Yumuşama Dönemi Türk Dış Siyaseti

Yumuşama Dönemi Türk Dış Siyaseti

H.TÜRK DIŞ POLİTİKASI
ABD İLİŞKİLERİ
II.Dünya Savaşı sonrasında 1960 yılına kadar olan dönemdeki ilişkiler sorunsuz şekilde sürdürülmüş, ciddi bir anlaşmazlık yaşanmamıştır. Bu dönemde ABD, Türk dış politikasının en kuvvetli dayanağı durumundadır.

İlişkiler Geriliyor…
1960-1980 dönemi Türk-ABD ilişkilerinde sarsıntılar ve krizler dönemidir. Kıbrıs sorununa bağlı olarak ortaya çıkan “Johnson Mektubu” ve “Silah Ambargosu” ilişkilere darbe vuran gelişmelerdir. Bu iki olay Türk dış politikasında önemli değişikliklerine yol açmış, Türkiye′nin Sovyetlerle olan ilişkilerini yeniden gözden geçirmesine neden olmuştur.
ABD, ilişkilerin gerginleşmesi üzerine Türkiye′de 30.000 olan personel sayısını 7.000′e indirdi. Amerikalı askerlerin halk arasında üniforma ile dolaşması yasaklandı.
Bunda Türk üniversitelerinde güçlenen sol akımlar ve Amerikalılara yönelmeye başlayan terör olayları rol oynamıştır.
Türkiye′nin haşhaş ekimi yasağını Temmuz 1974′de kaldırması da ABD tarafından tepki ile karşılandı. Türk hükümetinin gerekli tedbirlerinin alınacağı garantisini vermesine karşın Türkiye′ye silah ambargosu uygulanması gündeme getirildi.
ABD, Türkiye′de 12 Eylül 1980′de gerçekleşen darbeyi ise memnuniyetle karşılamıştır. 1980 Kasımında Amerika′da Başkanlık seçimini Reagan′ın kazanması Türkiye ile ABD arasında yeni bir yakınlaşma dönemi başlattı.

TÜRK  SOVYET İLİŞKİLERİ
©      1961′den 1964 Kıbrıs krizine kadar olan dönemde, Türk-Sovyet ilişkileri belirli bir çizgide ve önemli bir gelişme göstermeksizin devam etmiş, Kıbrıs meselesi, Türk-Sovyet ilişkilerinde yeni bir dönem başlatmıştır. SSCB, Kıbrıs sorunu boyunca Rumları desteklemiş, Türkiye′nin Kıbrıs′a müdahalesinin karşısına çıkmıştır.
©      Türkiye′nin adayı kontrol altına alması halinde, Kıbrıs′ın bir NATO üssü haline geleceğini düşünen Sovyet yönetimi, sorunu Kıbrıs′taki Türk ve Rumların kendilerinin çözmesi gerektiğini ileri sürüyordu.
©      Türk Dışişleri Bakanı Feridun Erkin′in Ekim 1964′teki Moskova ziyareti ile Türk-Sovyet ilişkileri ivme kazandı. 1965′te iktidara gelen Adalet Partisi hükümeti sırasında Sovyet yönetimi ile yapılan anlaşmalarla İskenderun Demir Çelik, İzmir Aliağa Rafinerisi, Seydişehir Alüminyum gibi tesislerin yapımına başlandı.
©      1970′li yıllarda Türk-Sovyet ilişkileri yeniden soğumaya başladı. Türkiye′de terör ortamında Sovyet basın ve yayın organlarında Türkiye aleyhine yayınlar yapıldı. Sovyet yönetimi 1974 Kıbrıs Harekatı sonrasında Türk askerinin adadan çekilmesini istedi. SSCB 1975′te Türkiye′ye uygulanan silah ambargosunu destekledi ve ambargonun kaldırılmasına karşı çıktı.

