarını açıkça ortaya koymuşlardı. Bu ağalardan Mustafa Sabuncu, henüz hiçbir hazırlığı olmayan isyan fikri için 500 parça silah satın almıştı. Her taraftan İngilizlerin Musul′dan çekilmek ve şehri Türklere teslim etmek fikrinde oldukları duyulmaktaydı. Ancak, Anadolu′dan beklenen güç bir türlü gelmemişti.

Nihayet Anadolu′nun eli Irak içlerine uzanmış 1919′da kurulan “Türk-Arap-Kürt Komisyonu” da bölgedeki Osmanlı taraftarı siyasi ve dini liderleri bir araya getirmiş, Caferi mücahidleri ve Nakşibendi şeyhleri, işgalcilerin kovulması için ortak tavır almışlardı. Bu komisyonu, kendilerine birlikte hareket etme teklif edilen İngiliz uşağı Asuri lider Ağa Butros İngilizlere ihbar etmişti. İlginçtir 1922′de İngiliz işgal yönetiminin büyük yardımlarıyla kurulan “vatan” ve “nahda” adlı iki parti de daha sonra yöneticilerinin Türklerle işbirliği yaptığı gerekçesiyle kapatılmış, İngilizler Irak′ta Türklerle ilişki kurmayan yerli işbirlikçi bulmakta oldukça zorlanmışlardı.

Milli Mücadele′de Arap subaylar
Irakta İngiliz, Suriye′de Fransız sömürgeciliğine karşı savaş karan alan Arap milliyetçileri, yeni kurulan TBMM hükümeti ile görüşme ve Türkiye′nin yardımını sağlama kararı almışlardı. Mayıs 1920′de Mardin′de, Haziran 1920′de Kilis′de Suriye ve Irak′tan gelen Arap subaylarla Türk milis kuvvetleri komutanı, “Kamil Polat Bey” müstear adıyla, bir görüşme yaptı. Görüşmeye Suriye′den genel enini yet amiri Taha el Haşimi, Iraktan ise El And yöneticilerinden Muhanımcd Emin El Umari katılmıştı. Telafar isyanında TBMN hükümeti ayaklanan Arap s\J baylan Cemil el Medayi ve At Cevdet el Eyyubî′ye silah yardımında bulundu. Hatta isyancıların çekildiği Deyr-i Zor ile Türk milis kuvvetlerinin merkezi Urfa arasında işbirliği ve istihbarat mektupları gitti geldi. Ancak Araplar verilen silahları kullana-bilecek istidata sahip er bulamadıkları için bunlardan tam olarak istifade edememişlerdi. Temmuz 1920′de Iraklı Arap subayların katıldığı Şam′daki Arap hükümetinin dağılması olayı üzerine burada görev alan birçok Arap subay Türkiye′ye sığınmak zorunda kaldı.
Bunlardan bazıları gönüllü olarak Millî Mücadele′de Yunanlılara karşı savaştılar. Bunlar arasında beş isim dikkatleri çekiyordu. İsmail Safvet, Bedir Sıtkı, Tevfik Hüseyin, Ali Hüseyin Nalbant ve Cemil Mehmet Nuri Haliloğlıı. El Ahd üyesi olan ve İngilizlerin Musul′u işgal ettiği zaman Sincar′da bir okulda müdürlük yapan İsmail Safvet, Te-lafar isyanına katılmış sonra da Türkiye′ye sığınmıştı. Sakarya ve Dumlupınar savaşlarında büyük yararlılıkları görülmüş, 1924′te Irak′a dönerek Irak ordusunda görevini sürdürmüştür. Bu sığınmacı subaylardan Bekir Sıtkı ve Tevfik Hüseyin′in de Milli Mücadelemde önemli hizmetleri olmuş, bunlardan Tevfik Hüsnü Irak′a döndükten sonra dahi Türkiye ile ilişkilerini devam ettirmişti. Bu subaylardan ikisi Yüzbaşı Cemil Mehmet Nuri Haliloğlu ve Teğmen Ali Hüseyin Nalbant, Türk ordusunda kalarak, generalliğe kadar yükselip, Türk ordusundan emekli olarak Türkiye′ye yerleşmişlerdi. Bunlardan Yüzbaşı Cemil Mehmet Nuri, Yunanlılara karşı kazanılan zaferde yaptığı kahramanlıklardan dolayı “çelik el” olarak adlandırılmıştı. Bu arada Irak′ın bağımsızlığını kazanmasından sonra, Kral Fay-sal′ın etrafında adeta İngiliz taraftarlığı ağı ören Nuri es Said ve Cafer el Askeri, Türk taraftarı olmakla suçladıkları Yasin el Haşim′İn savunma bakanı olmasını engellemişler, onun kardeşi olan Taha el Haşimi′yi de Genelkurmay Başkanlığı koltuğunda rahat bırakmamışlardı.

