Soğuk Savaş Dönemi Türkiye

Soğuk Savaş Dönemi Türkiye

E.SOĞUK SAVAŞ DÖNEMİNDE TÜRKİYE
1.SOĞUK SAVAŞ DÖNEMİNDE TÜRK DIŞ POLİTİKASI
–      Türkiye, II. Dünya Savaşı sonunda galip devletlerin yanında yer almış, buna karşın savaştan hemen sonra önemli sorunlarla karşı karşıya kalmıştır.
       Bu dönemde toprak bütünlüğünü güvence altına almak Türk dış politikasının esasını oluşturdu. Türkiye, bu amaçla bazı ittifakların kuruluşunda aktif rol aldı. 1954′ten sonra Türkiye′yi meşgul eden temel konular, Kıbrıs ve Türk Yunan ilişkileridir. 1974′ten sonra ise Ege Denizi sorunu ortaya çıkmıştır.

TÜRKİYE  SOVYETLER BİRLİĞİ İLİŞKİLERİ
«   Sovyet yönetimi daha II.Dünya Savaşı′nın başında Türkiye′den Boğazlar statüsünde değişiklik yapılmasını istemişti. Türkiye tarafından reddedilen bu istekler Rusya′nın yayılma politikalarının habercisiydi. Türkiye, bu nedenle II. Dünya Savaşı′nda Batı Avrupa devletlerinin yanında yer aldı. Ancak, Sovyetlerin Türkiye′den istekleri son bulmadı. Sovyet yönetimi şu isteklerde bulunuyordu:
♦          Türk Sovyet sınırında, Sovyetler lehine bazı düzeltmeler yapılması,
♦          Sovyetler Birliği′ne Boğazlarda deniz ve kara üsleri verilmesi,
♦          Montrö Boğazlar Sözleşmesi′nde değişiklikler yapılması
«   Türk hükümeti bu istekleri kesin bir dille reddetti. Bunun üzerine SSCB, 1945 yılının ortalarından itibaren Türkiye üzerinde ağır bir siyasi baskıya kurdu. Kars ve Ardahan′ı talep etti. Türk-Sovyet ilişkilerindeki bu gerginlik nedeniyle Türkiye, dengeyi sağlayabilmek üzere ABD′ye yaklaşmaya başladı.

TÜRKİYE  ABD İLİŞKİLERİ
Türkiye, Şubat 1945′te Almanya ve Japonya′ya savaş ilan ederek Müttefiklerin yanında yer almıştı. Bunun üzerine Nisan 1944′te kesilmiş olan Amerikan askeri yardımı yeniden başladı.
Ağustos 1946′da Sovyetler Birliği′ne bir nota veren ABD, Boğazların savunmasında sadece Türkiye′nin sorumlu olmasından yana olduğunu bildirdi. Arkasından da Akdeniz′e donanmasını gönderdi. 1947′de Truman Doktrini ilan edildi. ABD Kongresi Türkiye′ye Yardım Kanunu′nu kabul etti. Marshall Planı ile yapılan yardımın miktarı çoğaltıldı.
1948′de ABD ile Türkiye arasında “Ekonomik İşbirliği Anlaşması” imzalandı. ABD ile ilişkilerin bu şekilde gelişmeye başlamasından bir süre sonra Türkiye NATO′ya ve Avrupa Konseyi′ne üye oldu ve Kore Savaşı′na katıldı.

a.Türkiye’nin Avrupa Konseyine Girişi
Avrupa Konseyi, II. Dünya Savaşı′ndan sonra SSCB tehlikesine karşı Brüksel Anlaşması ile 1949′da kurulmuştu. Başlangıçta Türkiye′yi üyeliğe almayan Avrupa Konseyi, 8 Ağustos 1949′da Türkiye, Yunanistan ve İzlanda′nın üyeliğe davet edilmesine karar verdi.
Türkiye, bu üyelikle birlikte dünya dengelerinin yeniden oluştuğu II. Dünya Savaşı sonrası dönemde, Sovyet tehdidi karşısında Batı ile ilişkilerini daha geliştirmiş ve Batı Bloku içerisinde yerini almıştır.

b.Türkiye’nin NATO’ya Girişi
Türkiye, kurulduğundan beri NATO′ya katılmaya çalışmış, ancak SSCB′nin tepki göstereceğinden çekinen İngiltere bu girişime karşı çıkmıştır. Haziran 1950′de Kore Savaşı′nın patlak vermesi planları değiştirdi. Türk hükümetinin Kore′ye asker göndermesi ve Türk birliklerinin buradaki başarıları Türkiye′nin NATO üyeliğine yapılan itirazları giderdi.
Bu arada Sovyet Rusya′ya yakın üslere gerek olduğu için Türkiye′nin NATO′ya alınması konusu önem kazandı. Eylül 1951′de Türkiye ile Yunanistan′ın NATO′ya üye olarak davet edilmesine karar verildi. TBMM 18 Şubat 1952′de Kuzey Atlantik Antlaşması′nı onayladı. Bu şekilde Türkiye NATO′ya üye olarak Sovyet tehdidine karşı Batı savunma sistemindeki yerini aldı.

c.Balkan Paktının Kurulması
©      NATO′ya üyeliğin ardından Türkiye, Orta Doğu ve Balkanlarda daha aktif bir dış politika izlemeye ve güvenlik sisteminin güçlendirilmesi için çaba harcamaya başladı. Balkan Paktı, bu çalışmaların bir sonucudur.