1.TÜRK YUNAN İLİŞKİLERİ«   Türk-Yunan ilişkileri 1950′li yıllardan itibaren Kıbrıs meselesi ile gerginleşmeye başlamış, gerginlik 1974 Kıbrıs buhranı ile zirveye çıkmıştır. Zaman içinde bu soruna bir de Ege Sorunu eklendi.

a.Kıbrıs Meselesi
Kıbrıs Sorunu ve Rumların Enosis Çabası
Kıbrıs′ta yaşanan sorunlar temelde Kıbrıs Rumlarının Enosis′i gerçekleştirmeye çalışmalarından kaynaklanmıştır. Enosis, Kıbrıs′ı bütünüyle bir Yunan toprağı haline getirme projesidir.
Kıbrıs Rumları Kıbrıs′ta kabul edilen 1960 Anayasası′nın Türklere tanıdığı hakları bir türlü kabullenemedi. Kıbrıs Cumhurbaşkanı Makarios çeşitli konuşmalarda, Enosis′i bir gün mutlaka gerçekleştireceklerini ifade ediyordu. Rum idareciler Türklerin haklarını çiğnemeye ve anayasayı ihlale başladı.
Anayasada değişiklik isteyen Makarios, Kasım 1962′de Ankara′yı ziyaret etti. Türk hükümeti değişiklik tekliflerini reddetti. Rumların Türklere saldırmaya başlamaları ile 1963 yılında Kıbrıs′ta gerginlik arttı.

Rumlar Uzlaşmaya Yanaşmıyor…
Rumlar Lefkoşa′da 24 Aralık 1963 günü Türklere saldırarak 24 Türkü öldürdü. Türk jetleri 25 Aralık günü Lefkoşe üzerinde uyarı uçuşu yaptı. 650 kişilik Türk birliği karargahından çıkarak Lefkoşa′nın Türk kesimini koruma altına aldı.
İngiltere′nin teklifi üzerine 15 Ocak 1964′de Londra′da sonuçsuz bir konferans toplandı. Kıbrıs′a 10.000 kişilik bir NATO kuvvetinin gönderilmesi planı Makarios tarafından reddedildi. Rumların Türklere saldırıları sürünce Türk hükümeti, TBMM′den Kıbrıs′a müdahale yetkisi aldı. Bu gelişme üzerine adaya acilen bir BM Barış Gücü gönderildi.

“Johnson Mektubu” ve Türkiye′nin Büyük Hayal Kırıklığı
Bu gelişmeler karşısında Türkiye Kıbrıs′a müdahale kararı aldı. Fakat 5 Haziran 1964′te “Johnson Mektubu” olayı ortaya çıktı. Türk müdahalesini önlemek isteyen ABD Başkanı Johnson Başbakan İsmet İnönü′ye 5 Haziran günü, tehdit dolu bir mektup gönderdi.

Başkan Johnson mektubunda şu noktaları belirtiyordu:
♦         Türkiye, Garanti Antlaşması′nı tam işletmeden adaya müdahale kararı almıştır. Türkiye henüz müdahale hakkını kullanamaz.
♦         Türkiye Kıbrıs′a yapacağı askeri bir müdahale ile kendisini SSCB ile bir çatışma durumuna sokabilir. Türkiye, NATO′ya danışmadan böyle bir harekete girişirse NATO′nun Türkiye′yi savunma yükümlülüğü olmayacaktır.
♦         Mevcut antlaşmalara göre Türkiye, ABD′nin vermiş olduğu silahları Kıbrıs′a müdahalede kullanamaz.
5 Haziran 1964 tarihli Johnson Mektubu, Türkiye′de Amerika′ya güveni sarsmış ve etkileri sonraki yıllarda da sürmüştür.

