DERS NOTLARI SORULAR SUNULAR MAKALELER REHBERLİK RESİMLER İLETİŞİM

 

 


New Page 2

DERS NOTLARI

SORULAR

SUNULAR

MAKALELER

New Page 2

2017 Makale Arşivi

2016 Makale Arşivi

2015 Makale Arşivi

2014 Makale Arşivi

2013 Makale Arşivi

2012 Makale Arşivi

2011 Makale Arşivi

2010 Makale Arşivi

2009 Makale Arşivi

2008 Makale Arşivi

2007 Makale Arşivi

REHBERLİK

DOKÜMANLAR

SINAV SORUSU PAYLAŞIMI

RESİMLER

İLETİŞİM

 

                                                                                                                                      
   Atatürk ve Türk Tarihi
 Son Güncelleme: 01.01.2018    

 Atatürk’ün hayatını tetkik ettiğimizde, O’nun, Türk milletini hemen hemen bütün yönleriyle çok iyi tanıdığını görürüz. Şöyle ki; Askeri mesleği icabı, rütbelerine göre, savaş meydanlarında vatanını ve milletini çeşitli yönleriyle yakından tanımıştır. Bunun yanısıra, küçük yaştan beri devamlı tarihi eserler okuması, onun Türk tarihi hakkında geniş bilgi edinmesine yardımcı olmuş, Türk milletini tanıdıkça, onun ne büyük hasletlere sahip yüce bir millet olduğunu anlamaya başlamıştır. Türk milletine karşı duyduğu engin sevgi ve güvendir ki, kötü şartlara rağmen, O’nu Türk milletinin istiklali için mücadele bayrağını açmağa sevk etmiştir. O’na göre, Türkler gibi büyük ve asil bir millet “ esir yaşamaktansa mahvolsun daha iyi “idi. Türk milletini çok seven ve onun hiçbir hakkının elinden alınmasına tahammül edemeyen büyük Atatürk, milletinin önüne düşerek selamete çıkmasını sağlamıştır.Çok okuyan ve iyi bir tarih bilgisine sahip olan Atatürk, o devir Batı dünyasının Türkler hakkında beslediği haksız fikirleri bilen bir insandı. Zengin bir kültüre ve büyük bir medeniyete sahip olmadığını iddia ettikleri Türklerin, asırlarca Avrupa’nın yarısına hükmettiklerini bir türlü affedememiş olan Hıristiyan Batı dünyasının, Türkleri yalnız Avrupa’ dan değil, Anadolu’ dan da atmak istediklerine şahit olan Atatürk, bu hücumu durdurabilmişti. Atatürk, Milli Mücadelenin ilk yıllarımdan itibaren, bu gibi haksız tutumlara karşı çıkmış ve Türk tarihinin büyük medeniyet ve zengin kültürle bezenmiş olduğunu ve bunun da zamanı geldiğinde ortaya konacağını söylemiştir. Nihayet, büyük zafer kazanıldıktan, Türk devletinin yeniden kurulması ve Anadolu’nun ebediyen Türk vatanı olarak kalacağı bütün dünyaya gösterildikten sonra Atatürk, ortaya koyduğu ilkeler ve yaptığı inkılaplarla, bir taraftan Türk milletinin muasır medeniyet seviyesine ulaşmasını, eski Türk kültür ve medeniyetinin bütün ihtişamiyle meydana çıkarılması hususunda gerekli çalışmaların yapılmasını emretmiştir.Atatürk’ ün, Türk tarihinin kısa zamanda araştırılması için verdiği direktiflerin şu iki gayeye yönelik olduğunu görmekteyiz:a) Türk tarihi başlangıçtan itibaren iyi şekilde araştırılacak ve Türk’lerin kültür ve medeniyet dünyasına katkıları, yetiştirdiği büyük şahsiyetlerin insanlığa hizmetleri ortaya konacaktır. Böylece, dünya Türklerin nasıl şerefli bir geçmişe ve zengin bir kültüre sahip olduğunu öğrenecek veyeni yetişen Türk çocukları da atalarının şanlı tarihinden haberdar olacak, onlarla övüneceklerdi. Bu, aynı zamanda, Türk milletinin milli birliğini ve heyecanını kuvvetlendirecek, Milli Mücadele yıllarında olduğu gibi, Türkler için, güçlükleri yenmede ve muasır medeniyet seviyesine ulaşmada büyük bir destek olacaktı.b) Atatürk’ ün