Balkan Paktı Neden Kuruldu?
       II. Dünya Savaşı′nı izleyen yıllarda Balkanlardaki Sovyet etkinliği, Türkiye ve Yunanistan′ı endişeye düşürdü. Ayrıca Türkiye′nin NATO′ya katılması, Sovyet baskısını daha da artırdı. Yugoslavya 1948′de Sovyetlerden uzaklaştıktan sonra Batı′ya yöneldi. Bulgaristan, Romanya, Macaristan tarafından çevrilmiş durumda bulunan Yugoslavya, Türkiye ve Yunanistan ile işbirliğine gitti.
Bulgaristan ve Arnavutluk ile ilişkileri kötü olan Yunanistan da, Türkiye ve Yugoslavya ile işbirliği yapmaktan yanaydı. Diğer bir deyişle SSCB ve ona yakın Balkan devletlerinin izledikleri politikalar Türkiye, Yunanistan ve Yugoslavya′yı birbirine yaklaştırdı.
Türkiye, Yunanistan ve Yugoslavya arasında 28 Şubat 1953′te Balkan Paktı imzalandı. Balkan Paktı′na göre,

♦          Ekonomik ve kültürel işbirliği yapılacaktı.
♦          Sorunlar barışçı yollarla çözülecekti.
♦          Taraflar birbirlerinin çıkarlarına aykırı herhangi bir ittifaka girmeyecekti.
♦          Ortak savunma konusunda işbirliği sürdürülecekti.
Üye devletler arasındaki görüş ayrılıkları, paktın uzun ömürlü ve işlevsel olmasını engelledi. Türk Yunan gerginliği ve Yugoslavya′nın farklı politik görüşleri Balkan Paktı′nın resmen ortadan kalkmasa da, fiilen işlemez hale gelmesine yol açtı.

d.Bağdat Paktının Kurulması
1954 Ekim ayında Türkiye ile Irak, Orta Doğu′da bir güvenlik örgütü kurmaya karar verdiklerini açıkladı. Ancak bu girişim başta Mısır olmak üzere diğer Arap devletleri tarafından tepkiyle karşılandı.
24 Şubat 1955′te Bağdat Paktı olarak bilinen “Türkiye ile Irak Arasında Karşılıklı İşbirliği Antlaşması” imzalandı. Pakta göre,

♦          İki devlet birbirlerinin içişlerine karışmayacak ve aralarında meydana gelecek anlaşmazlıkları barış yoluyla çözecekti.
♦          Pakt, Arap Birliği üyesi devletlerle, bölgenin güvenliğiyle ilgili ve taraflarca tanınan her devlete açık bulunacaktır.
İngiltere 5 Nisan 1955′te Bağdat Paktı′na resmen üye oldu. Böylece Orta Doğu′daki çıkarlarını koruyacak yeni bir imkana kavuştu. Pakistan′ın 23 Eylül 1955′te katılımıyla Bağdat Paktı′nın üye sayısı dörde, İran′ın katılımıyla da beşe yükseldi.
Pakt′a üye olmayan ABD, üye devletlere askeri ve teknik yardım yapmaya devam edeceğini, ekonomik girişimleri destekleyeceğini açıkladı. Bağdat Paktı′nın kurulması,

♦          Türk  Sovyet ilişkilerini daha da gerginleştirdi.
♦          Aynı zamanda Türkiye′nin, Arap devletleriyle olan ilişkilerini olumsuz yönde etkiledi.
♦          Arap devletleri arasında savunma ve askeri amaçlı anlaşmaların yapılmasına yol açtı.
Irak, Mart 1959′da Bağdat Paktı′ndan çekildiğini açıkladı. Ağustos 1959′da Bağdat Paktı′nın adı CENTO (Merkezi Antlaşma Örgütü) olarak değiştirildi. CENTO, savunma amacıyla kurulmuş olmakla birlikte daha çok ekonomik, kültürel ve teknik işbirliğine yöneldi. Mart 1979′da Pakistan ve İran′ın da çekilmesiyle CENTO da fiilen sona erdi.

