DERS NOTLARI SORULAR SUNULAR MAKALELER REHBERLİK FOTOĞRAFLAR İLETİŞİM

 

 


New Page 2

DERS NOTLARI

SORULAR

SUNULAR

MAKALELER

New Page 2

2018 Makale Arşivi

2017 Makale Arşivi

2016 Makale Arşivi

2015 Makale Arşivi

2014 Makale Arşivi

2013 Makale Arşivi

2012 Makale Arşivi

2011 Makale Arşivi

2010 Makale Arşivi

2009 Makale Arşivi

2008 Makale Arşivi

2007 Makale Arşivi

REHBERLİK

DOKÜMANLAR

SINAV SORUSU PAYLAŞIMI

FOTOĞRAFLAR

İLETİŞİM

 

                                                                                                                                      
   Sultan Galiyev Ve Turar Rıskulov
 Son Güncelleme: 01.01.2019    

Komünist Ruslar Türkleri kandırmak için her yolu denediler. 15 Kasım 1917’deki Rusya Topluluklarının Hakları Beyannamesi bir yana; 3 Aralık 1917 tarihindeki bütün Rusya ve Doğu Müslümanlarına yapılan çağrıda; “Rus çarları ve zalimler tarafından mescitleri yıktırılan, gelenekleri parçalanan İdil ve Kırım Tatarları, Sibirya, Kırgız ve Kazakları, Kafkas ötesinin Türk, Tatar, Çerkez ve diğer dağlıları. Bundan sonra inanç ve görenekleriniz, milli kurumlarınız serbest ve dokunulmazdır. Kültürel hayatınızı hürce tesise hakkınız var”, deniyordu. 
     1918 yılı ocağında yapılan Komünist Partisi kongresinde Tatar-Başkurt Devletinin kurulması için bir görüş ortaya atıldı. Sultan Galiyev İdil-Ural’ın sosyo-ekonomik durumunu çok iyi biliyordu. Başkurtlarla, Tatar Türklerinin de akrabalıklarını göz önüne alarak, bunların birlikte yaşamaları gerektiğine inanıyordu. 23 Mart 1918’de Bolşevikler, Sovyet Sosyalist Tatar-Başkurt Cumhuriyetini kurduklarını açıkladılar. Bu karar birçok Türk’ü kandırmış ve komünistlerin yanına çekmiştir. Ama Başkurt Türkleri arasında bu ortak cumhuriyete karşı oldukça büyük bir tepki vardı. Aslında o, 1917’de ilan edilen İdil-Ural Devletinin yaşaması taraftarıydı. Galiyev bunu planlarken, Rıskulov da Turan Cumhuriyetinin teşekkülü hazırlıkları içerisindeydi. Bu sırada Stalin’in de yardımcılığına getirilen Galiyev ve diğer Bolşevik Türklerin girişimiyle Komünist Parti içinde bir Müslümanlar Bürosunun kurulması gündeme geldi. 1918 Kasımında 43 delegenin iştirakıyla, Moskova’da Müslüman komünistlerin kurultayı toplandı. Sultan Galiyev, bağımsız merkez komiteye sahip bir Müslüman Komünist Partisinin teşkili tezini ileri sürdü. Bu teklife Lenin ve Stalin tarafından şiddetle karşı çıkıldı. Stalin’in istediği üzerine kabul edilen kararda; “Müslüman komünistler, Rusya Komünist Partisinin bir bölümü olarak birleşmelidir. Şimdiye kadar mevcut olan Rusya Müslümanlarının Komünist Partisi yerine, Rusya Komünist Partisi adı yerleştirilmeli ve Müslüman Komünist Teşkilatının adı ona göre değişmelidir” deniyordu. Kurultay, “Rusya Komünist Partisi Müslüman Teşkilatları Merkez Bürosu”nu seçtikten ve başına Stalin’i geçirdikten sonra dağıldı. Ama bu esnada Galiyev’in Stalin’le de arası açılmıştı. Çünkü Gürcü Stalin gerçek yüzünü göstermiş, Türklerin asla bağımsız davranamayacaklarını vurgulamıştı. Esasında o, din aleyhtarı bir politika izlemişse de İslamiyet’in çağdaşlaşma önünde