Türkiye, Johnson Mektubu′na Cevap Veriyor…
İnönü Johnson′a 13 Haziran′da bir cevap verdi. Oldukça yumuşak bir ifadeyle kaleme alınan bu cevapta şu hususlar belirtiliyordu:

1.         Mektubun yazılış tarzı ve içeriği Türkiye için hayal kırıcı olmuştur. Türkiye işin başından beri ABD ile danışma halinde bulunmuştur.
2.         Kıbrıs Rumları silahlanarak yasa dışı faaliyetlere girişmiş, Yunanistan tarafından desteklenmiş, Türkiye′nin uyarılarına rağmen ABD bir şey yapmamıştır.
3.         Antlaşmalardan doğan zorunluluklarını, yükümlülüklerini istediği zaman reddeden devletler arasında bir ittifaktan söz edilemez.
4.         NATO′nun bünyesi saldırganın  iddialarına kapılacak kadar zayıf ise, hakikaten tedaviye muhtaç demektir.
İnönü, Başkan Johnson′un daveti üzerine 21 Haziran′da ABD′ye gitti. Johnson mektubun kötü etkisini silmek için İnönü′ye kendi özel uçağını tahsis etmiştir.
Johnson Mektubu Türk-Sovyet münasebetlerini yeni ve farklı bir gelişme dönemine sokmuş, Türkiye′ye SSCB ile devamlı bir gerginlik içinde olmanın gereksizliğini göstermiştir

Türk Jetleri Rum Mevzilerini Bombalıyor…
«   Ağustos başında Rumlar Kıbrıs′ın Erenköy bölgesinde Türklere karşı bir katliam hareketine girişti. Türk jetleri 8 Ağustos 1964′te Rum mevzilerini bombaladı. Türkiye′nin müdahalesi üzerine Makarios, Suriye, Mısır ve Sovyet Rusya′dan yardım istedi. SSCB askeri harekatın durdurulmasını istedi.

1967 Kıbrıs Bunalımı
«   1965′te Türk Yunan görüşmeleri Yunanistan′ın iç istikrarsızlığı nedeniyle başarılı olamadı. Nisan 1967′te Yunanistan′da bir askeri darbe gerçekleşti. Yunan cuntasının daha önceki Yunan hükümetlerinden farkı Enosis′i pazarlıkla gerçekleştirmek istemesidir.
«   TBMM 16 Kasım′da Türk Hükümeti′ne savaş ilanı yetkisi vererek Kıbrıs′a müdahale için yeşil ışık yaktı. Büyük bir çıkarma birliği hazırlandı ve donanma İskenderun′da toplandı. 17 Kasım′da dost ve müttefik hükümetlere çıkarma yapma niyeti bildirildi. Türk düşmanı Grivas′ın adadan çıkarılması ve Yunan askerinin adadan çekilmesi istendi.
«   Yunanistan Kıbrıs′a gönderdiği bütün kuvvetleri geri çekeceğini ilan etti. Buna karşılık Türkiye′de savaş hazırlıklarını durduracağını bildirdi. 29 Aralık 1967′de Kıbrıs Türkleri tarafından Kıbrıs Geçici Türk Yönetimi kuruldu. Rumların saldırılarından kaçan Türkler belirli bölgelerde toplu yaşamaya başladı.

1974 KIBRIS BUNALIMI ve KIBRIS HAREKATI
1968′de başlayan toplumlararası görüşmelerde 1974 yılına kadar hiçbir ilerleme sağlanamadı. Türkiye′de 1973 seçimleri sonrasında Bülent Ecevit başkanlığında CHP-MSP koalisyonu kuruldu.
Kıbrıs buhranı, Türkiye′nin Arap dünyası ile ilişkilerinde bir dönüm noktası olmuş, 1965′de BM′de Kıbrıs meselesi tartışılırken Arap ülkelerinden destek alınamamıştır. 1965 seçimlerinde tek başına iktidara gelen Adalet Partisi, Arap ülkeleriyle ilişkilere özel bir önem vermiştir.
Bu arada Yunan hükümeti Kıbrıs′ın Yunan topraklarına katılmasının önünde artık engel olarak gördüğü Makarios′u düşürmeye karar verdi. 15 Temmuz 1974′te EOKA′cı Nikos Sampson′un liderliğini yaptığı bir darbe ile Makarios yönetimden uzaklaştırıldı. Kıbrıs Helen Cumhuriyeti ilan edildi. 1974 Kıbrıs Bunalımı böyle başladı. Türkiye, İngiltere ve ABD Kıbrıs′taki yeni idareyi tanımadı.