2.TÜRKİYE’DE HAYAT
a.Siyaset
Türkiye 1924 ve 1930′da iki defa çok partili demokratik yaşama geçmeyi denemiş, fakat başarısız olmuştu. 1923′ten beri iktidarı elinde bulunduran CHP, devlet ile özdeşleşmişti. Genel başkanlığını İsmet İnönü′nün yaptığı CHP, ülkeyi savaşın dışında tutmasına karşın ekonomik yıkımı engelleyemedi.
CHP′nin tek parti yönetimi boyunca sermaye belirli ellerde toplanmaya başladı. Küçük ve orta büyüklükteki çiftçi zamanla geriledi. Enflasyon ve hayat pahalılığı arttı. Çözüm adına “Varlık Vergisi” ve “Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu” çıkarıldı.
II. Dünya Savaşı bitmiş, dünyada demokrasi rüzgarları esmeye başlamıştı. Sovyet tehdidine karşı demokrasi ile yönetilen ABD ve İngiltere′ye yaklaşmanın zorunluluk olduğunu gören İsmet İnönü, Türkiye′de siyasi partilerin kurulmasına yeşil ışık yaktı.

DEMOKRAT PARTİ KURULUYOR…
TBMM′de Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu görüşülürken C. Bayar, A. Menderes, F. Köprülü ve R. Koraltan, CHP Grubu′na Dörtlü Takrir adlı bir önerge verdi. Ülke ve parti yönetiminde özgürlükçü düzenlemeler yapılmasını öngören dörtlü takrir reddedildi. CHP′den ihraç edilen Menderes, Koraltan ve Köprülü, 7 Ocak 1946′da Demokrat Parti′yi (DP) kurdu.
Programı temelde Liberalizm ve Demokrasi etrafında şekillenen Demokrat Parti, halkın büyük desteğini kazandı. CHP, Temmuz 1946′da seçim kararı aldı. 21 Temmuz 1946′da hiçbir demokratik ülkede görülmeyen bir şekilde “açık oy ve gizli tasnif” sistemi ile yapılan genel seçimleri CHP′nin kazandığını iddia edildi.
Seçimlere hile karıştırıldığını ileri sürerek büyük tepki gösteren DP′ye basın da destek verdi. 1946′da Türk Lirası′nın değerinin düşürülmesi iktidarın güç yitirmesine neden oldu. DP, 1948 ve 1949 seçimlerine katılmadı. 1950′de gizli oy, açık tasnife dayalı ve yargı denetimini kabul eden seçim yasası TBMM′de kabul edildi. Bu şartlar altında 1950 genel seçimlerine gidildi.

27 Yıllık Tek Parti İktidarı Sona Eriyor…
14 Mayıs 1950 günü yapılan seçimler Türkiye′de 27 yıllık tek parti devrini sona erdirdi. Ülkeyi 1923′ten beri tek başına idare eden CHP, iktidarı Demokrat Parti′ye devretti. Bu seçimlerde DP % 53,6 oy alarak 408 milletvekilliği kazandı. CHP % 39,4 ile 69 milletvekili elde etti.
Celal Bayar Türkiye Cumhuriyeti′nin 3. cumhurbaşkanı seçildi. Hükümeti kurmakla görevlendirilen Adnan Menderes, 19. Cumhuriyet Hükümeti′ni kurdu.

b.Ekonomi
«   II. Dünya Savaşı′nda tarafsızlık politikası izlenmesi, Türkiye′nin dış ilişkileri ile beraber ticari ilişkilerini de olumlu etkiledi. DP, iktidarının ilk yıllarında dış kredi kaynakları bulmakta zorlanmadı. Kore′ye asker gönderilmesi ve NATO′ya üye olunması, Türkiye′nin uluslararası alandaki konumunu güçlendirdi. Marshall Planı çerçevesinde elde edilen yardım ekonomik büyüme süreci başlattı. Tarımda makineleşme başladı. Karayolları yapımına hız verildi.
«   Ekonomik alanda yaşanan gelişmeler II. Dünya Savaşı yıllarının kıtlık dönemlerini hatırlayan kitlelerin DP′ye olan sempatisini artırdı. ABD ve Dünya Bankası raporları çerçevesinde hazırlanan iktisadi programlar ile liberal bir ekonomik anlayışın tüm alanlarda hakimiyetine çalışıldı. Devlete ait işletmelerin büyümesi sağlandı.
«   Kore Savaşı′na bir tugay gönderilmesi kararı sonrası 1952′de Türkiye NATO′ya girdi. Ekonomik rahatlamanın yaşandığı bu dönemde DP ile ana muhalefet partisi durumundaki CHP arasında ciddi tartışmalar yaşandı. 1953 yılında CHP′nin malları hazineye devredildi. CHP′ye yakınlığı ile bilinen Halkevleri ve Halkodaları kapatılarak mal varlıklarına el kondu. 28 Ocak 1954′te Köy, Enstitüleri, 1954′te de laiklikten uzaklaştığı gerekçesiyle Millet Partisi kapatıldı.
«   1950′lerin ilk yarısı DP iktidarının siyasal, toplumsal ve ekonomik açılardan güçlenme yılları oldu. İç ve dış faktörlerin de etkisiyle halkın DP′ye, kitlesel desteği giderek arttı. DP böyle bir ortamda gidilen 1954 seçimlerinden oylarını % 5 artırarak, Meclis′teki sandalye sayısını 503′e çıkardı. CHP ise ancak 31 milletvekilliği elde edebildi.

tarihtendersler.com