DERS NOTLARI SORULAR SUNULAR MAKALELER REHBERLİK RESİMLER İLETİŞİM

 

 



New Page 2

DERS NOTLARI

SORULAR

SUNULAR

MAKALELER

New Page 2

2017 Makale Arşivi

2016 Makale Arşivi

2015 Makale Arşivi

2014 Makale Arşivi

2013 Makale Arşivi

2012 Makale Arşivi

2011 Makale Arşivi

2010 Makale Arşivi

2009 Makale Arşivi

2008 Makale Arşivi

2007 Makale Arşivi

REHBERLİK

DOKÜMANLAR

SINAV SORUSU PAYLAŞIMI

RESİMLER

İLETİŞİM

   Milli Mücâdele’de Güney Cephesi Ve Suriye İle İlişkiler
 Son Güncelleme: 13.07.2017    

MİLLİ MÜCÂDELE’DE GÜNEY CEPHESİ VE SURİYE İLE İLİŞKİLER
Güney NUR[1] (*)
 
                Köklü bir tarihe ve zengin bir medeniyete sahip olan Türk milleti yaşadığı ve hakim olduğu bölgelerde her zaman önemli bir güç merkezi olmuş ve o günkü şartlar altında mümkün olan en uzak bölgelere giderek oralarda etkin bir rol oynamıştır. Bu suretle Türk milletinin 1299 yılında Anadolu coğrafyasında kurduğu Osmanlı Devleti 16. yüzyılın sonlarına doğru dünyanın 3 kıtasına hakim olmuş, dünyanın en kuvvetli ve en ihtişamlı devleti olmuştu.  Osmanlı Devleti’nin kuruluşuyla başlayan fetih politikası ve onun Avrupa’daki komşularına karşı olan üstünlüğü 1683 Viyana bozgunu ile son bulmuş ve bu bozgun onun geri çekilişinin başlangıcı olmuştur. Bu tarihten sonradır ki, dünyada meydana gelen ekonomik, askeri ve siyasi gelişim ve değişmelere paralel hareket edemeyen Osmanlı Devleti çok sayıdaki sebeplerden dolayı zayıflama sürecine ve arkasından çöküş sürecine girerek XIX. yüzyılın başından itibaren sömürgeci niyetler taşıyan bazı Avrupa devletlerinin bu amaca yönelik politikalarının tatbik edildiği alan haline gelmiştir. Tüm bunların neticesinde de onun parçalanması ve yok edilmesi süreci başlamıştır.
Bu arada Sanayi İnkılabını gerçekleştiren Avrupa ilim ve teknikteki ilerlemenin kendisine sağlamış olduğu üstünlükler sayesinde tabiatın zenginliklerini ve diğer toplulukları sömürmeye başlamış ve böylece “SÖMÜRGECİLİK” devrini açmıştır.[2] Bu tarihten itibaren kendi egemenlik alanlarını genişletmek üzere sömürgecilik hareketlerine girişen Avrupalı devletler çok geniş bir alana yayılan Osmanlı İmparatorluğunun topraklarını paylaşma konusunda birbirleri ile yarışa girmişlerdir.[3] Zira Osmanlı Devleti kendileri için hem hammadde hem de pazar niteliğinde olabilecek önemli bir coğrafyadaydı. 
Diğer taraftan Sanayi İnkılâbı neticesinde başlayan sömürge elde etme yarışı 1914’te I. Dünya Savaşı’nın patlak vermesine yol açmıştı. 24 Temmuz 1914’te Avusturya’nın Sırbistan’a saldırmasıyla başlayan ve ilk aşamada Avrupa savaşı olarak adlandırılan bu savaş Osmanlı Devleti’nin harbe katılmasıyla tam bir dünya savaşı halini almıştı. Osmanlı Devleti Çanakkale cephesinde düşmana karşı büyük bir zafer kazanmasına rağmen Suriye cephesindeki durumu iyi görünmüyordu. 1918 yılının yaz aylarını taarruz hazırlığı ile geçiren Allenby Türk kuvvetlerini yenmek maksadıyla 200.000 kişilik bir kuvvet toplayarak Yafa’dan Hayfa doğrultusunda uzanan kıyı bölgesinde saldırıya karar vermiş ve kuvvetlerinin dörtte üçünü burada toplamıştı.[4] Bu sırada M. Kemal Paşa 26 Ağustos 1918’de Halep’ten Nablus’a geçmiş, burada yaptırdığı keşifler ve  aldığı  istihbarat sonuçlarına göre bir düşman taarruzunun başlamak üzere olduğunu tespit etmişti. [5] Bu tespitten hemen sonra 19 Eylül’de İngiliz orduları komutanı Allenby Yıldırım ordularına karşı büyük bir taarruza geçti. İngilizlerin amacı Şeria’nın batısındaki Türk ordularının tamamen imha etmekti.[6] 19 Eylül’de İngiliz ordusunun 7. ordunun karargahının bulunduğu Nablus’a doğru hareketinden sonra burada meydana gelen Nablus Meydan Muharebesi’nde Türk kuvvetleri bu saldırıya karşı zaman zaman çetin bir direnme göstermesine rağmen çekilmeye başlamıştı. Bu muharebede M. Kemal Paşa’nın 7. Ordusu dayanırken 8. Ordu yıpranmaya başlamıştı. İngiliz taarruzlarının devam etmesi üzerine de 7. Ordu Halep’e doğru çekilmeye başlamıştı.[7]