Türk Askeri Kıbrıs′a Çıkıyor…       
©      İngiltere ile beraber Kıbrıs′a müdahale etmek isteyen Başbakan Bülent Ecevit 1 7 Temmuz′da Londra′ya gitti. Ancak bir sonuç alamadı. Başbakan Ecevit′in Türkiye′ye dönüşünden bir gün sonra, yani 20 Temmuz 1974 sabahı TSK Girne bölgesinden Kıbrıs′a çıkarma yapmaya başladı.
©      Türk birlikleri, hava desteğiyle Girne′ye ve Lefkoşa yakınlarına indirme harekatı gerçekleştirdi. Rum ve Yunan kuvvetleriyle şiddetli çarpışmalar oldu. 22 Temmuz akşamı ateşkes yürürlüğe girdiğinde Türk kuvvetleri Girne-Lefkoşe yolunu kontrol altına almışlardı. Kıbrıs Harekatı′nın bu ilk aşamasının ardından Türkiye 40.000 kişilik bir güç ve 300 tank göndermiştir.
©      Kıbrıs Harekatı ile birlikte Türk-Yunan ilişkileri gerginleşmiş, iki ülke arasında savaş atmosferi oluşmuştur. BM′nin çağrısına uyan Türkiye, 22 Temmuzda ateşkes ilan etti. Yunan hükümeti istifa etti. Kıbrıs′ta da Sampson′un yerini Glafkos Klerides aldı.
©      Rum ve Yunan kuvvetlerinin Türk bölgeleri etrafındaki kuşatmayı kaldırmaması üzerine TSK 14 Ağustos′ta Kıbrıs Harekatı′nın ikinci aşamasını başlattı. İki gün süren harekat ile adanın % 38′i Türk askeri tarafından ele geçirildi. Harekata en büyük tepki SSCB ve ABD′den gelmiştir.

Harekat Sonrası Gelişmeler
Türkiye′nin Kıbrıs Harekatı′nda Amerikan silahlarını kullanmış olması, ABD′de tepki ile karşılandı. ABD Kongresi, Aralık 1974′te Türkiye′ye silah ambargosu kararı aldı. Silah ambargosuna Türkiye′nin cevabı 13 Şubat 1975′de Kıbrıs Türk Federe Devleti′nin kuruluşu olmuştur.
Türkiye, Haziran 1975′te Türkiye′de bulunan Amerikan üslerinin statüsünü yeniden gözden geçireceğini bildirdi. 1969 tarihli Savunma İşbirliği Anlaşması′nı yürürlükten kaldırdı. Türkiye′deki bütün Amerikan tesisleri TSK′nın “kontrol ve gözetimi” altına alındı. ABD yönetimi 26 Eylül 1978′de silah ambargosunu kaldırdı.

Yunanistan NATO′ya Dönüş Kararı Alıyor…
Haziran 1977′de NATO′nun askeri kanadına yeniden üye olmak için başvuran Yunanistan, bu başvurusuna Türkiye tehdidini neden olarak gösteriyordu. Yunanlılar Ege Denizindeki hava kontrol sahasının 1974′den önce olduğu gibi Yunanistan′a ait olmasını istiyordu.
Yunanistan′ın NATO′ya dönmesini veto eden Türkiye, Ege kontrol sahasının Türkiye ile Yunanistan arasında bölüşülmesini istedi. ABD′nin alternatif teklifler getirmesi sonrasında Türkiye vetosunu geri çekti ve Yunanistan Ekim 1980′de NATO′nun askeri kanadına döndü.
Yunanistan′ın NATO′ya dönmesi ve Ege hava kontrol sahası meselesinin çözümünün iki ülke arasında bir yumuşama oluşturması beklenirken, 1981 seçimlerinde Yunanistan′da Papandreu′nun başbakanlığı ile birlikte, Türk Yunan ilişkilerinde yeni bir gerginlik dönemi başladı.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Kuruluyor…
«    Türkiye′nin Kıbrıs sorununa bir çözüm bulabilmek için 1974 yılından beri sürdürdüğü çabalar Rumların uzlaşmaz tutumu nedeniyle bir sonuca varamamıştır. Sorunun Rumlar tarafından sürüncemede bırakılması Kıbrıs Türklerini bağımsızlık ilanına götürmüştür.
«    15 Kasım 1983′te bağımsızlık kararı alınarak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kuruldu. Böylece 13 Şubat 1975 tarihinden beri varlığını sürdüren Kıbrıs Türk Federe Devleti yerine KKTC kurulmuş oldu. KKTC′yi ilk tanıyan devlet Türkiye′dir. Sonra da Bangladeş tanıdı.
«    Yunanistan, Kıbrıs Rum yönetimi, ABD, İngiltere, Fransa ve SSCB başta olmak üzere çeşitli ülkeler bağımsızlık kararına tepki gösterdi. BM′de bağımsızlığı kınayan, geri alınmasını isteyen ve adada Kıbrıs Cumhuriyeti dışında başka hiçbir hükümeti tanımamaya çağıran bir karar tasarısı kabul edildi.