Elbet Bir Gün
Arap aşiretleri, İngilizlerin de baskısıyla kesin bir tavır benimseyemiyorlardı. 30 Aralık 1929′da iki Türk subayı onlarla temas kurmak için Güney Irak′a kadar gitmişti. İngiliz istihbarat raporlarına göre bu iki subaydan Arap Efendi, bazı aşiret reislerine birer mektup vererek onları Türkiye′ye bağlılığa çağırmıştı. Ağustos 1921′de TBMM hükümeti Kerbela′da gizli bir aşiret toplantısı düzenleme karan aldı. Bu konferansa İngiltere′ye karşı olan aşiret reisleri çağrılacaktı. 10 Ekim 1921′de bazı Türk subayları Türkiye-Irak sınırındaki bazı Arap aşiret başkanlarına yönetim amirliği yetkisi vermişler ve para yardımında bulunmuşlardı. Eskiden beri Türkleri destekleyen en belirgin aşiret lideri Mtıntafık şeyhi Acemi Paşa es Sa′dun idi. İngilizler onu kazanmak İçin 1917′den beri devamlı faaliyet göstermişler; ama başarılı olamamışlardı. O, Milli Mücadeleyİ candan destekledi. Hatta Millî Mücadele zaferle neticelenince, 1922 sonlarında tebrik için bizzat Ankara′ya geldi.
Kukla Irak hükümeti ise 1922′lerde kendine bağlı Arap aşiret liderlerine aylık 100 rupi maaş ödeyerek onların Türklere yaklaşmasını engellemeye çalıştı. İngiliz işgal güçlerinin merkezi olan Bağdat′ta da Türk taraftarları uzun süre tesirlerini devam ettirmişlerdi. Özellikle Hilali Cemiyeti′nin faaliyetleri uzun süre devam etmişti. Bu cemiyetin üyelerinden Osmanlı meclisinde mebusluk yapan Fuad Efendi, Rıfat El Çadırcı gibi Türkmenler Osmanlı′ya yeniden bağlanmanın çarelerini aramışlardı. İngilizler bu üç Türkmen vatanseverini 25 Ekim 1920′de Türkiye′ye sürgüne göndermişlerdi. Bağdat′taki Türkmenler, 25 Ekim 1920′de kurulan Irak geçici hükümetine İngilizlerin çok istemesine rağmen -bugün hükümete katılmayı çok İsteseler de Amerikalılar istemediği için katılamıyorlar “Türkler elbet biri gün ırak′a geri dönecek” diyerek katılmamışlardı. Hatta Irak′taki İngiliz yüksek sorumlusu Cox, Irak tahtına Prens Faysalla birlikte bir Türk prensin de aday gösterileceğini bu ikisinden birinin kral seçileceğini İlan etmiş, fakat Türkmenler Türk bile olsa İngiliz kuklası bir kralı kabul etmeyeceklerini açıklayınca l proje rafa kaldırılmış, Faysal kral seçilmişti.

Parola Öldü
Musul′da ise şehrin yönetimi 1923′e kadar Musullu bir Türk olan Reşid Hoca′run elinde kaldı. Bu tarihte Bağdat′taki yeni yönetim bir Arap ırkçısı olan Cafer el Askeri′yİ Musul′a İdareci olarak tayin etti. Musul′dan kaçan Türkmen yönetici ve ileri gelenlerden bir kısmı Türkiye′ye sığındı. Hatta bunlardan bazıları TBMM′ye müracaat ederek Musul milletvekili olarak tescil edilmelerini İstediler, Ancak bunlara yönelik suçlamalar ve yolsuzluk iddiaları yanında Lozan′daki vetireden dolayı bu talep Ankara′da kabul edilmedi. Ancak, bunlar da Diyarbakır′da Cafer Tayyar Paşa başkanlığında “Musul′u Kurtarma Komisyonu” adlı bir teşkilat kurarak mücadele karan verdiler. Basra′da “Şattu′l Arap” adlı dergiyi finanse eden Mehmed Emin Başayan, Türkiye′ye açıkça destek veriyordu. Kerkük′te ise Kral Faysal′ın kral ilan edildiği sözde halk oylaması protesto edilmişti. 23 Temmuz 1921′de Irak kralı seçilen Faysal′ı protesto için bir bildiri yayımlayan Kerküklüler Yunanlılara karşı kazanılan zafer sebebiyle şehirde coşkulu kutlamalar yapıyorlar, bu da İngilizlere karşı protestoya dönüşüyordu. Ne var ki, 1924′te İngilizlerle yapılan Ankara Antlaşması Irak′taki Türk taraftarlığının da bir anlamda sonu olmuştur.Alıntı 03.07.2010

https://www.tarihtendersler.com