DERS NOTLARI SORULAR SUNULAR MAKALELER REHBERLİK RESİMLER İLETİŞİM

 

 


New Page 2

DERS NOTLARI

SORULAR

SUNULAR

MAKALELER

New Page 2

2017 Makale Arşivi

2016 Makale Arşivi

2015 Makale Arşivi

2014 Makale Arşivi

2013 Makale Arşivi

2012 Makale Arşivi

2011 Makale Arşivi

2010 Makale Arşivi

2009 Makale Arşivi

2008 Makale Arşivi

2007 Makale Arşivi

REHBERLİK

DOKÜMANLAR

SINAV SORUSU PAYLAŞIMI

RESİMLER

İLETİŞİM

 

 

                                                                                                                                      
   Atatürk Ve Milli Hakimiyet
 Son Güncelleme: 17.11.2017    

     Bilindiği üzere Anadolu, tarihin her devrinde önemini muhafaza etmiştir. Doğu ile batı arasında daimi geçiş noktası olması stratejik bakımdan ehemmiyetli olan su ve ticaret yollarının burada bulunması, bölgenin önemini daha da artırmıştır.
     Dünya üzerinde söz sahibi olmak isteyen devletler her devirde Anadolu’ya öncelikle hakim olmanın gerektiği şuuruna varmışlardır. Bu sebeple Anadolu üzerinde günümüz de dahil olmak üzere, asırlarca bir çekişme süregelmiştir. 
     Diğer taraftan, Arapların ve İranlıların hayatiyetlerini kaybetmelerinden sonra Türklerin İslamiyet’i kabul etmeleri ile başlayan yeni tarihin en büyük hadiselerinden biri de hiç şüphesiz Yakındoğu’nun ve bilhassa Anadolu’nun Türkleşmesi ve İslamlaşması ve ayrıca Anadolu’da Türkiye Devleti’nin kurulmasıdır. 
Bundan dolayı, Türklerin Anadolu’ya hakim olmaları ve buraları kendilerine yurt edinmeleri, Avrupalıları hayli tedirgin etmişti.; daha sonraları Türklerin buralarda büyük devletler kurması ve bu devletler sayesinde Avrupa içlerine kadar ilerlemeleri batılıları sindirmişti. 
     Böylelikle konuya girecek olursak 1071 yılında Türkler, Anadolu’ya girmeye başlamalarıyla beraber, Avrupalılara karşı taarruz durumuna geçmiştir. Bu taaruz 1683 yılına kadar Türklerin üstünlüğü ile devam etmiştir. 1683 yılında Türklerin Viyana’da yenilmesiyle Avrupalıların taarruz durumuna geçtiği görülmüştür.  İşte bu taarruz, ancak 1921 yılında Sakarya Meydan Muharebesi ile durdurulmuş ve 1922 yılında Büyük Taarruz’la geri püskürtülebilmiştir.
Osmanlı Devletinin son dönemlerinde, yani XIX. yy’ın başından itibaren karşımıza çıkacak olan Şark Meselesi’nin altındaki gerçek büyük ehemmiyeti olan Ortadoğu bölgesindeki Türklerin hakimiyetine son vermekti.
     Ayrıca şunu belirtmekte fayda var ki, Türkler İslam’ın hamisi ve İslam aleminin önderi durumuna geçmiş olmakla birlikte Avrupa için Şark Meselesi Türk veya Osmanlı Meselesi halini almıştır. Durum bu olunca, artık İslamiyetle Türklük aynı anlamı ifade etmeye başlamıştı. Böylece Türk ve Avrupa mücadelesi Şark Meselesinin temelini oluşturmuştur. 
     Bu zihniyetle hareket eden Avrupalılar, Türk Devletini yıkmak için ellerinden gelen her türlü gayreti gösteriyorlardı. Burada, Ortadoğu’nun zirai ve stratejik öneminden başka son çağda önemini kazanan petrolün rolünü de gözönünde bulundurmak gerekir. 
     Bütün bu hadiselere bağlı olarak, 1914 yılının Kasım ayı başında Almanya ve müttefikleri safında 1. Dünya Savaşı’na katılan Osmanlı Devleti, çeşitli cephelerde hususiyle Çanakkale’de zaferler kazanmasına rağmen yenilmiş ve İngiltere’den ateş kesilmesini istemişti. Bunun üzerine, İttihat ve Terakkinin son sadrazamı Talat Paşa istifa ederek, 14 Ekim 1918’de iktidara gelen Ahmet İzzet Paşa Hükümetinin Bahriye Nazırı Rauf Bey 30 Ekim 1918 günü, Limni adasında İngiliz Amirali Galthopre ile Mondros Mütarekesi’ni imzalamıştı. 
     Nitekim uzun süredir büyük batı devletleri tarafından Hasta Adam olarak nitelenen Osmanlı İmparatorluğu’nun mirasını bölüşme çabaları başlamıştı. Osmanlı topraklarının yanı sıra Türklerin yaşamakta olduğu Anadolu’ya da hakim olabilmek için batılı devletler bu toprakları da paylaşma hayaline düşmüşlerdi.
    Bu durum karşısında halk, devletten beklediğini bulamamış, canını, namusunu, malını korumak amacıyla kendisini savunma durumuna düşmüş ve küçük gruplar halinde Milis Kuvvetleri meydana getirerek Bağımsızlık Savaşı’nı başlatmıştı. Böylelikle içine düşürüldüğü bu karanlık günlerde de Türk milleti şahlanarak harekete geçmesini bilmişti. Onunu bu şahlanışı, Mondros Mütarekesi’yle, kendisi için alınan kararlara boyun eğmeyerek, başkalarının kendisine tayin edeceği akıbeti kabul etmeyeceğini belirtmek üzere, bir yandan milli kongreler aktederken öte yandan da haklarını savunmak maksadıyla cemiyetler kurarak yaşama azim ve kararında olduğunu göstermek şeklinde ortaya çıkmıştır.  Kısaca Türk milleti bu tür faaliyetlerde bulunmakla, Mondros Mütarekesi hükümleriyle kendisini bağlı saymamıştır. O sebeple de direnişe geçmiş, kendisine yapılmak istenilen haksızlıklara karşı önce sözle, gerektiği taktirde de silahla karşı koymak olduğunu göstermiştir.
     Bu sırada İstanbul’da aradığını bulamayan Mustafa Kemal Paşa, müstakil yeni bir Türk Devleti kurmak emeliyle yola çıkarak, Anadolu’daki dağınık çalışmaları birleştirmek için 
--------------------------------------------------------------------------
 *  Fırat Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Bölümü - ELAZIĞ
  1-Necdet Kurdakul, Osmanlı İmparatorlu’ndan Ortadoğu’ya “Belgelerle Şark Meselesi”, İstanbul, 1976, s.9.
  2-Oğuz Ünal, Horasan’dan Anadolu’ya, Ankara, 1980, s.205.
  3-Bayram Kodaman, Şark Meselesi Işığı Altında Sultan II. Abdülhamit’in Doğu Anadolu Politikası, İstanbul, 1983, s.163.
  4-B. Kodaman, a.g.e., s.7.
  5-Ercüment Kuran, “Türk Tarihinde Milli Egemenlik Kavramı – 1919 –1924 Dönemi”, Atatürk’e Armağan, 19 Mayıs Üniv. Yay., Samsun, 1988, s.24.

1 2 3