gösterdiği ikinci hedef ise Batılıların bize vatan olarak çok gördükleri Anadolu’ nun, eski tarihinin araştırılması idi. Atatürk düşünmüştür ki, belki Türkler, 1071 Malazgirt zaferinden önce de Anadolu’ya gelmiş olabilirler. Şayet, tarihin ilk çağlarında, Asya’ dan gelerek Anadolu’ ya medeniyetler kurmuş kavimler arasında Türklerin de bulunduğu tespit edilirse, Batılı bir kasım çevrenin, “Türkler Anadolu’ya sonradan gelen bir millettir, geldikleri yere dönmelidirler” iddiasını çürütmek mümkün olacaktır.Peki bu nasıl gerçekleşmiştir? Atatürk’ün bu hususun gerçekleşmesi için daha İstiklâl Harbi yıllarında başlattığı çalışmalarım Cumhuriyetin ilânından sonra hızlandırdığını görürüz. O, bunu iki safhada geliştirmeye çalışmıştır. Bunlardan birincisi maarif, ikincisi ise Türk Ocakları idi. 1 Mart 1922’de, yani İstiklâl Harbi’nin hâlâ devam ettiği günlerde, TBMM’nin I. Dönem 3. Toplantı yılını açarken yaptığı konuşmada Türk Millî Eğitimi’nin ilk hedefinin okuma-yazma ile birlikte fertlere vatanını, milletini, dinini, örf ve adetlerini, tarihini öğretmek olduğunu söylemiş ve ikinci hedefinde “yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize, görecekleri tahsilin hududu ne olursa olsun, en evvel ve her şeyden evvel Türkiye’nin istiklâline, kendi benliğine ve millî geleneklerine düşman olan unsurları öğretmek olduğunu ifade etmiştir. (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, İstanbul, 1945, F, a. 224) Atatürk 27 Ekim 1922’de öğretmenlere ve öğretim üyelerine verdiği direktifte ise şunları söylüyordu: “Milletimizin siyasî, içtimaî hayatında, milletimizin fikri terbiyesinde yegâne rehberimiz ilim ve fen olacaktır… Milletimizi yetiştirmek için asıl olan mekteplerimizin ve darülfünunlarımızın aynı ilim ve fen yolunu takip edeceğiz.” (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, II, s. 42-45)Atatürk, Türk tarihini sevmekle kalmamış, bu hususta çalışanlara da yakın alâkasını esirgememiştir. Nitekim Büyük Önder, Fuat Köprülü’nün 1923 yılında yayınladığı Türkiye Tarihi’ni okuduktan sonra müellifine şu mektubu göndermiştir:“Darülfünun ‘Türk Edebiyatı Tarihi’ Müderrisi Köprülüzâde Mehmet Fuat Beyefendiye,Türkiye Tarihi’nizin, gönderilen, birinci kitabını büyük zevk ve istifade ile okudum. Eser kıymetlidir, mühimdir. Bunu vücuda getirmek için sarf ettiğiniz ve edeceğiniz mesaiyi takdir ederim. İhtisasınızın tecelli edecek eserleri millete, cumhuriyete ifa olunabilecek hizmetlerin en kıymetli mertebesinde bulunacaktır.İlim feyzine teşne olanlarla beraber mütakip kitaplarınızın intişarına intizar ederim efendim. Türkiye Reisicumhuru Gazi Mustafa Kemâl” Millî heyecanın ancak millî tarih şuuru ve millî kültür ile kuvvetlenip devam edeceğine inanan Atatürk, millî tarih araştırmalarına büyük ehemmiyet vermiştir. Zira O, millî tarihi yabancıların gözleriyle görmenin, daha doğrusu, onların gösterdikleri şekilde anlamanın bir millet için ne büyük bir gaflet olduğunu çok iyi bilen bir insandı. İktisadî ve siyasî istiklâle kavuşturduğu milletini manevi istiklâle kavuşturmak için bu memlekette tarih araştırmalarının gelişmesine büyük önem veriyordu.Türk Milleti’nin kaderinin Batı medeniyetinin beşiği olan Avrupa ile sıkı sıkıya bağlı olduğunu gören Atatürk, Batı medeniyeti dünyasına girmeden evvel Türk Milleti’nin millî kültürüne mutlaka sahip çıkarak kuvvetlendirmesi zaruretine inanıyordu.

1 2 3