DERS NOTLARI SORULAR SUNULAR MAKALELER REHBERLİK RESİMLER İLETİŞİM

 

 


New Page 2

DERS NOTLARI

SORULAR

SUNULAR

MAKALELER

New Page 2

2017 Makale Arşivi

2016 Makale Arşivi

2015 Makale Arşivi

2014 Makale Arşivi

2013 Makale Arşivi

2012 Makale Arşivi

2011 Makale Arşivi

2010 Makale Arşivi

2009 Makale Arşivi

2008 Makale Arşivi

2007 Makale Arşivi

REHBERLİK

DOKÜMANLAR

SINAV SORUSU PAYLAŞIMI

RESİMLER

İLETİŞİM

 

 

                                                                                                                                      
   Atatürk ve Türk Tarihi
 Son Güncelleme: 01.01.2018    


Şayet, Batı medeniyeti ile beraber, bu medeniyeti meydana getiren milletlerin kültürleri de Türkiye’ye girer ve Türk kültürünü nüfuzu altına alırsa, o zaman bin bir fedakârlıklarla kazanılan siyasî istiklâlin bir işe yaramayacağını, zira kültürlerini kaybeden milletlerin er veya geç siyasî istiklâllerini de kaybedeceklerini gayet iyi biliyordu. Bunun, yeni nesillere verilecek tahsil ve terbiyenin şöyle olmasını istiyordu:“Şimdiye kadar takip olunan tahsil ve terbiye usullerinin milletimizin tarih-i tedenniyatında en mühim bir âmil olduğu kanaatindeyim. Onun için bir millî terbiye programından bahsederken eski devrin hurafatından ve evsaf-ı fıtriyetimizle hiç de münasebeti olmayan yabancı fikirlerden, şarktan ve garptan gelebilecek bilcümle tesirlerden tamamen uzak, seciye-i millîye ve tarihimizle mütenasip bir kültür kastediyorum. Çünkü dehayı millîmizin inkişaf-ı tâmmı ancak böyle bir kültürle temin olunabilir. Kültür zeminle mütenasiptir. O zemin, milletin seviyesidir.” (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, II, 16-17).Atatürk’ün 1929’da yaptığı şu konuşma ile Türk Milleti’nin ne olduğunu ve tarihinin nasıl bir seyir takip ettiğini belirten değişik ifadesine şahit oluyoruz:“Türk Milleti’nin her kişisi, bir takım farklarla ve fakat umumi surette birbirine benzer. Bazı yapılış farklarını ise tabi bulmak lazımdır. Çünkü… başka başka iklimlerin tesiri altında başka başka cinsten yerlilerce binlerce sene yaşamış, kaynaşmış bu kadar eski ve bu kadar büyük bir insan cemiyetinin bugünkü çocuklarının tamamı tamamına birbirine benzemeleri mümkün müdür? Her zaman her yerde küçük bir aile çocuklarının bile tamamen birbirine benzemeleri vaki değildir. Türk kavmini yalnız bir noktada, iklimi dar bir mıntıkada belirmiş zannetmek doğru değildir…” (Atatürkçülük, s. 7-8).Atatürk, Türkler’in ana yurdu hakkında ise şunları söyler:“Türk Milleti Asya’nın garbında ve Avrupa’nın şarkında olmak üzere kara ve deniz sınırlarıyla ayırt edilmiş, dünyaca tanınmış, büyük bir yurtta yaşar. Onun adına ‘Türkeli’derler. Türk yurdu daha çok büyüktür. Yakın ve uzak zamanlar düşünülürse Türk’e yurtluk etmemiş bir kıt’a yoktur. Bütün dünyada, Asya, Avrupa ve Afrika Türk atalarına yurt olmuştur. Bu hakikatler eski ve hususiyle yeni tarih vesikalarıyla malumdur. Fakat bugünkü Türk Milleti, varlığı için bugünkü yurdundan memnundur. Çünkü Türk, derin ve şanlı geçmişin, büyük kudretli atalarının mukaddes miraslarını bu yurtta da muhafaza edebileceğinden, o mirasları, şimdiye kadar olduğundan çok daha fazla zenginleştireceğinden emindir…” (Atatürk, Genelkurmay Askerî Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı Yayınları, Ankara, 1980, s. 537-538).Nihayet, Türk tarihini araştırma faaliyetleri için arzu ettiği zamanın geldiğini ve zeminin oluştuğunu düşünen Atatürk, harekete geçmiş ve 23 Nisan 1930’da toplanan Türk Ocakları VI. Kurultayı’nda gereken adımı atmıştır. Verdiği direktif ile Kurultay delegeleri, Türk Ocakları Kanunu’na “Türk Tarih ve Medeniyetini ilmi bir surette tetkik ve tetebbu eylemek vazifesiyle mükellef olmak üzere bir “Türk Tarih Heyeti” teşkil eder” maddesini eklemişlerdir. (A. Afet İnan Kemal Atatürk’ü Anarken Atatürk’ten Hatıralar 2 Ankara, 1955, s. 81)Atatürk, Türk Tarihi Heyeti’nin azalarından Afet Hanım ile Mehmet Tevfik, Hasan Cemil, Sadri Maksudi, Şemseddin, Vâsıf ve Yusuf Ziya beylere direktif vererek “Türk Tarihinin Ana Hatları” adlı bir eser telif ve tercüme yoluyla kısa zamanda ortaya koymalarını istemiştir. Sıkı bir çalışmadan sonra heyet mensupları, altı yüz sahife tutan bir eseri ortaya koymuşlar ve bu eser devlet matbaasında bastırılmıştır. Kitabın kapağına adı ve müellifleri yazıldıktan sonra küçük harflerle şu ilave yapılmıştır: “Türk Tarihi Heyeti’nin başka azalarının ve mevzu ile alâkalı zatların mütalâ ve tenkit nazarlarına arz olunmak üzere yalnız yüz nüsha basılmıştır.” (Türk Tarihinin Ana Hatları, İstanbul 1930)Türk tarihinin öğretilmesi ve araştırılması hakkında edindiği bu tecrübelerden sonra Atatürk, “Türk Tarihi Tedkik Cemiyeti”ni 15 Nisan 1931’de müstakil ilmi bir müessese olarak kuruluşunu ilân etmiştir. Bir müddet sonra “Türk Tarihi Tedkik Cemiyeti”, Türk Tarihi Kurumu, Türk Ocakları’nın yerini de Halkevleri almıştır. (A. Afet İnan, “Türk Tarih Kurumunun Kuruluşuna Dair”, Belleten, c. XI, sayı: 42 (1947), s. 179).Bu değişikliğin hemen arkasından Atatürk, Türk Tarih Cemiyeti etrafında toplanan tarihçilerimizden şu hususların ilmi usullerle ortay çıkarılmasını istemiştir:“Türkler bir aşiret olarak Anadolu’da imparatorluk kuramaz. Bunun başka türlü bir izahı olmak lazımdır. Tarih ilmi bunu meydana çıkarmalıdır… Acaba, Akdeniz’in kaybolmuş ve yaşamış olan eski medeniyeti ile bunu meydana çıkarmalıdır. Dünyanın muhtelif yerlerinde, bilhassa Türkiye’de otokton halk ve medeniyeti meydana getiren halk kimlerdir. Türkler’in cihan tarihinde ve medeniyet aleminde rolleri nedir? (A. Afet İnan “Atatürk ve Tarih Tezi” Belleten, C. III, Sayı 10 (1939), s. 244-245).Atatürk’ün bu suallerine açıklık getirmek için, Türk tarihçileri ile kongresini 1931 Temmuzunda akdetmiştir. Çalışmalarına başlamadan önce kongre üyelerine, “Bizim milletimiz derin bir maziye maliktir. Bu düşünce bizi elbette altı yedi yüz yıllık Osmanlı Türklüğü’nden, Selçuklu Türkleri’ne ve ondana evvel bu devirlerin her birine müsavi olan Türk devletlerine kavuşturur” (A. Taneri, “Fikir Adamı Atatürk ve Cumhuriyet”, Tercüman, 10. XI, 1983, s. 2) ve “Büyük devletler kuran ecdadımız ve büyük şümullü medeniyete sahip olmuştur. Bunu aramak, tetkik etmek, Türklüğe ve cihana bildirmek bizler için bir borçtur” diye hitap eden Atatürk, onların daha şevkle çalışmalarını sağlamıştır. (Afet İnan, Atatürk’ün Tarih Tezi, s. 245)Nihayet, kongre, yorucu ve heyecanlı çalışmalarını tamamlayarak Atatürk’ün yukarıda açıklanmasını istediği suallerine gereken cevaplan bularak büyük öndere takdim etmiştir.

1 2 3