DERS NOTLARI SORULAR SUNULAR MAKALELER REHBERLİK FOTOĞRAFLAR İLETİŞİM

 

 


New Page 2

DERS NOTLARI

SORULAR

SUNULAR

MAKALELER

New Page 2

2017 Makale Arşivi

2016 Makale Arşivi

2015 Makale Arşivi

2014 Makale Arşivi

2013 Makale Arşivi

2012 Makale Arşivi

2011 Makale Arşivi

2010 Makale Arşivi

2009 Makale Arşivi

2008 Makale Arşivi

2007 Makale Arşivi

REHBERLİK

DOKÜMANLAR

SINAV SORUSU PAYLAŞIMI

FOTOĞRAFLAR

İLETİŞİM

 

                                                                                                                                      
   Cebriye (Emeviler) Ve Mutezile’nin (Abbasiler) Türkler Elinde Son Bulması
 Son Güncelleme: 30.05.2014    

      İslam öncesi toplumlarda ve dinlerde de (İslam dininde de) kader konusunda üç yaklaşım hakim olmuştur. İlk görüş her şey kaderin eseridir deyip insan iradesini reddedenlerin görüşüdür. İkincisi insan iradesini yüceltip Allah’ın iradesini ve kaderini yok sayanların görüşüdür. Üçüncüsü ise Allah’ın iradesi ve insanın iradesini kabul edip sınırlarını anlamaya, belirlemeye çalışanların görüşüdür. İlk iki görüşü temel kabul eden mezhepler günümüze kadar gelmese de bu görüşler başka mezhepler içinde kendilerine yer bulmuştur. Bu iki görüşün ve bu iki görüşü savunan Cebriye ve Mutezile adlı iki itikadi mezhebin anlaşılması başka bir çok konunun anlaşılmasını sağlamaktadır.
Cebriyye’ye göre; insan yaratılmadan önce Allah‘ın koymuş olduğu mutlak ve değişmez bir hüküm vardır. Daha sonra yaratılan insan ise diğer tüm yaratılmışlar gibi takdir edilen bu kurallar ve hükümlerin dışına çıkamaz. Allah‘ın ortaya koyduğu bu hükümler karşısında insanın durumu, havada rüzgar karşısında oradan oraya savrulan bir tüy veya bir yaprak gibidir. Kısacası insanın yapmış olduğu bütün fiilller yani iyilikler ve kötülüklerin tümü cebrdir. İnsan mecburen bu fiilleri yapar.
Ayrıca Cebriyye, ortaya koyduğu görüşlerde Allah‘ın ilim ve kudretinin geneli kapsadığını belirten ayetleri ve hadisleri delil olarak ortaya koyarken, insanın sorumluluğunu, fiillerinde emir ve yasaklara  muhatap olduğunu bütün yaptıklarından hesaba çekilip ceza veya mükafat alacaklarını bildiren ayet ve hadisleri de asli manalarından uzaklaştırarak mecazi anlamlar yüklemişlerdir. Mükafat ceza gibi meseleleri açıklayabilecek bir delil ortaya koyamamışlardır.
Emeviler döneminde cebr fikri devlet politikası haline gelmiştir. Emevi ailesi, Cebriyye‘nin ortaya koyduğu kader inancını teşvik etmişti. Çünkü bu görüşe göre bütün yaptıkları işlerde diğer bir ifadeyle kötülükler de kendileri değil Allah‘ın iradesi vardı. Allah onların kötülük yapmasını dilemişse yapılacak bir şey yoktu. Kendilerinin iktidarı da kader idi. Onlara kayıtsız şartsız itaat gerekiyordu. Kendilerine karşı gelmek, Allah’ın kaderine yani Allah’a karşı gelmek idi. Fakat daha sonra bu görüşe anti-tez olarak Kaderiyye görüşü ortaya çıktı.
Kaderiyye, her ne kadar sözlükte “kadere mensup olan, kader taraftarı” gibi manalara gelse de bu fırkanın ilk ortaya çıkışından itibaren sözlük anlamının tam tersi bir anlamda,”sorumluluk gerektiren fiillerle ilgili konularda ilahi irade ve takdiri reddedenler için” kullanılmıştır. Yani kaderi inkar edenlerdir. Bu adlandırmanın “kadere ölçüsüzce dalanlar” manasında da kullanıldığını belirten görüşler de vardır. Sık kullanılmasa da bu fırkaya “ehlü‘l kader” denildiği de görülmüştür.

Bazı görüşlere göre bu isimler, diğer muhalif grup ve fırkalar tarafından, bazı hadis metinlerinde kadercileri Mecusilere benzeten rivayetlerin de etkisiyle kötüleme, alay etme ve küçük düşürme maksadıyla kullanılmıştır. Yine aynı hadis-i şerifler sebebiyle kaderi inkar eden kişiler kendilerini temize çıkarmak için  -aslında Kaderiyye başkalarıdır- diyerek başkalarını itham etmişlerdir.
Devlet adamlarının (Emevilerin) zulmünden kurtul¬mak düşüncesinin onları bu prensibi benimsemeye zorladığı söylenir. Eğer insan kendi fiilinin yaratıcısı ol¬mazsa, yaptığı zulümden Allah indinde so¬rumlu olmadığını zannedebilirdi. Bu dü¬şünce de idarecileri zorbalığa yöneltebilir¬di. Halbuki insanın kendi fiilinin hâliki ol¬duğu kabul edilirse, hükümdarların yaptık¬ları zulümlerin cezasını çekmekten korka¬rak idarede adalet üzerine davranmaları dü¬şünülebilirdi. Hâsılı Mutezile′nin bu pren¬sipten beklediği sonuç bu idi.
  Bu kısa girişten sonrası iki alıntıdır. İlk alıntı Ebulfeyz Elçibey’den ikinci alıntı ise Doç. Dr. Mehmet Azimli’nin “İslam′ın Özgürlükçü Yorumunun (Mutezile) İktidarla İmtihanı” başlıklı yazısındandır.
Ebulfeyz Elçibey’i Azerbaycan Cumhurbaşkanı ve Türk milliyetçisi olarak tanırız. Aynı zamanda Arap dili uzmanı ve tarihçi bir bilim adamıdır. “Bütöv Azerbaycan Yolunda” isimli kitabında İbn-i Hallikan’ın “Vefayatu’l-Ayan” adlı kitabından bazı bölümler aktarıyor. Konumuzla ilgili kısım ikinci bölüm olmakla beraber yazının bütünlüğünü bozmamak için Selahaddin Eyyubi ile ilgili bölümü çıkarmadan paylaşıyorum;

1 2 3 4 5