DERS NOTLARI SORULAR SUNULAR MAKALELER REHBERLİK FOTOĞRAFLAR İLETİŞİM

 

 


New Page 2

DERS NOTLARI

SORULAR

SUNULAR

MAKALELER

New Page 2

2019 Makale Arşivi

2018 Makale Arşivi

2017 Makale Arşivi

2016 Makale Arşivi

2015 Makale Arşivi

2014 Makale Arşivi

2013 Makale Arşivi

2012 Makale Arşivi

2011 Makale Arşivi

2010 Makale Arşivi

2009 Makale Arşivi

2008 Makale Arşivi

2007 Makale Arşivi

REHBERLİK

DOKÜMANLAR

SINAV SORUSU PAYLAŞIMI

FOTOĞRAFLAR

İLETİŞİM



 

                                                                                                                                      
   Marco Polo’nun Destansı Yolculuğu
 Son Güncelleme: 26.02.2020    

 
Moğolistan Yolu
     Marco Polo 1254’de, Avrupa’nın gözlerini Atlantik’in batısına değil, büyük bir heyecan ve dehşetle doğuya çevirdiği bir dönemde doğmuştu. O dönemde, göçebe Moğol toplulukları Macaristan’a ulaşmıştı. Polo’nun 17 yıl sonra yapacağı büyük yolculuğuna kadar Moğol İmparatorluğu en geniş sınırlarına ulaşmıştı. Kuzeydeki parçası Altın Orda Devleti, Avrupa’nın kalbinde akan Tuna Nehri’ne kadar batıya uzanmıştı. İmparatorluğun en doğusu ise Asya’nın Pasifik kıyılarına doğru uzanıyordu.
     Dünyanın toprak bütünlüğüne sahip bilinen en büyük imparatorluğu bir grup muhalif kabileden doğmuştu. 1206’da tek hükümdar Temuçin, rakipleri üzerine bir dizi zafer kazanmasının ardından “Evrenin Hakimi” anlamına gelen Cengiz Han ismini aldı. Temuçin günümüzde Moğolistan sınırlarında kalan topraklarında eşi benzeri görülmemiş bir hakimiyetin tadını çıkarıyordu. Kalplere korku salan önderlerinin tahta çıkışıyla daha da ateşlenen kabileler sığınaklarını Moğolistan bozkırlarının ötesine taşımaya başladı.
     Önce doğuya, Kuzey ve Batı Çin krallıklarına ilerleyen kabileler topluluğu nihayetinde Pekin’e ulaşarak kenti hâkimiyet altına aldı. Pekin’den sonra, Çin ve Orta Asya boyunca her kent birer birer Moğolların hâkimiyetine girmeye başladı. Hızla ve durmadan yayılan Moğollar Rusya’nın güneyine bile ulaşmıştı.
     Cengiz Han’ın 1227’deki ölümünün ardından Moğol atlıları hem Hazar hem de Çin denizlerinin kıyılarında devriye gezmeye başladı. Sibirya’da, Tibet’te, Orta Çin ovalarında, büyük bir ticaret ve iletişim ağı olan İpek Yolu’nda, her yerde Moğollar vardı.
     1236’dan itibaren Moğollar gözlerini daha da batıya dikerek dikkatlerini Avrupa’ya verdiler. Bozgun, yağma ve saldırılarla dolu bir dizi seferin ardından günümüz Ukrayna ve Polonya’sını ele geçiren Moğollar 1240’da Kiev’i alarak sonraki yıl Krakow’a doğru ilerledi. Macaristan’ı ele geçirişleri Moğol ordusuna Avusturya yolunu açmış onlar da Viyana’nın doğusuna akın etmişti. Neyse ki burası son durakları olacaktı.
     Moğol akınlarına ve atlıların yenilmezliğine dair söylentiler tüm Avrupa boyunca yayılmıştı. Polo yolculuğuna çıktığında Moğol akınlarından sağ kalabilmiş pek çok kişi vardı. Durum böyle olsa da Cengiz Han’a karşı duyulan korku halkına karşı duyulan merakla karışmıştı. Bazı girişimci Avrupalılar Moğollarla daha fazla temas kurarak keselerini doldurabileceklerini anlamıştı.
     Avrupa’nın denizci cumhuriyeti Venedik Akdeniz’den Orta Doğu’ya uzanan büyük ticaret ağında etkin bir rol oynuyordu. Ticareti daha da doğuya genişletmeye kararlı olan Venedik doğuyu ve parayı nerede bulacağını iyi bilen tüccarlarla doluydu.  Ortaçağ boyunca İpek Yolu’nun doğudaki en önemli noktalarından biri hatta giriş kapısı olan Trabzon’a kadar seyahat ediyorlardı. Çeşit çeşit ürün Çin’den Avrupa’ya bu yol üzerinden taşınıyordu.
     Marco Polo tüccar bir aileden geliyordu. Babası Niccolo ve amcası Maffeo, Polo daha küçük bir çocukken hatırı sayılır birçok seyahat yapmıştı. Yıl 1261 olduğunda bu gözü açık tüccarlar Doğu’da yeni bağlantılar kurmak üzere Venedik’ten ayrıldı. İkili bu destansı yolculuklarının bir parçası olarak Moğol Hanı’yla tanıştı.
     Polo’ların ticari üslerinden biri de abileri Marco’nun çalıştığı yer olan Konstantinopolis’ti. Simsarları Volga Nehri’nden Buhara’ya çalışıyordu. Niccolo ve Maffeo’nun diplomatik bir ustalık sergileyerek Kubilay Han’ın devlet erkanıyla tanışıp Shangdu’daki sarayına bir gezi ayarladıkları yer de Buhara’ydı.
     Kubilay Han’la tanışmaları tarihte Doğu ve Batı’nın en büyük karşılaşmalardan biriydi. Bu iki Venedikli Moğol diyarında Batı’ya duyduğu ilgi onların doğuya duyduğu ilgiyle eş bir adamla karşılaşmıştı. Moğollarla kurdukları ilişki Venedikli kardeşlere Avrupa ve Çin arasında aracılık etme yolu açtı.
     Kardeşlerin Avrupa hakkında anlattıkları kendisinde büyük bir merak uyandıran Kubilay Han kardeşlere Avrupa’ya geri dönüp Papa’dan Moğollara Hristiyanlığı öğretecek bilgili adamlar göndermesini istedi. Poloların yurda dönüşü uzun ve zor oldu. Akka’ya ulaşıp Papa Clemens’in öldüğünü öğrendiklerinde işler daha da karmaşıklaştı. Yerine yeni bir Papa seçilmemişti.
     Kardeşler, yeni Papa’nın seçilmesini bekleyip Kubilay Han’ın sarayına geri dönüşlerini planlayacakları Venedik’e doğru devam ettiler. Bu kez Niccolo’nun oğlu Marco da onlarla gelecekti. Babasının en son 10 yıl önce gördüğü bu çocuk artık 17 yaşında genç bir erkekti.

1 2 3 4