bir engel teşkil ettiği yolundaki fikirlere de karşıydı. Buna bağlı olarak İslam dininin ihtilalci vasfından yararlanma taraftarıydı. Mirseyit Sultan Galiyev ve Turar Rıskulov çok büyük düşünmelerine rağmen, diğer Türk liderlerden tam bir destek göremediler. Hepsi başka bir şekilde hareket ediyorlar, umumiyetle de muhtariyetçiler bu işe taş koyuyorlardı. Zaten bu durum Lenin ve Stalin’in de işine geldi. Çünkü komünist grup içerisinde gittikçe sivrilen bu Türkçülerin başarısızlığa uğraması ve yalnız kalmaları onları sevindiriyordu. Buna bağlı olarak faal parti çalışmalarından uzaklaştırılmak istenen Galiyev, 1920’de Doğu Emekçileri Üniversitesinin yöneticisi olmuşsa da, yeniden çevresindekilere haber yollayarak, Türk dünyasının birliği için faaliyetlere başladı. Lenin ve Stalin’in ne kadar büyük yalancı ve Rus milliyetçisi olduklarını anlamıştı. Türklere ve diğer Sovyet halklarına daha çok özgürlükler vereceklerini söyledikleri halde bu vaatlerini tutmamışlardı. Onlar, Sovyet-Rusya’nın doğusu ile batısını aynı kefeye koyuyorlar ve komünizmin özellikle batıda başarılı olmasına çalışarak, doğu ülkelerini ihmal ediyorlardı. Oysa ki Sultan Galiyev, Doğudaki sosyal yapının Batıya benzemediğini, Avrupalı işçilerin komünizme hazır olmadıklarını, bu ülkelerin kapitalistlerinin kendi ihtiyaçlarını kolonilerden karşıladıklarını, Sovyet-Rusya’nın da batısının bundan etkilendiğini, hâlbuki doğuda gerçekleşecek tam bir sosyalist yapının batıya da örnek teşkil edeceğini ve komünizmin çabuk yayılacağını ileri sürüyordu. Dolayısıyla ona göre, doğu memleketleri Batılılar için daima hammadde kaynağı olan ve sömürülen bir bölge şeklinde görülmüştür. Batının elinden bu imkânlar alındığında, ihtilalin bütün dünyayı saracağına inanıyordu. Bu arada 1920 yılı nisan-mayıs aylarında Tataristan Muhtar Cumhuriyetinin tesisi gündeme gelince, buna ilk tepki gösterenler yine Rus komünistler oldu. Onlar Lenin’e gönderdikleri mektuplarda; Tatar Türkleri arasında bir ülke yönetebilecek kadar yetişmiş kadroların olmadığını, bunlara güvenilmeyeceğini, eğer böyle bir durum zuhur ederse, Altun Orda ve Kazan Hanlığı çağına geri dönüleceğini söyleyerek, aleyhte propagandalarda da bulunuyorlardı. Bütün engellemelere rağmen Mayıs (27) 1920 sonlarında, Tataristan Muhtar Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti kurulduysa da, idare heyeti arasında sadece üç Türk vardı. Bu da Rusların eşitlik anlayışının ne manaya geldiğini çok güzel ortaya koyuyordu. Sultan Galiyev sosyalizm çalışmalarının sadece Rusya ile sınırlı kalmamasını Afganistan, İran, Türkiye, Hindistan ve özellikle bütün Müslüman ülkeleri kapsayacak bir şekilde tertiplenmesini istiyordu. Hakikatte önlerinde Türkiye gibi başarılı bir numune vardı. Batı emperyalizmine karşı başkaldıran bu gibi ülkelere destek verilmeliydi. Eğer sosyalizm gerçekleşecekse, evvela dünya halklarının hepsinin hür olması gerekirdi. Ayrıca onun, Azerbaycan’da ve Türkiye’nin doğusunda gelişen olaylara karşı Türklerin safında yer alması, Komünist Parti içerisindeki Ermenilerle birtakım şovenistleri rahatsız etti.

1 2 3