Bu çekilmenin yanı sıra Mustafa Kemal Paşa Halep’te düşmanla ve asi Araplarla yaptığı son muharebeyi kazanmış ve düşman ilerlemesi 26 Ekim 1918’de durdurulmuştu.[8] Mustafa Kemal Paşa artık Suriye’yi savunmanın gereksiz olduğunu asıl savunulacak yerin Anadolu olduğunu görmüş, bu sebeple emrindeki kuvvetleri Halep’in 5 km kuzeyine çekmiştir. Bu çekilme esnasında Suriye dahilindeki şimendifer hatları ve yollar iyice tahrip edilmiş olduğundan İngiliz ordularının süratle ilerleme imkânı kalmamıştı. Bu suretle Türk cephesi Halep’in kuzeyinde istikrar bulmuştu.[9] 
Mustafa Kemal Paşa bundan başka Katma’daki  karargâhında vatanın savunulması için kurulacak Müdafaa-i Hukuk teşkilatlarının ilk hücrelerini burada meydana getirecekti. M. Kemal Paşa Türklerin bir gün kendi öz topraklarında savaşmak zorunda kalacaklarını önceden tahmin etmiş ve fazla silahları bölge halkına dağıtarak iş görecek “Çete Harbi” için Kuva-yi Milliye teşkilatının kurulmasını planlamış[10] bunun için bölgede çeşitli zabitler görevlendirmişti. Bu bağlamda çalışmamıza konu olan Özdemir Bey’in  muhtemelen 7. ordu çekilirken  Mustafa Kemal Paşa tarafından bölgedeki milis kuvvetleri tensik etmek üzere görevlendirildiğini tahmin etmekteyiz. Zira M. Kemal Paşa daha sonra 12 Temmuz 1920’de  mecliste yapacağı durum değerlendirmesinde Harb-i Kebir’in bittiğini ve Harbi Sağir’in başlayacağını söylemişti. M. Kemal Paşa bütün milletin savaşma azmini zinde tutabilmek için küçük müfrezelerin oluşturulması gerektiğini, bu müfrezelerin başında bazı zabitlerin olacağını ve bu suretle gerilla teşkilatının yapılacağını açıklamıştı.[11] M. Kemal Paşa konuşmasına şöyle devam etmiştir : “Önemle üzerinde duracağımız nokta bu müfrezelerden kıta, alay ve tabur teşkil etmek. Efendiler size teminat veririm , dünyanın hiçbir milleti bin türlü müşkilat ile paralar ve seneler, meşakkatler sarf ederek vücuda getirdikleri zabitlerini hiçbir vakit kütleler halinde bulundurarak ateş altına almaz. Bir zabit kolay yetişmez.[12]”
Diğer taraftan Özdemir Bey de kendi hatıralarında Türk ordusunun Suriye’yi terkettiği zaman kendisinin Halep’te kaldığını belirtmiştir.[13] Özdemir Bey Suriye bölgesinde Fransızlara karşı oluşan teşkilatların başına geçerek bunları “Suriye – Filistin Kuva-yi Osmaniye” adı altında birleştirmişti. Özdemir Bey’e Halep Merkez Komitesi Başkanı Bilal Bey ile Kurmay Başkanlığı görevini yürüten Natık Bey yardımcı oluyorlardı.[14] Suriye’de oluşan bu milli teşkilatlar bağımsızlık savaşına giren Türk ordularının başarılı olması için çaba sarfedecekti.[15]  Özdemir Beyin kurduğu bu teşkilat Halep, Antakya, Hama, Humus, Lazkiye, Şam, Baelbek, Trablusşam ve Kuneytra’ya kadar genişletilmekle beraber burada kurulan örgütlere Türk, Çerkez ve Araplar da katılıyordu. II. Kolordu Komutanlığı da Halep, Hama, Lazkiye, Samandağ, İskenderun ve Kırıkhan sınırının içinde kalan bölgelerde teşkilatlar kurmuş sahayı 5 bölgeye ayırmıştı.[16] Bu bölgeler ayrı ayrı Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri tarafından idare edildi. Bu teşkilatların başarılı çalışmaları neticesinde Antakya bölgesinde Fransızlara karşı başarılı savaşlar yapıldı. Bu savaşlarda Antakya, Reyhaniye ve Dörtyol çete kuvvetleri bu teşkilatlardan destek almış ancak en büyük yardımı Halep eşrafından sağlamıştı.[17]

1 2 3 4 5