DERS NOTLARI SORULAR SUNULAR MAKALELER REHBERLİK RESİMLER İLETİŞİM

 

 



New Page 2

DERS NOTLARI

SORULAR

SUNULAR

MAKALELER

New Page 2

2017 Makale Arşivi

2016 Makale Arşivi

2015 Makale Arşivi

2014 Makale Arşivi

2013 Makale Arşivi

2012 Makale Arşivi

2011 Makale Arşivi

2010 Makale Arşivi

2009 Makale Arşivi

2008 Makale Arşivi

2007 Makale Arşivi

REHBERLİK

DOKÜMANLAR

SINAV SORUSU PAYLAŞIMI

RESİMLER

İLETİŞİM

   Atatürk Ve Cumhuriyet
 Son Güncelleme: 30.10.2017    


           Girmiş olduğu Birinci Dünya Savaşı’ndan mağlup olarak çıkan Osmanlı İmparatorluğu sonuçta 30 Ekim 1918 tarihinde Mondros Müterakesi’ni imzalama durumuna gelmesi ile itilaf Devletleri’ne, büyük imparatorluğu kendi istedikleri şekilde ortadan kaldırma fırsatını vermişti. Adı geçen müterakeden istifade eden İtilaf Devletleri Atatürk’ün dediği gibi, “Türk ata yurduna ve Türk’ün istiklaline tecavüz etmeye” başlamışlardır.

            Bu durum karşısında halk, devletten beklediğini bulamamış, canını, namusunu, malını korumak amacıyla kendisini savunma durumuna düşmüş ve küçük gruplar halinde Milis Kuvvetleri meydana getirerek Bağımsızlık Savaşı’nı başlatmıştı. Böylece Mondros Müterakesi ile eli kolu bağlı bir hale getirildiği bir sırada, tevekküle botun eğmeyerek, başkalarının kendisine tayin edeceği akıbeti kabul etmemiştir. Bunun üzerine Türk milleti haklarını savunmak amacıyla milli cemiyetler kurarak, yaşama azim ve kararında olduğunu göstermiştir.

            İşte İstanbul’daki mevcut yöneticilerin, Anadolu’nun işgaline kayıtsız tutumu, her şeyi oluruna bırakması ve İngilizlerin bütün arzularına boyun eğmesi memlekette yer yer bir takım milli teşekküllerin kurulmasına yol açmıştı.

            Bunun üzerine M. Kemal Paşa, 5 Kasım 1918 günü Adana’da sınıf, silah ve ideal arkadaşı Ali Fuat Paşaya : “Artık milletin bundan sonra kendi haklarını kendisinin araması ve müdafaa etmesi, bizlerin de mümkün olduğu kadar bu yolu göstermemiz ve bütün ordu ile beraber yardım etmemiz lazımdır” şeklinde söylemiş olduğu sözleriyle ilk Milli Mukavemet fikrini ortaya atmıştır. Daha milli mücadele başlamadan, halkın milli direnişte söz sahibi olmasını savunmuştur.

            Daha sonra Mustafa Kemal Paşa İstanbul’a gitmiş ve burada da mücadele fikrini ortaya atarak, bu uğurda gayret sarf etmiştir. Bunun sonucu olarak Mustafa Kemal Paşa, müstakil yeni bir Türk Devleti kurmak emeliyle yola çıkarak, Anadolu’daki dağınık çalışmaları birleştirmek için Samsun’dan başlamak üzere, Amasya, Erzurum ve Sivas’da faaliyetlerde bulunmuş neticede Türk milletinin isteği doğrultusunda yurdu kurtaracak milli bir teşkilat tesis etmişti. Bunu yeterli görmeyip, Ankara’da da Büyük Millet Meclisi’ni teşekkül ettirip, Türk Milli Mücadelesi’ni dünyaya duyurmaya çalışmıştı.