b.Ege Adaları Meselesi
Türk-Yunan ilişkilerini 1974 yılından itibaren olumsuz etkileyen diğer bir anlaşmazlık da Ege Denizi sorunudur. Bu sorun Yunanistan′ın Ege′nin bütününe egemen olmak amacından doğmuştur.
Yunanistan Lozan Antlaşması kararıyla Ege Denizi′ndeki Bozcaada, Gökçeada, Meis ile Oniki Ada dışında kalan diğer adalara yerleşmişti. İtalya′nın egemenliği altında bulunan Oniki Ada ve Meis′i ele geçirmek için de çalışmaya başladı.
II.Dünya Savaşı sonunda İtalya teslim olunca Oniki Ada temsilcileri Yunanistan ile birleşmek istediklerini açıkladı. Ancak Oniki Ada Alman egemenliğine geçmişti. Savaştan sonra Oniki Ada′yı terk eden Almanlar Türkiye′yi adaları almaya çağırdı. Türkiye bu davete olumlu yaklaşmayınca İngilizler Oniki Ada′yı ele geçirdi.
Yunanistan, Oniki Ada′nın kendisine verilmesi için İngiltere′ye başvurmuş, böylece Oniki Ada fiilen Yunanistan′ın eline geçmiştir.
10 Şubat 1947 Paris′te Antlaşması ile Meis ve Oniki Ada Yunanistan′a verildi. Ancak Yunanistan′ın Oniki Ada′da askeri üs kuramayacağı, asker ve silah bulunduramayacağı kararlaştırıldı.

Yunanistan′ın Adaları Silahlandırma Çabaları
Yunanistan 1964 Kıbrıs bunalımından itibaren Ege Denizi′nde Türkiye kıyılarına yakın adaları silahlandırmaya başladı. Türkiye bu konuda Yunanistan yönetimini uyarmış ve duruma seyirci kalmayacağını açıklamıştır.

Kıta Sahanlığı Sorunu
©      Yunanistan 1961′den itibaren Ege Denizi′nde petrol aramak isteyen şirketlere arama ruhsatı verme yoluna gitmiştir. 1970′lere gelindiğinde Yunanlılar tarafından verilen ruhsatlar Türk kıta sahanlığını da kapsamıştır. Yunanistan deniz sınırlarını kendisine göre belirlemeye çalışmıştır.
©      Türkiye, sorunu çözmek için Yunanistan′a öneriler yapmış, cevap alamaması üzerine Ege Denizi′nde kendi kıta sahanlığında petrol ve doğal gaz aramak üzere Mayıs 1974′te “Çandarlı” gemisini Ege′ye göndermiştir.
©      1976′da Ege kıta sahanlığı konusu yeniden gündeme geldi. Türkiye′nin kararlı tutumuyla Ege Denizi′nde statünün Yunanistan lehine değiştirilemeyeceği fiilen ortaya koyuldu.

