DERS NOTLARI SORULAR SUNULAR MAKALELER REHBERLİK FOTOĞRAFLAR İLETİŞİM

 

 


New Page 2

DERS NOTLARI

SORULAR

SUNULAR

MAKALELER

New Page 2

2019 Makale Arşivi

2018 Makale Arşivi

2017 Makale Arşivi

2016 Makale Arşivi

2015 Makale Arşivi

2014 Makale Arşivi

2013 Makale Arşivi

2012 Makale Arşivi

2011 Makale Arşivi

2010 Makale Arşivi

2009 Makale Arşivi

2008 Makale Arşivi

2007 Makale Arşivi

REHBERLİK

DOKÜMANLAR

SINAV SORUSU PAYLAŞIMI

FOTOĞRAFLAR

İLETİŞİM

 



 

                                                                                                                                      
   Türklerin Kayıp 150 Yılı
 Son Güncelleme: 26.02.2020    

 
Geyikli Taşlar Bölgesi Araştırması
     Türk, Fransız, Alman ve Amerikalı akademisyenlerden oluşan dört kişilik çalışma ekibi (Türkolog Mehmet Ölmez, Soğd tarihçisi Etienne de la Vaissière, İndolog-Türkolog Dieter Maue, Mongolist-Altayist Alexander Vovin) bu yılın Ağustos ayında TİKA ve Yunus Emre Enstitüsü’nün desteği, Mainz Üniversitesi’nin teknik donanım ve teknisyen katkısıyla Moğolistan’da iki haftaya yakın bir çalışma yürüttü (teknik ekip: Tobias Reich ve Jens Bingenheimer). Yazıt, bu çalışma çerçevesinde 3D teknolojisiyle, yani üç boyutlu olarak fotoğraflanmış, güneşin doğmasından batmasına dek geçen değişik sürelerde, gölgenin yer değiştirmesine bağlı olarak üç gün boyunca yerinde incelenmiştir. İkinci olarak yazıtın bulunduğu kurgan bölgesine gidilmiş, yazıtın çıkartıldığı kurgan alanı incelenmiştir. 1700 metreye yakın rakımı olan bölgede Türklerden önceki yerleşimlere ait çok sayıda kurgan bulunmaktadır.
     Ekibimiz, büyük bir otlak, ova olarak tanımlayabileceğimiz, çevresi dağlarla çevrili, eni 20, boyu 40-50 kilometreye yaklaşan alanda beşten fazla kurgan ziyaretinde bulunmuştur. Türk Kağanlığı’ndan kalma kurgan ile öteki kurganlar arasında büyük farklılıklar vardır. Türkler öncesi kurganlar etrafı yere gömülmüş taşlarla çevrili, iç içe kare şeklinde olan yapılardır. Kurgan yarığının önünde elips veya daire şeklinde taşlarla çevrili birkaç metrelik alan bulunuyor. Kurganın köşelerinde burç misali bir-iki metrekarelik taş yığınları yer alıyor. Bu kurganlar tepenin yamaçlarına serpiştirildiği gibi bir-ikisi de tam tepeye kurulmuştur. Türk Kağanlığı’ndan kalma kurgan ise ovanın tam ortasındadır. Asıl kurgan alanının çevresi ise, bugün kurgan yarığından çıkartılmış taşlarla doludur. Hemen önünde ve sağında ise uzunlamasına sıralanmış balballar bulunuyor.
     Türk kurganlarının en önemli ayırt edici yönü işte bu balballardır. Esas olarak öldürülen düşmanı temsil eden bu balballar Türklerden, kağanlardan ve kağana yakın kişilerden kalma kurgan alanlarının neredeyse tamamında görülüyorlar. Hem birinci, hem de ikinci Türk kağanlıklarından kalma kurgan yani anıt mezarlarda balbalların mutlaka bulunması dikkat çekiyor. Demek ki ilk Türk devletindeki balbal dikme geleneği, ikinci Türk devletinde de unutulmamış, sürdürülmüştür.
     Bugut Yazıtı’nın ekibimiz tarafından sürdürülen çalışmaları henüz tamamlanmamıştır. Ancak Soğdca yazıtın en yeni çevirisinden, Yoshida Yutaka’ya ait olan çevirisinden bir bölümü örnek olarak vermek istiyorum:
    “Bu ‘kanun taşı’nı Türklerin Aşinas boyundan hakanlar dikti. * * * (olmaktadır?) Muḳan Kağan’ın Yaruka (adlı) kardeşi Nivar Kağan, Urkupar-Çraçu-Maġa-Tatpar Kağan için * * * yaptığında, işte, ilahî Muḳan Kağan ile ilahî Maġa-Tatpar Kağan doğudan batıya kadar tüm dünyanın hükümdarıydı…”

1 2 3 4