            Böylece hayatının 39. yılına bastığı ayda Mustafa Kemal Paşa, Türk milletini kurtarma ve yeni bir devlet tesis etme devrine girmiş oluyordu. Öte yandan Mustafa Kemal Samsun’a çıktıktan sonra İstanbul’da sadaret makamına yazdığı raporda : Türklüğün yabancı idaresine tahammülü olmadığını, İzmir’in Türklerce önemli vilayetlerden biri olduğu, hiç bir yabancının memleketimizi işgaline razı olamayacağımızı, askeri kuvvetle yapılan bu işgalin geçici olduğunu ifade ettikten sonra,  Milli Mücadelenin istikametini şöyle tayin ediyordu: “Millet tek vücut olup, hakimiyet esasını ve Türk duygusunu hedef tutmuştur.” Böylece Milli Mücadelenin birliğe, Milli hakimiyet ve Türk milliyetçiliği fikrine dayanacağını belirtiyordu. Atatürk işte böyle bir görüş ve imanla mücadeleye başladı. Atatürk’te bu güven duygusu hesaba katılmadıkça Milli Mücadeleyi izah etme imkanı yoktur. Atatürk, millete olan güvenini,sonradan  nutkunda su sözlerle dile getirecekti : “Ben 1919 senesi Samsun’a çıktığım zaman elimde maddi hiç bir kuvvet yoktu. Yalnız büyük Türk milletinin  asaletinden doğan ve benim vicdanımı dolduran yüksek manevi kuvvet vardı. Ben işte  bu milli kuvvete bu Türk milletine güvenerek işe başladım.”

            Gerçekten de Mustafa Kemal, müsait olmayan bu şartlarda başlattığı milli istiklal mücadelesini başarmak için millete, milletin azim ve kararına müracaat etmiştir. Nitekim daha 1919 yılında yayınlanan Amasya tamiminde “Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır” demiştir. O zamana kadar kimsenin söylemeğe bile cesaret edemediği bu açık samimi ve cesur görüşler, Erzurum Kongresi’nde “Kuva-yı Milliye’yi amil ve millet iradesini hakim kılmak esastır” maddesiyle yerini almıştır.

            Böylelikle, Milli Mücadelemizin her safhası, bu mücadelenin kahraman öncüsünün dehasını göstermesi bakımından olduğu kadar, hürriyet ve istiklaline bağlı milletimizin sahip bulunduğu meziyetleri ortaya çıkarması bakımından da gelecek nesillere her zaman gurur, şevk ve heyecan veren bir muhteva taşımaktadır.

            İnanılması güç noktalardan biri, Mustafa Kemal’in açılacak yeni bir savaştan Türk milletinin galip çıkacağına ta başından inanmış olarak Milli Mücadelenin öncülüğünü yapmış olmasıdır. Gerçekten de, Mustafa Kemal, Anadolu’ya geçer geçmez yeni bir mücadelenin zaruretini olduğu kadar, bu mücadeleden muzaffer ayrılacağımıza olan sarsılmaz kanaat ve imanını da her vesile ile intikal ettirmeğe önem vermiş ve bu suretle, mütareke döneminin memlekette açtığı yılgınlık havasını dağıtmaya gayret etmiştir. Atatürk’ün daha kongre toplanmadan, Erzurum Müdafaa-i Hukuk teşkilatıyla yaptığı ilk temaslarında bile işlediği konu budur.

            Nitekim, Erzurum Kongresi sırasında 9 üyelik Heyet-i Temsiliye seçildi ve Mustafa Kemal Paşa başkan oldu. Bu heyetin yetkileri çok genişti. O derece ki; Heyet-i Temsiliye ye vatanın tamamiyetini ve milletin istiklalini temin hususunda her türlü tedbir ve siyasi icrada bulunma yetkisi verilmişti. Daha sonra gerçekleşen Sivas Kongresi sırasında ise; Heyet-i Temsiliye ye altı yeni üye seçilerek, Erzurum Kongresi’nden sonra, üye olan Refet Bey ile birlikte, sayı 16’ya yükseltilmişti. Kısaca şunu belirtmek isterim ki, Heyet-i Temsiliye Anadolu’da kurulan Erzurum ve Sivas Kongrelerine katılan üyeler tarafından seçilmiş, yani milletin iradesini temsil eden geçici bir hükümet durumuna gelmişti. Böylece Heyet-i Temsiliye yer yer işgal altında bulunan kutsal Anadolu topraklarını savunma görevini fiilen üstlenmiş oluyordu.

1 2 3