Ege Hava Sahası (FIR Hattı) Sorunu
1950 yılına kadar, Türkiye′nin doğu sınırları ile İtalya′nın doğusu arasındaki hava sahası Türkiye′nin kontrolü altındaydı. Fakat 1950′de İstanbul′da yapılan Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü toplantısında, Ege Denizi′nin ikiye bölünmesi ve uçuş bilgi bölgesi hattının doğusunun İstanbul′a, batısının Atina′ya ait olması önerilmişti.
Ancak, Türkiye′nin konuyu önemsememesi üzerine Ege Denizi üzerindeki hava sahasının bütününün kontrolü Yunanistan′a bırakıldı.
Yunanistan Kıbrıs Barış Harekâtı′ndan sonra Ege semalarını uluslararası hava trafiğine ve Türk sivil ve askeri uçaklarına kapattı. Bu girişim Türkiye′nin Ege′deki haklarını zedelediği gibi iki ülke arasında yeni bir soruna yol açtı.

Karasularının 12 Mile Çıkarılması Sorunu
Lozan Antlaşması′nda Ege Denizi′nde karasuları genişliği 3 mil olarak kabul edilmişti. 1936′da Yunanistan, 1964′te de Türkiye bu genişliği 6 mile çıkardı. Zaman içinde Yunanistan kendi karasularını 12 mile çıkaracağını belirtmiş, bu da Türkiye tarafından tepkiyle karşılanmıştır.
Türkiye, Yunanistan′ın karasularını 6 milin üzerine çıkarmasını hiçbir zaman kabul etmeyeceğini ilan etmiş, bunu savaş nedeni sayacağını 1976′da açıklamıştır.

2.TÜRKİYE VE ORTA DOĞU İLİŞKİLERİ
Türkiye ile Orta Doğu ilişkilerinde Türkiye′nin NATO üyeliği, Kıbrıs, petrol, İsrail konuları belirleyici unsurlar olmuştur. Türkiye′nin Orta Doğu ülkeleri ile ilişkilerinde üç ayrı dönemden söz edilebilir.

1.         1950-1960 arası dönem
2.         1964-1973 arası dönem
3.         1973 ve sonrası

1950-1960 Arası Dönem
«     
Türkiye′nin Orta Doğu ülkeleri ile olan ilişkileri 19551960 yılları arasında olumsuz bir süreç yaşamıştır. Bu dönemde Türkiye, Sovyet tehdidine karşı NATO′ya girmiş ve Sovyet Rusya′nın Orta Doğu′da Arap ülkelerini etkisi altına alması Türkiye′yi endişelendirmiştir. Bu gelişme Türkiye′nin Arap ülkeleri ile diyalog kurmasını zorlaştırmıştır.

1964-1973 Arası Dönem«   1964 Kıbrıs buhranından 1973 petrol krizine kadar olan dönemde ise Türkiye Orta Doğu′ya ve Arap ülkelerine yakınlaşma politikasına yöneldi. 1973 petrol krizinden sonraki dönemde Arap dünyası Türkiye′nin dış politikasında temel unsurlardan biri haline geldi.
«   Türk hükümeti 1967 Arap-İsrail Savaşı′nda, ABD′nin İsrail′e yardım ederken Türkiye′deki üsleri kullanamayacağını açıkladı. Ayrıca İsrail′e karşı savaşan Mısır, Ürdün ve Suriye′ye yiyecek ve giyecek yardımı yaptı. BM′de Arap ülkelerini destekleyen bir politika benimsedi.
«   1969′da yaşanan Mescidi Aksa yangını ve bu olayın ardından toplanan İslam Zirve Konferansı, Türkiye′nin İslam dünyasına yaklaşmasına ortam hazırladı. Mescidi Aksa′nın kundaklanmasına büyük tepki gösteren Türkiye, Eylül 1969′da Fas′ta yapılan İslam Zirve Konferansı′na Dışişleri Bakanı düzeyinde katıldı.
«   1969-1973 arası dönemde Türkiye′nin aktif bir Orta Doğu politikası olmadı. 1973 Arap-İsrail Savaşı sonrasında Filistinlilerin devlet kurma haklan Türkiye tarafından kabul edildi.

