DERS NOTLARI SORULAR SUNULAR MAKALELER REHBERLİK RESİMLER İLETİŞİM

 

 


New Page 2

DERS NOTLARI

SORULAR

SUNULAR

MAKALELER

New Page 2

2017 Makale Arşivi

2016 Makale Arşivi

2015 Makale Arşivi

2014 Makale Arşivi

2013 Makale Arşivi

2012 Makale Arşivi

2011 Makale Arşivi

2010 Makale Arşivi

2009 Makale Arşivi

2008 Makale Arşivi

2007 Makale Arşivi

REHBERLİK

DOKÜMANLAR

SINAV SORUSU PAYLAŞIMI

RESİMLER

İLETİŞİM

 

 

                                                                                                                                      
   Osmanlı Yargılanıyor
 Son Güncelleme: 23.09.2016    

Nihal Atsız
Edebiyat, tarih, coğrafya dersleri okutmakla güdülen gayelerden birisi de, gençlere, millet ve yurt sevgisi aşılamaktır. Bu işin hiç yalan söylemeden, gerçekleri değiştirmeden yapılması gerekir. Çünkü yalancılık üzerine kurulmuş yurtseverlik olamayacağı gibi, gerçeklerin değiştirilmesinden de hiç bir erdem doğmaz. Çocuklar, kendi edebiyatlarını ve tarihlerini okurlarken düşünürler, muhakeme yaparlar, sevinirler, kızarlar, beğenirler, tenkid ederler; fakat sonunda bütün zaferler ve bozgunları İle, iyi ve kara günleri ile Türk tarihi, Türk kültürü, Türklük sevgisi gönüllerinde yer eder. Hattâ bazan bütün o okunan cilt cilt kitaplardan, akıllarda hiç bir şey kalmaz da gönüllerde bir millî sevgi ve inanç kalır, istenilen, ve beklenilen de esasen odur.
Bir milletin çocukları, o milletin iyi oğulları ve kızları olabilmek için hem millî sevgi, hem de millî kin ile yetişmelidirler. Her milletin tarihî düşmanları vardır. Bir milletin çocukları kendi soylarına kötülük etmiş olanları bağışlayarak büyürse, onlara karşı hiç bir öç duygusu beslemezse, yahut kendine hizmet edenleri tanımaz da onları inkâr ederse, bu millet yaşama hakkını kaybeder.
Osmanlı sultanları hakkındaki yersiz iddiaların okul kitaplarına kadar girmesi, işte bu tehlikenin delillerinden birisidir. Ali Canip Yöntem′in, liselerin dokuzuncu sınıflarında okutulan «Edebiyat» adlı kitabındaki bir kayıt, bunlardan birisidir.
Bu kitabın 1937 basımının «Siyasî Tanzimat» bölümünün 185. sayfasında şöyle bir satır var:
« O aralık Abdülmecid tahta geçmişti. Bu her Osmanlı padişahı gibi gaafil ve bîçare bir adamdı.(1)...»
Ali Canip Yöntem, cahil zamane dalkavuklarından birisi bulunsaydı, bu sözün belki o kadar ehemmiyeti olmazdı. «Şuursuz maskaranın biri bir hezeyan savurmuş!» der geçerdik. Fakat bu hüküm, Ali Canip gibi vatansever, hattâ biraz Türkçü bir edebiyat öğretmeninin; Ömer Seyfeddin ile arkadaşlık etmiş, dilin sadeleşmesi hareketlerine karışmış, tarihini iyi bilen "bir aydının kaleminden çıkınca, iş değişmektedir.
Demek, bütün Osmanlı padişahları gaafil ve bîçare! Demek, Türk ordularını zaferden zafere koşturan, Türklüğü ve Müslümanlığı bütün Avrupa′ya karşı savunanların başında bulunan, yurdun her yerini bilim ve sanat eserleriyle dolduran bu insanların arasında bir tanecik bile değerli insan yok, öyle mi?
Bu gaziler ve şehitler ocağına savrulan bu suçlama, vicdanlar için ne ağırdır! Osmanlı ocağında bir ′iki tane çılgın, bir iki tane iktidarsız insan çıkmakla, onların hepsini birden çürütmeye kalkışmak hangi mantığın işidir? Böyle bir .suçlama yapmakla, bir kitabın yanlış bir cümlesine bakıp bütün kitabı çürütmek arasında ne fark olur?


1 2 3 4 5 6 7