1973 Sonrası Dönem
« 1973 Petrol krizi, Türkiye′yi Orta Doğu ülkelerine daha fazla yaklaştırmıştır. Bunda petrol fiyatlarının hızla artması, Türkiye′nin kredili petrol alımı meselesiyle karşı karşıya kalması etkili oldu. Türkiye petrol faturasını karşılayamaz hale gelmişti.
« 1978′de imzalanan ve bütün Arap dünyasında tepkilerle karşılanan Camp David Antlaşması Türkiye tarafından da reddedildi. Türk Hükümeti İsrail′in 1980′de Kudüs şehrini “ebedi ve değişmez başkent” yapma kararını tanımadığını ilan etti. Tel Aviv′deki elçiliklerin Kudüs′e taşınması isteğini geri çevirdi.
« 1956′da İsrail′in Mısır′a saldırısı üzerine büyükelçisini geri çeken Türkiye, Kasım 1980′de İsrail ile diplomatik ilişkilerini ikinci katip seviyesine indirdi, Ayrıca 1981′de İsrail′in Golan Tepelerini ilhak kararını protesto ederek tanımadı.

3.ERMEİ İDDİALARI

ASALA Nedir?
©      ASALA, 20 Ocak 1975 Lübnan′da kurulmuş Ermeni Hınçak Partisi yanlısı sosyalist bir terör örgütüdür. Örgüt adını ilk defa Ocak 1975′de Beyrut′taki Dünya Kiliseler Birliği Bürosu′na yaptığı bombalı saldırı ile duyurdu.
©      ASALA düşman olarak gördüğü Türkiye ve müttefiklerine karşı silahlı mücadele edeceğini ilan etmiş, Ermeni davasının ancak bu şekilde çözümlenebileceğini savunmuştur. Uluslararası terör örgütleri ile yakın işbirliği içinde olmuş, kendisini uluslararası devrim hareketinin bir parçası olarak tanımlamıştır.

ASALA′nın Amacı Ne?
♦          Sözde Ermeni soykırımının Türk Devleti′nce kabul edilmesini sağlamak,
♦          Türkiye′yi sözde soykırım nedeni ile tazminat ödemeye zorlamak,
♦          Türkiye′nin Doğu ve Güneydoğu Anadolu topraklarının yasal sahibi olarak gördükleri Ermenilere iadesini sağlamak ve bu şekilde bu bölgede bağımsız bir Ermeni devleti kurmak
©      ASALA terör örgütü, bu amaçlarına ulaşabilmek için Türk Devleti′nin diplomatik temsilcilerine yönelik silahlı saldırılar gerçekleştirmeye başlamıştır. Örgütün bu yöndeki saldırıları en çok Fransa′da gerçekleştirilmiştir.

Ermeniler Sözde Soykırım Kartını Oynuyor…
Ermenilerce sürekli gündeme getirilen soykırım iddiaları TürkiyeErmenistan ilişkilerinin normalleşmesini engellemiştir. Bu arada bazı üçüncü ülkelerin Ermeni lobilerinin etkisinde kalarak Ermeni meselesinde Türkiye′yi suçlayıcı bazı girişimlerde bulunduğu görülmektedir.
Türkiye, 2008 AGİT Zirvesi′nde Ermenistan′ın bir kez daha soykırım iddialarını gündeme getirmesi nedeniyle, Ermenistan′a tarafsız ülkelerden tarihçilerin de katılımıyla ortak bir komisyon oluşturulmasını önermiştir. Öneride tarafların arşivlerini tüm araştırmacılara açmaları şartı da yer alıyordu. Öneri Ermenistan tarafından reddedilmiştir.

Ermenistan ile Yeni Bir Dönem
Ermenistan Devlet Başkanı Serj Serkisyan′ın, Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül′ü Eylül 2008′de yapılan Ermenistan-Türkiye Dünya Kupası Eleme Maçı′na davet etmesi, Gül′ün de bu daveti kabul etmesi Türk-Ermeni ilişkilerinde yeni bir dönem başlatmıştır.

tarihtendersler.com